Kriter > Dosya > Dosya / 2024 Öngörüleri |

2024’te Büyük Güçler, Rekabet Mantığı ve Dünya Siyaseti


Büyük güç rekabeti; stratejik önemi haiz bir sorun alanında, bir grup devlet veya devlet dışı aktörü bir çıkar koalisyonu etrafında toplama becerisine bağlı olarak gelişen mücadeledir. Büyük güçlerin bu tür koalisyonları kullanma veya yönlendirme becerisi, ideolojik kümeler, doğru/yanlış stratejik planlama ve dünya siyasetinin cari şartlarına bağlı olarak gelişmektedir.

2024 te Büyük Güçler Rekabet Mantığı ve Dünya Siyaseti

Büyük güçler rekabeti, çoğu zaman çevresel faktörlerden izole gelişen ve akademik dilin steril kalıplarıyla anlatılan bir mücadele gibi lanse edilir. Oysa gerçek daha karmaşıktır ve dünya siyasetini sadece iki veya üç süper güç arasında cereyan eden mutantan bir rekabetin çıktıları olarak görmek yanıltıcıdır. Günümüzde bu rekabet normatif söylemsel kalıplar içinde işliyor görünse de gerçekte rekabet çok aktörlü ve çok boyutludur. Bu yüzden büyük güçler, rekabet stratejisi oluştururken, sadece askeri değil ekonomik ve toplumsal araçları da kullanmaktadır. Ayrıca orta/küçük ölçekli devletler, siyasi partiler, devlet dışı silahlı veya ekonomik aktörler de denklemin içindedir ve uluslararası siyaseti etkilemektedir. Bu yazıda büyük güç rekabetini normatif söylemlerin dışında, şu şekilde tanımlıyorum: Büyük güç rekabeti; stratejik önemi haiz herhangi bir sorun alanında, bir grup devlet veya devlet dışı aktörü bir çıkar koalisyonu etrafında toplama becerisine bağlı olarak gelişen mücadeledir. Büyük güçlerin bu tür koalisyonları kullanma veya yönlendirme becerisi, ideolojik kümeler, doğru/yanlış stratejik planlama ve dünya siyasetinin cari şartlarına bağlı olarak gelişmektedir. Bir başka yazıda “Büyük Güç Milliyetçiliği ve Psikolojik Güç Dengesi”nin (Kriter Dergisi, Temmuz-Ağustos, 2021/59. sayı) rekabeti nasıl etkilediğini tartışmıştım, bu yazıda ise büyük güçlerin hangi hareket tarzıyla, nasıl rekabet ettiğini biraz daha açmak istiyorum.

Kanaatimce büyük güçler rekabetinde ABD domino, Rusya dama, Çin ise satranç oyun mantığı içinde hareket etmektedir. Bu teşbihe göre, ABD hamisi olduğu liberal uluslararası düzende her oyuncuyu diğerleriyle uyumlu hareket etmeye ve elindeki tüm taşları masaya koymaya itmiştir, ancak bankada taş kalmamıştır. Rusya ise çapraz dama ile ancak arkası boş duran taşları alabilmekte, rakibinin taşını yemek zorunda kalmakta, geri hamle yapamamakta ve Soğuk Savaş sonrası bir türlü dama olamamaktadır. Çin ise esnek, gerektiğinde geri adım atabilen ve en önemlisi her oyuncunun karakterine uygun hamleler geliştiren ve şahı mat etmek için de oyunu zamana yayan bir aktör gibi hareket etmektedir. Bu tarzların bazı müşahhas örneklerine bakarsak; Rusya bu yüzden Ukrayna ile savaşında kaynaklarını tüketmiş, Çin ise aktif küresel çatışma bölgelerinden uzak kalmış, sabırla ve sonraki hamleleri düşünerek rekabet etme kapasite ve azmini korumuştur. Keza örneğin, Biden hükümeti Kamboçya’ya büyükelçi atama süreçlerinin bürokratik engelleriyle meşgulken, Çin hükümeti bu ülkede bir donanma üssü kurarak, gelecekte olmasını istediği Güneydoğu Asya’daki hegemonyasını perçinlemekle meşguldür.

 

Rekabetin Yeni Stratejik Evreni

2024 senesi dünya siyasetinde, aşağıdaki başlıklarda özetlenebilecek üç dinamiğin belirleyici olacağını öngörmek mümkündür.

