Kriter > Siyaset |

CHP’nin Seçim Sancısı


Kılıçdaroğlu CHP’sinin ülkeyi yönetilemez hale getirmeyi hedefleyen strateji ve söylemi 24 Haziran’da sürdürülebilirliğini kaybedecek.

CHP nin Seçim Sancısı

Erken seçim lafı epeydir dolaşıma girmişti fakat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kat’i tutumu dolayısıyla pek ihtimal dahilinde görülmüyordu. En azından 2018’i geçiririz gibi bir kanaat vardı. Fakat Devlet Bahçeli’nin talebi ve iktidar partisinin durum değerlendirmesi neticesinde 24 Haziran 2018 seçim tarihi olarak belirlendi. Dolayısıyla çarşı karıştı ve aylardır konuştuğumuz yeni siyasetin kodları, ittifak arayışları, muhalefetin aday bulma sıkıntısı gibi konular birdenbire hayatiyet kazandı.

FETÖ’nün 15 Temmuz hain darbe girişimine karşı tüm teşkilatıyla direnişe geçen ve milli meselelerde hükümete şartsız destek vereceğini açıklayan Devlet Bahçeli ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında bir dayanışma oluşmuştu zaten. “10 Ağustos 2014’teki Cumhurbaşkanlığı seçimiyle oluşan fiili durumu anayasal çerçeveye kavuşturalım” diyerek 16 Nisan referandumuna giden süreci başlatan da Bahçeli oldu. FETÖ ve PKK/PYD ile mücadelede iyice pekişen bu dayanışma “Cumhur İttifakı” adı altında yasal bir çerçeve de kazandı. Cumhurbaşkanı adayını da çoktan belirlemiş olan AK Parti-MHP ittifakı bu haliyle zaten seçime hazır bir görüntü veriyordu.

Fakat Cumhur İttifakı ne kadar seçime hazır görünüyorsa muhalefet bloğu da bir o kadar dağınık, hazırlıksız, dahası ne yapacağını bilmez bir halde.

“Hayır” Bloğuna Siyasi Yatırım

Gerçi daha 16 Nisan referandumunun hemen ardından CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu yüzde 48,5 hayır oyunu kendine mal etmenin yollarını arayarak hayır bloğunun temsilcilerini ziyarete başlamıştı. Ardından Ankara’dan yola çıkıp İstanbul Maltepe Cezaevi’nde tamamladığı bir yürüyüş gerçekleştirmiş, hemen akabinde Çanakkale’de “adalet arayan herkesin” davetli olduğunu söylediği “Adalet Kurultayı” tertip etmişti.

Tüm bunlar hayır bloğunu konsolide etmeye dönük eylemler olarak değerlendirildi. Yürüyüşte ve kurultayda FETÖ davalarından mağdur olduğunu, haksız yere meslekten ihraç edildiğini iddia edenler ve HDP’liler de vardı. Bu eylemlilik CHP içindeki HDP’ye yakın sol kesimi hayli heyecanlandırdı. Bu vesileyle Kılıçdaroğlu’nun referandum başarısızlığının ardından başlayan genel başkanlık tartışması da sönümlendi.

Deniz Baykal’ın 16 Nisan referandumunun ertesi günü yaptığı “Ya genel başkan olarak adaylığını açıkla ya da kim aday olacaksa o CHP’nin başına geçsin” çağrısına rağmen Kılıçdaroğlu ne adaylığını açıkladı ne de koltuğu bıraktı. En büyük sermayesi 16 Nisan referandumundaki yüzde 48,5 hayır oyuydu. Dolayısıyla CHP’nin stratejisi 2019 seçimlerinde ilk turda değil ama en azından ikinci turda bu oyun üzerine çıkabilecek bir aday bulabilmekti.

İP’e Gönderilen Vekiller

Nitekim erken seçim kararının açıklanmasından sonra bazı adımlar atıldı. İyi Parti’nin (İP) seçime girebileceği bilinmesine rağmen (Genel Başkan Meral Akşener bir önceki akşam Twitter hesabından duyurmuştu) CHP 15 vekilini İP’e gönderip demokrasi vurgulu bir açıklama yaptı. İP’in seçime girememe ihtimalini bertaraf etmek adına böyle bir adım attıklarını ifade etti.

Başından beri CHP lideri Temel Karamollaoğlu’ndan Meral Akşener’e, Selahattin Demirtaş’tan Abdullah Gül’e kadar pek çok isimle ittifak ve aday belirleme çerçevesinde doğrudan ya da dolaylı görüşmeler gerçekleştirmişti zaten. Sıklıkla da “Toplumu kuşatacak bir aday belirleyeceğiz” dedi. Yani 16 Nisan referandumundan bu yana zaten bir hazırlık içindeydiler ancak bu seçim hazırlığından çok gizli kapaklı işleri andırıyordu.

İkinci Tur Hesapları

Doğrusu bir siyasi partiden ziyade vesayet müessesi olarak kurulmuş ve siyasi tarihi darbelere meşruiyet sağlamakla geçmiş olan CHP’nin sorunu tam da buydu. Cumhurbaşkanlığı sistemine geçişle birlikte bu yapısal sorun iyice görünür hale geldi. Ana muhalefet partisi olmasına rağmen CHP kendi genel başkanını aday gösteremeyen bir duruma düştü. Giderek iktidara zorluk çıkarmaktan çok Türkiye’ye maliyet üreten bir aktöre dönüştü.

CHP için 24 Haziran’da yapılacak seçimler siyaseten intiharın eşiğine gelmekten çok da farklı değil. Bir önceki cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu seçimlerde Erdoğan’ı destekleyeceğini açıklamış durumda. En büyük ümitleri ise Erdoğan’ın 2007’de “Adayımız Abdullah kardeşim” diyerek cumhurbaşkanı yaptığı Abdullah Gül. Gül’ün cumhurbaşkanı olmaması için Cumhuriyet Mitingleri tertip edilmişti. TSK’nın sitesine konulan “Sözde değil özde laiklik” vurgulu e-muhtıra CHP’lilerce sevinçle karşılanmıştı.

16 Nisan referandumu ile geçilen hükümet sisteminin en ayırt edici özelliği çok daha geniş ve kuşatıcı bir siyasal merkez tahayyül etmeyi gerektirmesidir. CHP bu haliyle kuşatıcı bir merkez inşa etme kabiliyetinden son derece uzak gözüküyor. Erdoğan karşıtı blok oluşturmanın kuşatıcı bir siyasal merkez anlamına gelmediği açık.

Ancak halihazırda muhalefet bloğunun daha farklı bir vizyon ortaya koyabildiği söylenemez. CHP, İP ve Saadet Partisi arasında yapılan görüşmeler neticesinde her partinin seçime kendi adayıyla gireceği ve hesapların ikinci tur için yapıldığı anlaşılıyor. Peki o nasıl olacak? Seçimin ikinci tura kalması halinde en çok oy alan iki adayın iki hafta sonra yinelenecek olan seçimlerde tekrar yarışması öngörülüyor. Muhalefet kanadında en çok oyu CHP’nin adayı alırsa seçimden çekilebileceği ve böylece ikinci turun Erdoğan ve Akşener ya da Abdullah Gül arasındaki bir yarışa dönüşebileceği hesabı yapılıyor. Fakat bu kadar siyasi hilenin seçmeni rahatsız edebileceği hesaba katılmıyor.

Provokatif Siyasetin Sonu

İP’e gönderilen vekillerle başlayan hileli hamleler ve Meral Akşener ve Abdullah Gül isimleri üzerinden yapılan ikinci tur hesapları sosyolojinin siyasete yansımasını es geçiyor. Seçmenin tamamını oyunu CHP’ye demirlemiş yüzde 20-25’lik kesim gibi değerlendirme hatasına düşülüyor. Türkiye’nin yüzde 50’ye yakınının Erdoğan’ı sevmediği ve dolayısıyla onun karşısına çıkan sağ bir ismi destekleyebileceği düşünülüyor. Bu yaklaşım referandum ve hükümet seçimi arasındaki farkı hesaba katmadığı gibi gerek FETÖ gerekse PKK/PYD ile mücadelede söz konusu isimlerin ve partilerin millete güven vermekten çok uzak olduğunu da görmüyor.

24 Haziran yeni sistemin ilk seçimi olacak. Bu yönüyle istisnai bir özelliğe sahip. Siyasi partilerin kendilerini test edeceği, varlık yokluk sınavı verecekleri bir milat aynı zamanda. Kılıçdaroğlu CHP’sinin uzunca bir süredir terör örgütlerine alan açmak, dış aktörlere psikolojik harp malzemesi taşımak ve toplumu kutuplaştırmak suretiyle ülkeyi yönetilemez hale getirmeyi hedefleyen strateji ve söylemi de 24 Haziran’da sürdürülebilirliğini kaybedecek. Türkiye’de meşruiyeti olmayan bu provokatif siyasetin kendine alan bulamayacağı yeni bir dönem başlıyor olacak...

Cumhurbaşkanlığı sisteminin bu ilk seçimine CHP iktidar vizyonuyla değil parti içi güç mücadelesi ile girecek. Partinin adayı Kılıçdaroğlu olsun ya da olmasın 24 Haziran’dan sonra CHP’de çok köklü değişiklikler olacaktır. Halihazırda Türkiye’deki seçimlerin dizaynında önemsenen aktörler değişmiştir. HDP ve CHP’nin yerini Saadet ve İP almıştır.

Hülasa 24 Haziran’da cumhurbaşkanı değil ama CHP Genel Başkanı mutlaka değişecek.


Etiketler »