Kriter > Siyaset |

CHP İktidar Olursa Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Vazifesi Cenaze Kaldırmak mı Olacak?


CHP’nin İslam’ın muhtevasının laikliğe aykırı olduğu yönündeki tepkileri, tek parti döneminde yahut 1940’larda kalmış değil. CHP açısından hatırlanması ve hatırlatılması gereken mevzu, CHP’nin din işlerinin devletten özgürleşerek yürütüleceği bir otorite fikrine karşı olmasıdır. CHP, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tersine devlete bağlı olmasını ancak bütün dinlere ve inançlara eşit mesafede olmasını savunuyor. Böyle bir Diyanet İşleri Başkanlığı’nın CHP’li lider ve siyasetçilerin tepkilerinden de anlaşılacağı üzere İslam dininin muhtevasını anlatmaması, özellikle laik ve Batılı yaşam tarzına muhalif olan hiçbir emirden de söz etmemesi gerekiyor.

CHP İktidar Olursa Diyanet İşleri Başkanlığı nın Vazifesi Cenaze Kaldırmak

20 yıl süren tek parti döneminin ardından İsmet Paşa’nın muhalefette Serbest Fırka nevi güdümlü bir siyasi parti murat ederek çok partili siyasi hayat tasarısına girişmesinden hemen sonra, CHP’nin halkın İslam’la ilişkisi adına hassasiyet gösterdiği ilk mesele cenazelerdi. Cumhuriyet Halk Partisi’nin 2 Aralık 1947’de toplanan Yedinci Kurultayında İstanbul Milletvekili Hamdullah Suphi Tanrıöver kürsüden yaptığı konuşmada, TBMM’de görevli 6 Meclis hademesinin şöyle dediklerini nakletmişti: “Eğer bize imam vermezseniz, ölülerimizi köpek leşi gibi toprağa gömeceğiz”! Bir yıl sonra 1948’de CHP’nin sekizinci kurultayında, din adamı ihtiyacı vurgulanırken ülkede elde kalmış imam sayısı sebebiyle bir imamın aynı anda 5-6 köy arasında mekik dokumak zorunda kaldığı ve bu esnada ölülerin de koktuğu aktarılıyordu. Neticede Cumhuriyet Halk Partisi’nden bir grup siyasetçi, Celalettin Ökten Hocanın kapısını çaldı, durumu arz edip dört aylık bir kurs açmasını talep etti. Celalettin Ökten Hoca ise papazların dahi 8 yılda yetiştiğini ve bir din adamının aynı zamanda üniversite talebesiyle muhtelif bilimlere dair konuşacak müktesebatının olması gerektiğini anlatıp, bu yönde hazırladığı bir dosyayı sunduysa da dosya hasıraltı edilmiş ve hükümet imam yetiştirmek üzere 10 aylık bir kurs açılmasını uygun görmüştü. İstanbul’da, Ankara’da ve daha sonra açılanlarla birlikte toplam 8 kurs. Bugün CHP’li siyasetçilerin siyasi konjonktüre istinaden arada bir gündeme taşıdığı “İmam Hatipleri biz açtık” propagandası, işte bu 10 aylık kurslara dayanıyor!

 

Cumhuriyette Din Eğitimi

Tarih boyunca Cumhuriyet Halk Partisi, cenazelerin İslami usullerle kaldırılmasına hiçbir zaman laf etmedi hatta “Ben dinsizim, dinden nefret ediyorum” diyen kişinin cenazesinin dahi İslami usullere göre kaldırılması gerektiğini savundu. Türkiye’de Fransız laiklik anlayışı dahilinde yapılan onca devrim ve reforma rağmen CHP hiçbir zaman Fransa’da olduğu gibi “Laik ya da sivil cenaze” seçeneği için bir yasal girişimde de bulunmadı. Yani mevta şayet Lozan’a tabi azınlık gruplarından değilse kim olursa olsun İslami usullere göre kaldırılması gerekir görüşünde. Nitekim yıllar önce Uğur Mumcu beraberinde Ali Sirmen ve Aziz Nesin’le beraber Köy Enstitüleri’nin açılış yıl dönümü merasiminde yaptığı bir konuşmada, Türk vatandaşının kim olduğunu anlatırken bu hususa dikkat çekmişti: “Türk vatandaşı İsviçre medeni kanununa göre evlenen, İtalyan ceza yasasına göre cezalandırılan, Alman ceza mahkemeleri usulü yasasınca yargılanan, Fransız idare hukukuna göre idare edilen ve İslam hukukuna göre gömülen kişidir”. Ancak zurnanın zırt dediği yer tam da burası; yani mevtanın henüz hayattayken modern hukukta da tanımını bulan dini inancını yaşama, ifade etme ve uygulama hürriyetini nasıl ve ne ölçüde kullanabileceği meselesi.