1. Rekabette iç politik dinamiklerin artan önemi: 2024’te büyük güç rekabetinde önemli sonuçlar doğurabilecek iki önemli seçim öne çıkmaktadır. Birincisi ABD başkanlık seçimleridir. Biden'ın tekrar seçilme şansı yüksek değildir zira uyguladığı iç ve dış politika, çekirdek seçmen gruplarını Demokrat Parti’den uzaklaştırmaktadır. Örneğin, 18-34 yaş arası demokrat seçmenler, İsrail-HAMAS savaşındaki İsrail yanlısı tutumu sebebiyle Biden’dan rahatsızdır. Öte yandan bu seçimde Trump’ın yeniden seçilme ihtimali yüksektir, seçim sonucunu belirleyecek 7 kritik eyaletin hepsinde öndedir. Ticaret savaşlarından diplomatik krizlere Trump dönemi büyük güç rekabet iklimi, hafızalarda hâlâ tazedir. İkincisi Tayvan’da Ocak’taki seçimlerdir. Çin yanlısı partiler aralarında koalisyon kuramayınca, anketlerde az farkla önde giden bağımsızlık yanlısı Demokratik Parti’nin kazanması yüksek ihtimalidir. Çin’in tercih etmediği bu sonuç gerçekleşirse, Pekin için askeri çözüm ve zoraki birleşme tekrar masaya gelebilir. Bu arada ABD’nin Tayvan stratejisi hâlâ belirsizliklerle doludur. ABD, Çin ile rekabetinde kendi içinde stratejik koordinasyonu sağlama konusunda zafiyetler sergilemektedir. Biden’a son Japonya ziyareti sırasında ABD'nin Tayvan'ı askeri açıdan savunup savunmayacağı sorulduğunda, “evet, bu bizim verdiğimiz bir taahhüt” yanıtını vermiş ancak iki gün sonra Blinken, ABD’nin “Tek Çin” politikasını savunduklarını ifade edebilmiştir.

Bunun yanında yeni bir Trump yönetimi, ABD’ye iç politikada istikrarsızlık, dış politikada tek taraflı dış politika getirecektir ki her iki ihtimal de büyük güç rekabetinde Amerika'nın rakiplerinin çıkarlarına hizmet edecektir. Olası bir Trump Amerika’sının bir başka dış politika çıktısı da Ortadoğu’yu ilgilendirecektir. 2023'te İran’ın uranyum zenginleştirme konusunda anlayışlı tavrına karşılık, ABD de yaptırımlar konusunda anlayışlı davranmış ve bunun da İran ekonomisine yaklaşık 6 milyar dolarlık katkısı olmuştu. Ancak İsrail’in Filistin topraklarında uyguladığı soykırım politikası nedeniyle zaten rafa kaldırılan İran-Suudi Arabistan yakınlaşması, olası Trump başkanlığında iyice zora girebilir. Bu durumda İran’ın 2024’te nükleer silaha sahip olarak güç dengesini değiştirme stratejisi öne çıkacaktır.

2. Liberal uluslararası düzende meşruiyet kaybının artması: Büyük güçler rekabetini 2024 ve sonrasında etkileyecek bir başka etmen de mevcut liberal uluslararası düzenin meşruiyet kaybının artmasıdır. Batılı büyük güçler (ABD, AB ve Britanya) ikincil devletlere yönelik politikalarında çifte standart uygulamakta, bu da ittifak ilişkilerini zedelemektedir. Örneğin, aksi yöndeki normatif tiratlara rağmen Batılı büyük güçler, Ukrayna'nın toprak bütünlüğünü NATO üyeliği gibi güvence altına alacak caydırıcı bir güvenlik garantisi vermekten menfaatleri gereği imtina etmektedir. Bunun önemli bir sonucu Küresel Güney'deki birçok ülkenin Batılı güçlerin ambargo çağrılarına itibar etmemesidir. Bu reddiye, Batılı büyük güçlerin Ortadoğu ve Sahra Altı Afrika başta olmak üzere dünyanın pek çok yerinde azalan nüfuzunun da bir göstergesidir.

ABD Başkanı Joe Biden
ABD Başkanı Joe Biden Las Vegas'ta (Tayfun Coşkun/AA, 9 Aralık 2023)

 

Revizyonist devletlerin yükselişi Batıda sıklıkla bir küresel istikrar ve güvenlik sorunuymuş gibi yansıtılsa da sorulması gereken soru, bu güvenlik ve istikrarın kime yaradığı olmalıdır. Batılı büyük güçler değer temelli çatışma çözümü ve barış inşası gibi geleneksel çözüm araçlarını ancak çıkarları söz konusu olduğunda desteklemektedir. Örneğin İsrail son Gazze saldırısında liberal uluslararası düzenin temel hukuk ilkelerini -âdeti olduğu üzere- yok ederken Batılı devletler kulakları sağır eden bir sessizlik içindedir. Rusya-Ukrayna Savaşı tecrübesinden farklı olarak BMGK ve AB ülkelerinin, en temel insani ihtiyaçlar için gerekli olan ateşkese bile mani olması oldukça dikkat çekicidir. Birkaç istisna hariç tüm Batılı devletlerin İsrail’in işlediği soykırım suçuna bu şekilde canhıraş destek vermesi, kural temelli uluslararası düzenin ne kadar zayıf ve ırkçı olduğunu bir kez daha göstermiştir. Çin ve Rusya, liberal uluslararası düzenin normatif temellerine alternatif olacak değer ve normları üretmekte zorlansa da bu durum ileriki yıllarda hızla değişebilir. Zira mezkur zafiyet, rekabete tabi ikincil aktörlerin stratejik hesaplarını da etkilemeye başlamıştır. Örneğin, Aralık başında Almanya Cumhurbaşkanı Steinmeier Doha’da uçağın kapısında bekletilirken Rusya lideri Putin ise Abu Dabi ve Riyad’da top ateşi ve jetlerle adeta bir kahraman gibi karşılanmıştır.

3. Revizyonist stratejik angajmanların çeşitlenmesi: Geçtiğimiz yıl dünyanın çeşitli bölgelerinde 8’i savaş olmak üzere toplam 55 çatışma yaşanmıştır. Burada dikkat çekici iki husus vardır. Birincisi bu çatışmalar, 1984’ten bu yana kaydedilmiş en kanlı çatışmalar olarak tarihe geçmiştir. İkincisi, çatışmada tarafların çoğu kez resmi hükümetler olmasıdır. Büyük güçler ya bizzat ya da bölgesel hükümetlerin eliyle çatışmalarda taraftır. Ancak rekabet sadece çatışmalar üzerinden yürümemektedir. 2024’te dikkatle değerlendirilmesi gereken bir başka husus da büyük güçlerin uyguladığı yeni stratejik angajmanlardır.

Bu yeni angajmanların temel hedefi ABD’nin Avrupa ve Batı Pasifik'te hareket serbestisi kazanmasına mani olmaktır. Bunun etkili yollarından biri Amerika’yı kendi bölgesinde meşgul edecek stratejik araçları devreye sokmaktır. Örneğin Çin, Latin Amerika’da hükümetleri kendine yaklaştırmak için ilgili aktörlere “Dijital İpek Yolu” stratejisiyle toplumsal denetim, Kuşak ve Yol Girişimiyle kritik tedarik zinciri ve nükleer altyapı imkanı, “Küresel Güvenlik Girişimi” ile de bölgesel iç güvenlik ve istihbarat programlarını genişletme imkanı sunmaktadır. Yine az bilinen bir başka stratejik angajman çeşidi de Amerika’nın en büyük toplumsal ve sağlık sorunlarından biri olan uyuşturucu bağımlılığı ile ilgilidir. ABD Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi geçen yıl Aralık’ta Meksikalı karteller tarafından üretilen uyuşturucunun (özellikle fentanil) büyük oranda Çin'den temin edilen kimyasallarla yapıldığını duyurmuştur. Resmi rakamlar, ABD’de yılda 70 bin kişinin uyuşturucudan öldüğünü göstermektedir ve bu da başta Trump olmak üzere pek çok adayın seçim gündeminde ilk sıradadır. Trump, başkan seçilirse Meksikalı kartelleri terörist ilan edeceğini ve Meksika'ya askeri müdahalede bulunacağını ve uyuşturucu laboratuvarlarını bombalayacağını ilan etmiş durumdadır. Burada Çin’in stratejik hedefi, sadece ABD’yi uyuşturucu batağına sürüklemek değildir. Özellikle Amerikalı muhafazakar çevrelerin bam teli konularından olan uyuşturucuyla mücadelenin, ABD’yi Latin Amerika’da istikrarsızlık girdabına sokan Soğuk Savaş’ın askeri müdahale dönemine tekrar çekebileceğini düşünmüş olmalıdır. Bu şekilde doğacak istikrarsızlığın, ABD’yi Amerika kıtasının ekonomik entegrasyonu gibi kendi çıkarlarına zarar verecek stratejik hedeflerden uzaklaştıracağını ve meydanın kendisine kalacağını hesap etmiş olmalıdır.

Bir başka angajman biçimi de zengin doğal kaynaklar üzerinden gerçekleşmektedir. Örneğin Latin Amerika’nın az bilinen bir ülkesi olan Guyana’nın petrol ve doğal gaz zengini bölgesi Essequibo üzerinde Venezuela hak iddia etmektedir. Bu iddia yeni de değildir. Bu toprakları Hollandalılardan satın alan İngiltere ile Venezuela anlaşamamış, 1899'da Paris'te oluşturulan hakem heyeti, burayı İngiltere'ye vermişti. Bugün bile Venezuela, İngiltere'nin hakimlerle anlaştığını iddia etmekte ve bu karara karşı çıkmaktadır. Öte yandan eski bir İngiliz sömürgesi olan Guyana’nın bu tartışmalı bölgesindeki yatırımlar için Amerikan şirketleri Exxon Mobile ve Chevron devreye girmiş durumdadır. İlginçtir bu gerilimli ortamda geçen hafta Guyana ve Venezuela liderleri bir araya gelmiş ve aralarında anlaşmıştı. Ancak yine de İngiltere eski sömürgesi Guyana açıklarına 2024 başında bir donanma gemisi konuşlandıracağını tüm dünyaya ilan etmiştir. Anlaşılıyor ki bölge halklarının rağmına hareket eden İngiltere ve ABD, menfaatleri gereği bölgede ateşle oynamaktan geri durmamaktadır. Ancak büyük güç rekabetine girecek bu tür hamlelerde ateş tüm bölgeyi sarabilir. Hatırlamakta fayda var; Amerika’nın Venezuela’ya uyguladığı yıkıcı ambargo nedeniyle Rusya Ocak 2019’da iki nükleer bomba taşıma kapasitesine sahip bir Rus bombardıman uçağını 100 Rus askeri ile beraber Venezuela’ya destek amacıyla bölgeye göndermiştir.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası