Kriter > Siyaset |

CHP-İP Arasında Milletvekili Hüllesi


Yan yana dizilmiş vekillerin dişlerine bakılmaksızın İYİ Parti tarafından kabul edilmesi elbette köle takası ile milletvekili takası arasındaki en büyük farktır.

CHP-İP Arasında Milletvekili Hüllesi

Almanlar’ın ünlü destanı Nibelungen, güçlü ve yiğit Alman prensi Sigfried’in hikayesini anlatır. Sigfried güçlü bir adamdır ve demirci kalfası olmak istemektedir. Bir gün Sigfried bir demirci ustasına müracaat eder. Usta, kendisine demirci kalfalığının güç gerektiren bir iş olduğunu söyler. Acaba Sigfried yeteri kadar güçlü müdür? Sigfried’in gücünü sınamak için demirci ustası eline çekici verir ve prensi örsün başına götürür. Genç adamdan ateşten henüz çıkmış demir çubuğa vurmasını ister. Sigfried demir çubuğa vurarak yassılaştırmalı ve bunu kılıç olacak yassılığa getirmelidir. Bu sınavı geçmesi halinde kalfalığa kabul edilecek olan Sigfried çekici kaldırır ve çubuğa vurur. Sigfried öyle kuvvetlidir ki demir çubuk kum gibi dağılır. Örs ise yassı bir levha haline gelir. Demirci Sigfried’e acı acı gülümser ve der ki: “Evet güçlüsün ama çok güçlüsün, senden bana kalfa olmaz.”

İkinci dereceden vazife görecek figürlerin belli bir güce sahip olmalarının zaruri olduğunu ancak o kadar da güçlü olmamaları gerektiğini en güzel özetleyen hikaye Nibelungen’in girişindeki bu hikayedir.

Demircinin Sigfried’e verdiği “Tamam güçlüsün ama çok güçlüsün. O kadar güçlüsün ki işime yaramazsın” cevabı Batı ile Türkiye arasında bir süredir devam eden gerginliğin asıl sebebini ortaya koyar nitelikte. Türkiye’de yaşanan dönüşüm kendisini “yeni Türkiye” söylemi ile ortaya koyuyor. On yılların hantallaştırdığı sistemi 16 Nisan referandumu hamlesiyle dönüştüren ve özellikle milli savunma alanında hızlı adımlar atmayı başaran Türkiye Batı açısından artık kullanışlı bir ikincil aktör değil. Bölgesinde giriştikleri her operasyonda mecburen denklemin içine katmak durumunda oldukları Türkiye’nin, denklemi bir şekilde sabote eder bir görüntü ortaya koyması Batı açısından artık tahammül edilebilir bir durum değil. İyi bir ikincil aktör olacak kadar güçlü ancak gücünü sahaya yansıttığında örsü yassı bir levha haline getirecek kadar çok güçlü bir figürden bir ikincil aktör çıkarmak Batı için hiç de mümkün gözükmüyor. Zira yeni Türkiye yüklerinden kurtuldukça oyun kuran birincil aktör olma hüviyetini giderek daha da bariz bir şekilde ortaya koyuyor. Uyum yasalarının Meclisten geçmesi ve Cumhurbaşkanının bürokrasi üzerindeki etkisini daha da artırması bu yüklerden biraz daha kurtulmuş olmak anlamına gelecek. Kalfalık gömleği Türkiye’ye artık birkaç beden küçük gelecek. Başkanlık sistemini destekleyen ve bu dönüşümün gerçekleşmesi yolunda gayret sarf edenlerin asıl inandıklarının Erdoğan’ın şahsı değil Türkiye’nin potansiyeli olduğunun ispatı olarak karşımızda duruyor.

CHP’nin Parlamentoya Bakışı Nasıldır?

16 Nisan referandumunun hemen ardından parlamenter sistemi geri getirmenin birinci amaçları olduğunu ifade eden çevrelerin başında CHP geliyor. Halkın yarıdan fazlasının teveccühü ile kabul edilen sistem dönüşümünün gayrimeşru bir tarafı olmadığı muhakkak. Bununla birlikte başkanlığı diktatörlükle eş tutarak sistem dönüşümünü bir ara rejim olarak okuma ve okutma gayretleri referandumu ve sonuçlarını gayrimeşru sunma çabası olarak karşımıza çıkıyor. Bu maksatla sürekli olarak parlamenter sisteme dönüş tasarıları dillendiriliyor. Buna mukabil parlamenter sistem çağrıları yapan çevreler yeni bir parlamenter sistemden bahsetmiyor. Aksine eski parlamenter sistemi geri getirmekten dem vuruyor.

Talep edilen parlamenter sistemin CHP için ne anlama geldiği ise bir başka tartışmayı beraberinde getiriyor. Milletin meclisi olmak ve izzetini temsil etmek görevini deruhte eden bir kurumun bizzat CHP tarafından böyle bir kabul ile karşılandığını iddia etmek hiçbir şekilde mümkün değilken parlamentarizme olan bu inanç ve atıf anlamsız bir hal alıyor. “Biz asılız, bizim istemediğimiz bir şeyin olması mümkün değildir” diyen Türkan Saylan’ın meclis aritmetiğinin hiçbir anlam ifade etmediği ve çoğunluk olanın anayasayı değiştiremeyeceğine yönelik sözleri CHP’ye hala önderlik ediyor. Bu tablo karşımıza cevaplanması zaruri birkaç soruyu çıkartıyor. İnsan ister istemez soruyor: “Ekseriyet olmak karar verme hakkını elde etmek anlamına gelmez” diyen bir zihniyetin parlamentarizme yaptığı atıf ne kadar inandırıcı olabilir?

CHP’nin her fırsatta topu taca attığı, çok sevilen ve fonksiyonlarından hiçbir şey kaybetmemesi istenen meclis değil miydi? Ahmet Necdet Sezer sonrası cumhurbaşkanlığı koltuğuna kim otursun tartışmaları Mecliste yürütülürken Sabih Kanadoğlu’nun evlere şenlik içtihadına sığınarak 367 sınırını savunanlar ve Meclisi cumhurbaşkanı seçemeyecek aciz bir organ haline getirenler parlamentarizm ile gerçekten neyi amaçlarlar? En önemlisi de çok övündüğü parti içi demokrasisini her kurultay döneminde ve seçim arefesinde rafa kaldıran, vekillerine “Adam gibi tıpış tıpış sandığa gidip oyunuzu kullanacaksınız” talimatı veren bir CHP lideri parlamentodan ne anlamaktadır? 24 Haziran’da bir seçim zaferi kazanmayı ve bu zafer sonrası parlamentarizmi geri getirmeyi amaçlayan bir parti on beş parlamenteri rızalarını da almadan bir partiye nasıl hediye eder?

Engin Altay’ın basın toplantısı esnasında arkasına dizdiği ve beden dillerinden hiç de hoşnut olmadıkları anlaşılan milletvekillerinin eski zaman kölelerinden farkları nedir? Yan yana dizilmiş vekillerin dişlerine bakılmaksızın İyi Parti tarafından kabul edilmesi elbette köle takası ile milletvekili takası arasındaki en büyük farktır. Buna mukabil parlamenterin iradesinin hiçe sayılması ve bir başka efendiye sunulan köle gibi İyi Parti’ye pazarlanması bu büyük farkı görmemize engel oluyor. “Bu takas Kitab-ı Mukaddes’te yer alan ve kişinin borcu karşılığı birinin hizmetinde belli bir süre köle olarak çalışmasını zorunlu kılan muvakkat köleliğe mi tekabül eder yoksa gerçekten bütün benlikleri ile bir devir midir?” sorusu 24 Haziran seçimlerinde söz konusu vekillerin hangi parti listesinde yer alacağına bağlı olarak cevap bulacak. Bununla birlikte bu takasın mahiyetinin ne olduğu çok da önemli değil. Zira CHP’nin parlamentodan ne anladığı her iki durumda da değişmeyecek bir sarahat ile gözler önüne serilmiş oluyor.

Asıl Dönülmek İstenen Batı’nın Paryası Eski Türkiye

Türk milletinin Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsıyla ve hedefleriyle kendisini özdeşleştirdiği yeniden güçlü, örsü yassı bir levha haline getirecek bağımsız Türkiye ideali elbette paryalardan oluşan bir parlamento ile gerçekleştirilmesi mümkün olmayan bir hedeftir. Ancak şahsiyet sahibi parlamenterlerin denetiminde, dış baskılara boyun eğmeyecek kararlıkta bir iradenin ortaya koyabileceği bu hedefe kilitlenmiş olan Türkiye’yi, hayalindeki parlamenter sisteme döndürmek isteyenlerin asıl kutsadığının parlamento olmadığı ortada. Asıl arzulanan 90’ların Türkiye’si. Oligarşik vesayetin dayatmalarına boyun eğen, Yalım Erezler’in, Hüsamettin Cindoruklar’ın bir şekilde Mecliste siyasal operasyonlar yapabildikleri, TÜSİAD’ın vekillere buyruklar gönderdiği o hatırlamak istemediğimiz dönem.

Bunun sağlamasını bizzat Kılıçdaroğlu’nun İYİ Parti ile girdiği becayiş ilişkisinde görmek mümkün. Bu kadar onursuzlaştırılan, her vesile ile fonksiyonsuzlaştırılan bir parlamentoyu arzulayanlar siyaset dışı aktörlerin siyasete eskisi gibi direkt etki etmesinden başka neyi arzuluyor olabilir? Milletin değil partilerin meclisi haline dönüşmüş bir kurum partilerin malı olarak görülen vekillerin inisiyatifi ile dışarıdan gelen baskılara karşı nasıl onurlu bir duruş ortaya koyabilir? Parlamentodaki fonksiyonu itibarıyla bir paryadan ibaret olan kimse ülkesinin Batı’nın paryası olamayacak kadar kıymetli bir ideali ifade ettiği ufkunu ortaya koyamaz elbette. Kendisine inanmış seçmenine bu eski düzeni getirmeyi vaad eden bir siyasi irade parlamenteri devretmek gibi sakil bir yöntemi tercih ettiğinde herhangi bir surette ciddiye alınabilir mi?

Türkiye bağımsızlığına değer veren ve kapasitesinin farkında yeni bir jenerasyona sahip. Gençler iktidar ile aralarındaki ilişkilerini de çoğu zaman bu bağımsızlık perspektifinden değerlendirmekte. 90’ların kuşağı gibi “Bizden bir şey olmaz” psikolojisi bu kuşakta kesinlikle hakim değil. Bu kuşağa paryalardan oluşan bir parlamentonun yeniden paryalaştırdığı bir Türkiye’yi vaad ederek seçime hazırlanmanız en hafif tabirle analiz eksiğinizi gözler önüne seriyor. İşte bu eksiklik tam olarak başka bir siyaset pratiği geliştiremeyen CHP’nin tıkanmışlığının özeti olarak karşımızda duruyor. Bir yanda millete itimat etmemek ve her sandık sonucuna elitist bir aşağılama ile yaklaşmak diğer yanda ise parlamentarizm talep etmek, parlamentoya atfettiğiniz “ayak oyunları ve sistem tıkama için en ideal yer” algınızı ortaya koyuyor. Meclis millet iradesinin tecelligahı olma özelliğinden çıktığında birtakım güç odaklarının oyuncağı haline geliyor. Şu halde 2018 Türkiyesi’nin insanına öneriniz bu oyuncak rolünü sürdürmekten başka bir anlam ifade etmiyor. Başkanlık sistemine geçişi mümkün kılan tam olarak bu rolden duyulan bıkkınlık hissiydi. 24 Haziran’a eski dönemden müdevver siyasi oyunlar ile hazırlanırsanız bu bıkkınlığın sonuçlarından hissedar olursunuz. Dolayısıyla CHP bir seçimden daha hüsranla ayrılmak için en ideal yöntemi takip ediyor. Kendi inanmadığı bir hedefi kamuoyuna en sakil şekilde sunuyor. İtibarsızlaştırdığı karakterlerden kahraman yaratmak istiyor.


Etiketler »