Uğur Mumcu’nun aynı konuşmasından devam edersek diyor ki, “Mustafa Kemal ve düşün arkadaşları, Batılı ve laik sistemi benimsediler, 1928’de Anayasa’dan devletin İslamcı devlet olduğuna dair maddesi kaldırıldı, 1930’da okullardan din dersleri, 1939’da da köy okullarından kaldırıldı”. Nihayetinde din eğitimi olmadığı için cenaze kaldıracak adam bulunamayan Türkiye’ye karşılık, çıkışından itibaren açıkça laikliği din karşıtlığı, din düşmanlığı diye tarif eden ve bu sebeple “negatif laiklik” anlayışının hâkim olduğu Fransa’da dahi 1905’te devlet okullarında eğitim laikleşirken kiliseye bağlı özel okullar varlığını sürdürdüğü gibi kilisenin devletle yaptığı pazarlık dahilinde Çarşamba günleri tatil edilmiş ve dileyen ailelerin çocuklarına din eğitimi verebilmesinin yolu açık tutulmuştu.

Tek partili siyasi tarihimize göre 1925’te tekke ve zaviyeler kapatıldıktan sonra, 1 Kasım 1928’de Arap alfabesinden Latin alfabesine geçilmiş, 1 Ocak 1929 tarihinden itibaren Arap harfleriyle yazmak ve matbaalarda Arapça harflerle yazılmış metin basmak yasaklanmıştı. Yani orijinal haliyle Kur’an-ı Kerim basmak, Kur’an-ı Kerim okumayı öğretmek ve öğrenmek de... 1932’den itibaren ezan, sela ancak Türkçe okunabiliyor, köyde, evinin bahçesinde dahi Arapça ezan okumaya kalkanlar hapis cezasına çarptırılıyordu. Bir zaman sonra herhalde elindeki metnin ne olduğunu anlayamayacak yığınlar oluştuğu için İsmail Kara’nın 2023’te Dergah Yayınevi’nden çıkan Resimli Cumhuriyet Tarihi Kitabı’ndan öğreniyoruz ki, Kur’an ve tefsir-meal formalarından kese kağıdı yapılır olmuştu! Uğur Mumcu’nun da dediği gibi din dersleri 1930’da ortaokullarda kaldırıldıktan sonra 1931’de öğretmen okullarında, 1933’te şehir ilkokullarında 1939’da köy ilkokullarında tamamen müfredattan çıkarılmış, bu arada başka bir kanunla da sadece “Bey”, “Efendi”, “Paşa”, “ağa”, “hanım” değil “hoca”, “hacı”, hafız”, “molla” gibi ünvan ve sıfatlar kullanmak da yasaklanmıştı. Eskiden kalma, tek tük varlığını sürdüren bir nevi imam hatip benzeri okulların da 1930’da kapatılmasının akabinde, haliyle ülkede bir süre sonra cenaze kaldıracak din adamı kalmamıştı.

1937’de anayasaya giren laiklik ilkesi ise devletin, birey ya da cemaat halinde dini inanç ve ibadet hürriyetinin kullanılmasını garanti etmesi değil tersine devletin İslam dininin muhtevasına doğrudan müdahale etmesi anlamına geliyordu. İslam dininin değil pratiği inanç ve akideleri, doğrudan doğruya laikliğin ihlali anlamında yorumlanıyor ve buna göre uygulamalar yapılıyordu. Cemil Koçak’ın İletişim Yayınları’ndan çıkmış buna örnek başka hadiselere de yer verdiği Tek parti döneminde Muhalif Sesler adlı kitabında, 1944’te Başbakanlık Basın ve Yayın Umum Müdürlüğü İç Yayın Dairesi Müdürlüğü tarafından hazırlanan Doğru Yol adlı kitap hakkında kaleme alınmış bir rapor var. Rapora göre, kitabın yazarı “Yirminci medeniyet asrında Türk çocuklarının zihnini, cennet hülyaları, cehennem korkuları ile bulandırmakta, manzumelerinde milli, ahlaki hislerin örgüsü içinde koyu İslamcı propagandalar yapmakta idi. (..) Raporda özellikle şu satırların “Kemalizmin altı umdesinden biri olan laikliğin zıddı bir mana taşımakta olduğuna değiniliyordu: “Her Türk, İslam’ım demeli, birden el ele vermeli –ayrı düşen kalır geri- Tanrı, birlik olun demiş.” Ayrıca, “Tamamen bir ilmihal kokusu duyulan kitapta, abdeste, namaza, oruca oldukça mühim kıtalar tahsis edilmişti.” Şöyle ki: “Günde hem beş vakit abdest almak namaz kılıp hakka tapmak telkin ediliyor ayrıca yanlış yola sapmanın da günah olduğu belirtiliyordu”. (..) Cemil Koçak, klasik bir din kitabı olan Doğru Yol’a dair yazılmış rapora dair şu tespiti yapıyor: “Dini bilgiler veren ve İslam dininin temel kurallarını öğreten bu kitabın, rejimin gözünde hem İslami propaganda olarak tanımlanıyor olması hem de İslami bilgilerin sonunda rejimin uygulamaları ile çatışacağına yönelik üstü örtülü kabulü dikkat çekicidir. Rejimin gözünde İslami pratikler sadece inançlar değil fakat ibadetler de aslında laiklikle uyuşmayan faaliyetler olarak görülüyor ve böyle tanımlanıyordu”.

Ahmet Hamdi Akseki Camisi'nde hutbe
Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Ankara'daki Ahmet Hamdi Akseki Camisi'nde "Her Yaz Yeni Bir Heyecan, Cami, Çocuk ve Kur'an" temalı hutbe irat etti, ardından cuma namazını kıldırdı. (Diyanet İşleri Başkanlığı / AA, 20 Haziran 2025)

 

CHP’de Bugüne Ulaşan Din Anlayışı

Cumhuriyet Halk Partisi’nin İslam’ın muhtevasının laikliğe aykırı olduğu yönünde bu nevi tepkileri, tek parti döneminde yahut 1940’larda kalmış değil. İki hafta önce 1 Ağustos’ta CHP Genel Başkan Yardımcısı Aylin Nazlıaka da 1 Ağustos’ta camilerde verilen Cuma hutbesine, “laiklik kırmızı çizgimizdir” diyerek tepki gösterdi. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın “Haya: Allah’ın emri, fıtratın gereği” başlıklı ayet ve hadis-i şeriflere de yer verdiği söz konusu hutbede, kısa ve şeffaf giysilerin Allah’ın örtünme emrinin ihlali anlamına geldiği; moda, dizi ve reklamlarla çıplaklığın cesaret ve özgürlük adı altında normalleştirildiği, halbuki bunun bir ilkellik olduğu anlatılıyordu. CHP Genel Başkan Yardımcısı Nazlıaka’ya göre bir din adamının, camide dini inanç ve pratiklere ilişkin bu konuşması laikliğe aykırıydı. Temmuz 2024’te genel başkan yardımcısı ve parti sözcüsü olarak yaptığı açıklamada Özgür Özel de benzer bir tepki göstermiş, örtünme emrine ilişkin bir başka hutbeye karşılık “Siz dini, kadının kıyafetine indirgerseniz, laikliği çiğnersiniz. Din ahlaktır, vicdandır, samimiyettir” demişti.

Türkiye, 2016’ya kadar nüfus çoğunluğunun tabi olduğu dinin yani haftalık ibadetini yerine getirme hürriyetinin, dini özgürlükler dahilinde tanınmadığı herhalde tek ülkeydi. Çünkü Batı’da haftalık tatil günleri ibadet günlerine nispetle cumartesi pazar diye tanzim edildiği için Müslüman ülkelerde de keza cuma, cumartesi günleri tatil olduğu için dileyen haftalık ibadet mekanlarına gidebiliyordu. Cumhuriyet Halk Partisi bu kadar doğal bir dini pratiğin özgürleştirilmesi konusunda girişimde bulunmadığı gibi, 2016’ya kadar yapılan tek tük girişimlere de her zaman karşı çıktı. Yine İslam dininin kadınlara yönelik emrini pratik edenler ilahiyat fakülteleri de dahil olmak üzere laikliğe aykırı olduğu iddiasıyla Cumhuriyet tarihi boyunca eğitim hakkından mahrum bırakılırken vasıflı işler için çalışma hayatında varlıkları söz konusu dahi değildi. Cumhuriyet Halk Partisi, AK Parti hükümetinin başörtüsünün dini bir simge olarak kullanılma hürriyetinin önündeki yasakları kademeli olarak kaldırmasına kadar bu konuda herhangi bir girişimde bulunmadığı gibi her defasında engellemeye girişti. 6 ve 9 Şubat 2008 tarihlerinde AK Parti’nin üniversitelerde başörtüsüne serbestlik getiren Anayasa değişikliği teklifinin kabulünden sonra aralarında Kemal Kılıçdaroğlu’nun da bulunduğu 112 milletvekili bu değişikliğin laiklik ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurarak iptalini yahut yok hükmünde sayılmasını istedi. Anayasa Mahkemesi de değişikliği iptal kararı verdi. Muallim Naci’nin “Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür” sözüne çok güvenmiş olmalı ki Kılıçdaroğlu yıllar sonra 8 Mart Kadınlar günü münasebetiyle Mecliste yaptığı bir konuşmada “sizin başörtünüzü yasakladılar” demişti!

Cumhuriyet Halk Partisi, Kemal Kılıçdaroğlu’nun 2018’de “helalleşme” başlığı altındaki çıkışları ve seçimlerde MSP tandanslı küçük partilerle ittifakı dahilindeki söylem ve eylemleri haricinde laiklik yorumu, iktidarda yahut muhalefetteki uygulamaları açısından daima tutarlı bir çizgi izledi. Zaten Kılıçdaroğlu da partisinin anayasa raporunu yazma görevini CHP İstanbul Milletvekili Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu’na vermişti. “Din ve vicdan özgürlüğü, kişinin içsel alanında kalır. O nedenle insanın mahremidir” diyen yani dinin ne simge ne pratik anlamda görünmez ve kalbin içinde bir yerde sessiz sedasız varlığını yani büyük ölçüde CHP zihniyetini savunan İbrahim Kaboğlu, Cumhuriyet Gazetesi’ne ve Tele 1’e verdiği röportajlarda, başörtüsü takma hürriyetinin anayasal güvenceye kavuşturulması yolundaki hükümet girişimini “anayasaya koyulmuş bomba” diye nitelendiriyordu. Kaboğlu, Tele 1’de yayınlanan başka bir röportajında da liseli öğrenciler için Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayınlanan Kur’an eğitim merkezi yönetmeliğini, anayasaya konulan bomba diye nitelendirmişti. Benzer bir görüşü Özgür Özel de 2022’de, CHP Grup Başkan Vekili sıfatıyla dile getirdi. Özel’in, Diyanet İşleri Başkanlığının 4-6 yaş grubuna yönelik açtığı Kur'an kurslarını şiddetle kınayıp bu kararı, “orta çağ zihniyeti” diye tanımlayarak gösterdiği tepki, CHP’nin parti tüzüğünün 4’üncü maddesinde atıfta bulunulan “aydınlanma idealleri” ile elbette örtüşüyordu. CHP genel başkan yardımcısı ve sözcüsü olan Deniz Yücel de “Ayet ve hadislere dayanarak İslam dininin örtünme ve kadın ve erkeklerin nikah akdi olmaksızın bir arada yaşamasının haram olduğu ve İslam dininde nikahın mümkün olduğu kadar erken yapılmasının tavsiye edildiği” hutbeye tepki gösterdi. Yücel Diyanet İşleri Başkanlığına tepkisini şöyle dile getirdi: “Unuttuysan hatırlatırız. İnsanların giyimine, yaşam tarzına, kaç yaşında evleneceklerine, telkin ve tavsiye yoluyla dahi karışamazsın. Haddini bil. Burası Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti. Türkiye'de kadınlar kaç yaşında evleneceklerine kendileri karar verebilirler”.

Camilerde Cuma namazının bir şartı olarak okunan hutbelerin amacı Kur’an, sünnet, hadisleri referans gösterip geleneği de dikkate alarak insanları dini konularda bilgilendirmektir. Cuma günleri camii cemaati mensupları da hutbelerde anlatılanlara riayet eder yahut etmez. Laiklik, devletin buna riayet edenler ve etmeyenlerin de uygulama ve uygulamama hürriyetini garanti altına almasıdır. İslam’da kilise gibi hiyerarşik bir kurum olmadığı için din işleri, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yürütülüyor. Başkanlığın devletten özerk ya da bağımsız olması yönünde öteden beri var olan tartışmalara girmeden burada CHP açısından kısaca hatırlatılması gereken mevzu, CHP’nin din işlerinin devletten özgürleşerek yürütüleceği bir otorite fikrine karşı olmasıdır. CHP Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tersine devlete bağlı olmasını ancak bütün dinlere ve inançlara eşit mesafede olmasını savunuyor. Böyle bir Diyanet İşleri Başkanlığı’nın CHP’li lider ve siyasetçilerin tepkilerinden de anlaşılacağı üzere İslam dininin muhtevasını anlatmaması, özellikle laik ve Batılı yaşam tarzına muhalif olan hiçbir emirden söz etmemesi gerekiyor. Ki bugün İslam dininin örtünme emrini yerine getirenleri sınırlayacağı bir söylemi terk etmiş olan CHP, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın İslam dininin örtünme emrine ilişkin hutbesinin de laikliğe aykırı olduğunu öne sürerek tepki gösteriyor.

Sadede gelirsek, Cumhuriyet Halk Partisi, 1950’de Demokrat Parti’den itibaren sağda konum almış partiler tarafından dini inanç ve pratiklerin din hürriyeti kapsamında ele alınmasına ilişkin bütün söylem ve icraatlarını daima din istismarı, dini siyasete alet etmek, laiklik ilkesini çiğnemek diye etiketlemekle kalmadı, yargı eliyle yahut orduyu göreve çağırarak bu görüş ve icraata karşı imkanlarını sonuna kadar da kullandı ve vesayet sistemi dahilinde başarılı da oldu. Gazeteci, yazar Fikret Bila Kırmızı Kedi Yayınevi’nden 2023’te çıkan “1923’ten 2023’e Karşı Devrim” adlı kitabında bu zamanı şöyle tavsif ediyor:

“Laik Türkiye Cumhuriyeti'nin çok partili siyasi hayata geçtiği 1950’den bu yana geçen 72 yılın 57'si, dini ve dince kutsal sayılan değerleri siyasette kullanan ve içlerinde doğrudan İslam devletini amaçlayan akımları da barındıran sağ partiler iktidarında geçti. Bu sürede Cumhuriyeti kuran CHP ve diğer merkez sol partiler 15 yıl ve ancak koalisyon ortağı olarak iktidar olabildi.

Bu sürenin son 20 yılı, tek başına iktidar olan AK Parti dönemi olarak laik devletin İslamcı bir devlete doğru dönüştürülmesi gayretiyle geçti. Laiklik ilkesi anayasanın değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddeleri arasında kağıt üstünde yerini korurken fiilen askıya alındı.”

Bugün CHP tabanındaki binlerce dini bütün seçmen de dini inanç ve ibadet hürriyetini 1950’den beri gelen iktidarlara ve en çok da 22 yıldır AK Parti’ye borçlu. Laikliği kağıt üzerinde bırakıp askıya aldırdığı iddia edilen ve “karşı devrim” diye nitelendirilen yasal değişiklikler ve uygulamaların neler olduğunu hatırlamak için CHP tarihine ve bugünkü tepkilerine bakmak yeterli. 14 Mayıs 1950’den itibaren 72 yılın 57’si de CHP’nin iktidarıyla sonuçlansaydı, ölülerin de akıbeti bugün ne olurdu bilemeyiz. Ancak CHP’nin tek başına iktidar olması halinde, cenazelerin İslami usullere göre kaldırılması meselesi hariç -belki görünür olmadığı için oruç ibadeti de ilave edilebilir- laiklik ilkesi dahilinde devletin inananların kamuda ve özel sektörde dini inanç ve uygulama hürriyetini garanti etmesi, son kertede büyük ölçüde kuşkulu görünüyor!

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası