Kriter > Siyaset |

Beştepe’den 16 Nisan’a Erdoğan Siyaseti


16 Nisan’da yapılacak Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi referandumuna sayılı günler kaldı. Türk seçmeninin geçmişten günümüze bu türden kritik siyasi karar anlarında tercihlerinin isabeti ve yayınlanan kamuoyu araştırmaları sonuçlarına bakarak referandumdan bir ‘’evet’’ kararının çıkacağı söylenebilir.

Beştepe den 16 Nisan a Erdoğan Siyaseti

16 Nisan’da yapılacak Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi referandumuna sayılı günler kaldı. Türk seçmeninin geçmişten günümüze bu türden kritik siyasi karar anlarında tercihlerinin isabeti ve yayınlanan kamuoyu araştırmaları sonuçlarına bakarak referandumdan bir ‘’evet’’ kararının çıkacağı söylenebilir. Öte yandan referandumun aritmetiği Türk siyasetinin son on beş yılının aritmetiğiyle örtüşmüyor. AK Parti’nin yüzde 50’lik bir seçmen desteğini konsolide ettiği bilinen bir durum.

AK Parti’nin yanında MHP de "evet’"i destekliyor. Kampanya döneminden önce MHP’nin Anayasa değişikliğine mecliste destek verse de referandumda etkili bir kampanya yürütmeyeceği kimilerince dile getirilen bir öngörüydü. Devlet Bahçeli’nin ‘’Bir evet oyum var. Mecliste evet oyu verdiğim gibi referandumda da evet vereceğim’’ açıklaması MHP’nin evet demekle yetineceği ancak aktif bir kampanya yapmayacağı şeklinde yorumlanmıştı. Ancak MHP’nin şimdiye kadarki kampanyası bu öngörüyü boşa çıkardı. Bahçeli süreç içerisinde Mecliste benimsediği pozisyonunu devam ettirdi ve MHP seçmenine dönük güçlü mesajlar verdi. Ancak bu olumlu gelişmelere ve referandumun galibinin ‘’evet’’ olacağının öngörülmesine rağmen AK Parti ve MHP tabanının referandumda ‘’evet’’ oyu etrafında tamamen konsolide olduğu ve firelerin ihmal edilebilir boyutta bulunduğunu söylemek zor.

AK Parti’nin Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin inşası ve kampanyada başı çekmesine ve MHP’nin sistemin önündeki Meclis aritmetiği meselesinin çözümü için katkı sunmuş olmasına rağmen süreç içerisinde dikkatlerin öncelikli olarak çevrildiği isim hiç şüphesiz Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. AK Parti ve MHP’nin çabaları ne kadar yeri doldurulamaz olursa olsun o çabaların üzerine bina edildiği zeminin taşlarını döşeyen isim Erdoğan. Eğer Beştepe Cumhurbaşkanlığı Külliyesi yeni Türkiye’nin yeni hükümet sisteminin merkez üssü olacaksa hem simgesel hem de lafzi olarak Beştepe’nin mimarı Erdoğan’dır denebilir.

Beştepe ve Cumhurbaşkanlığı Sistemi

Beştepe Cumhurbaşkanlığı Külliyesi kurum olarak Cumhurbaşkanlığı ve şahıs plarak Erdoğan’ın merkezinde yer aldığı hükümet sistemi tartışmalarını tüm yönleriyle üzerinden okuyabileceğimiz bir gösterge. Erdoğan ve AK Parti karşıtı siyasetin tüm unsurları jenerik söylemleri ve bildik çarpıtma usulleriyle Beştepe Külliyesi’ni inşaatının başladığı günden bu yana hedef aldı. Külliye ‘’Saray, Kaç-AK Saray (Kaçak Saray), 1001 odalı saray, israf saray, altın klozet ve milyonluk sofra’’ gibi pespayeliklerle itibarsızlaştırılmak istenirken aslında yeni Türkiye’nin yönetim merkezi ve simgesi şekilleniyordu.

İnşaatı başladığında belki de Erdoğan hariç kimsenin aklında yapının bir gün Cumhurbaşkanı yerleşkesi olarak kullanılacağı yoktu. Erdoğan o zamanlar başbakanlık merkezi olarak tasarlanan Külliye’nin gerekliliğini anlatırken başbakanlık ve bakanlıkların fiziksel olarak dağınıklığı ve Türkiye’yi temsil eden yapılar olarak yetersizliğinden bahsediyordu.

Kamuoyuna karşı gerekçelendirmesi bu şekilde ifade edilen yapının bugün Cumhurbaşkanlığı Külliyesi olarak kullanılması ve 16 Nisan’dan itibaren kademeli şekilde yeni hükümet sisteminde yürütmenin merkezi haline gelecek olması, Erdoğan siyasetini anlamayanlar/anlamak istemeyenler tarafından bir çelişki ve eleştiri fırsatı olarak görülebilir. Ancak Erdoğan siyasetinin dinamikliği ve çeşitliliği içerisinde yapının farklılaşan kullanım amacı bir çelişki değil bir devamlılığa karşılık geliyor.

Erdoğan muhalifliği, bugün sosyal medyada türevleri dolaşan ve Erdoğan’ın aynı konuda farklı zamanlardan yaptığı açıklamaların birbirine tezat içerecek şekilde cımbızlanıp kolajlanmasından oluşan videoların yüzeysel ve manipülatif eleştirelliğinden öteye gidemiyor. Bu da Cumhurbaşkanı’nın sorunu teşhis eden ancak çözümü zamana, şartlara ve hepsinden fazla imkana göre güncelleyebilen siyasetini anlamak için yeterli değildir.

Türkiye’nin Hükümet Sistemi İhtiyacı

Beştepe binalarının başbakanlık için tasarlanmışken Cumhurbaşkanlığı için kullanılması Erdoğan siyasetinde hükümet sistemi revizyonu ihtiyacının devamlılığına karşılık gelmektedir. ‘’Başkanlık sistemi’’ olarak başlayan tartışmanın ‘’Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi’’ne evrilmesi nasıl ki bir tezat değilse, başbakanlık merkezi olarak tasarlanan binanın bugün Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne evrilmesi de bir devamlılık ve bütünlük içerisindedir. Külliyenin her iki kullanım amacında da varlık sebebi bütüncül, hızlı ve etkili bir yürütmeye duyulan ihtiyaçtır, deva olacağı dert ise Türkiye’nin hükümet sistemi krizidir.

Türkiye’nin hükümet sistemi ihtiyacı yapısal bir sorun olarak ortada dururken Beştepe inşaatının başladığı dönemdeki siyasi tablo içerisinde bu sorunun yapısal çözümü mümkün gözükmemekteydi. O dönemlerde Erdoğan daha kozmetik bir çözüm olarak yürütme kurumlarının hepsini bir çatı altında toplamayı amaçlamışken uzun dönemde imkanlar el verdiğinde yapısal ve kalıcı bir çözüm bulma ihtimalini de dışlamamıştı. Erdoğan’ın başbakanlık, bakanlıklar ve ilgili diğer birimleri bir çatı altında toplamak için Beştepe Külliyesi projesini uygulamaya koyduğu günlerde günlerde ve öncesinde ‘’başkanlık sistemi’’ tartışmalarını canlı ve diri tutmak için gösterdiği çaba, yüzeysel ve yapısal çözüm imkanlarının ikisinin birden gündeminde olduğunu göstermektedir.

Erdoğan karşıtlığı Beştepe ve Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin simgesel anlamını kavramaktan da fersah fersah uzaktır. Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı yerleşkesi olarak Çankaya’yı değil de Beştepe’yi tercih etmesi, Mustafa Kemal’in merkezde olduğu bir rejim tartışması olarak sorunsallaştırılmıştır. Muarızları jenerik ‘’rejim ve Mustafa Kemal düşmanlığı’’ eleştirisiyle oyalanırken Erdoğan 2002’de başlayıp 2007’de e-muhtıra, 2014’de cumhurbaşkanının ilk kez halk tarafından seçilmesi, 16 Nisan 2017 referandumu ve 2019 Cumhurbaşkanlığı seçimi durakları ve kırılma noktalarından geçen yeni Türkiye yolculuğunun en önemli simgelerinden birisini inşa ediyordu.

Bir AK Parti yolculuğu olan yeni Türkiye’yi ve MHP’nin de katkısıyla mümkün olan Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini ısrarla Erdoğan’ın şahsı ve siyaseti üzerinden okuma tercihi zannedilebileceği gibi ‘’Erdoğan’ı yüceltme’’ veya ‘’reisçilik’’ çabasına dayanmamaktadır. AK Parti olmasa yeni Türkiye ve MHP olmasa 16 Nisan referandumu mümkün olmazdı. Ancak Erdoğan olmasa ve onun siyasi tercihleri hemen hemen her aşamda kendisine bolca önerilen liberal, tavizci, idare-i maslahatçı, ve ‘’aman ağzımızın tadı kaçmasın’’ şeklindeki itirazlara göre şekillenseydi muhtemelen tablo tamamen farklı olurdu.

Başka konularda olduğu gibi hükümet sistemi değişikliği konusunda da Erdoğan uzun süre partisi ve tabanını ikna etmeye çalıştı. Erdoğan başbakanken ve Beştepe henüz yapım aşamasındayken Türkiye’nin hükümet sistemi sorununa çare olarak başkanlık sistemini kamuoyunda tartışmaya açıyordu. Ancak başta AK Parti elitinin bir bölümü ve tabanının önemli bir kısmı öneriye ikna olmamıştı. AK Parti elitinin bu kısmı 7 Haziran 2015 seçimlerinde AK Parti yüzde 40 oy alıp sandıktan birinci çıkmasına rağmen tek başına hükümet kurma çoğunluğunu elde edemeyince ‘’başkanlık sistemi tartışmalarının artık kapandığı’’nı ilan etmekte oldukça hevesli ve aceleciydi. AK Parti elitinin diğer kısmına göre ise 7 Haziran sonuçları hükümet sistemi değişikliği ihtiyacının aciliyetini bir kez daha göstermişti.

Erdoğan’ın Projesi, Erdoğan’ın Kampanyası

O günlerden bugüne AK Parti eliti ve seçmeninin önemli bir kısmı Türkiye’nin bir sistem sorunu olduğuna ve bu sorunun Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle çözüleceğine ikna olmuş durumda. Şüphesiz bu iknada en büyük amil ise Erdoğan’ın mücadeleci siyasetidir. Başta değinilen referandumun aritmetiğiyle Türk siyasetinin son on beş yıldaki aritmetiğinin farklılaşmasına gelince; Erdoğan’ın mücadeleci siyaseti Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi projesinin olgunlaşıp halkoyuna sunulmasında olduğu kadar seçmenden ‘’evet’’ vizesi alınmasında da en önemli etkenlerden birisi olacak gibi duruyor. AK Parti ve MHP’nin referandum kampanyaları önemli bir boşluğu doldursa da yerli ve milli tabanın son kertede kararını verirken hizalandığı önemli hattı Erdoğan çiziyor.

Referandum yarışında son döneme girilirken ‘’hayır’’ cephesi Avrupa ülkelerinin Türkiye ve Erdoğan karşıtı hamlelerinin ‘’evet’’ kampanyasına aradığı taze kanı verdiğini hatta Erdoğan’ın Avrupa ile gerilimi bu amaç için bilinçli tırmandırdığını iddia ediyor. Avrupa’nın düşmanca tutumunun yerli ve milli tabanı konsolide ettiği bir gerçek. Ancak iddia sahipleri Türkiye’nin Avrupa ile denk, eşit ve adil bir ilişki kurma talebinin yani Erdoğan’ın mücadeleci siyasetinin Avrupa’ya yansımasının bugünün meselesi olmadığını gözden kaçırıyor.

Nasıl ki 16 Nisan referandumunun arkasında Erdoğan’ın mücadeleci siyasetine dayanan uzun bir mazi varsa, Avrupa’nın Türkiye ve ‘’evet’’ karşıtı tutumunun arkasında da aynı mazi var. Erdoğan kampanya için Avrupa ile kriz çıkarmadı. Ancak Erdoğan’ın güçlü Türkiye’nin eşit ve adil ilişki taleplerini içeren siyaseti Avrupa’yı rahatsız etti ve bugün ‘’hayır’’ cephesinde yer almalarına neden oldu. Bu ortaklık da 16 Nisan’a giden süreçte Erdoğan’a yerli ve milli tabana Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin hikmetini anlatabileceği bir zemin sundu. Sonuç olarak Erdoğan mekan tasarımından siyaset tasarımına kadar yeni Türkiye’ye ve onun yönetim sistemine sarf ettiği emeğin geri dönüşünü görüyor.


Etiketler »