Kriter > Siyaset |

Doğurganlığın Azalması ve Yaşlanmanın Artması Kıskacında Çocuk Nüfusu


Dünyada genel itibariyle nüfus artış hızlarındaki azalma eğilimleri, Türkiye’de de görülüyor. Doğum sayılarının ve oranlarının her geçen yıl azalması, nüfusun canlı kalabilmesindeki olumsuz etkenler olarak varlığını sürdürüyor. Bunun da arkasında evlenme yaşının ilerlemesi ve çocuk sahibi olma yönünde bilinçli ya da bilinçsiz eğilim ve isteklerin azalması gibi faktörler yer alıyor.

Doğurganlığın Azalması ve Yaşlanmanın Artması Kıskacında Çocuk Nüfusu

Türkiye’de nüfus konusu, ana gündem maddelerinden biri olmayı sürdürüyor. Toplam doğurganlık hızının azalması ve nüfusun yaşlanması, Türkiye nüfusundaki ana kırılma noktalarını teşkil ediyor. Bu hususta, sahip olduğu jeostratejik konum itibariyle Türkiye’nin nüfusunu diri tutabilmesi bir hayli önemli. Ancak dünyada genel itibariyle nüfus artış hızlarındaki azalma eğilimleri, Türkiye’de de görülüyor. Doğum sayılarının ve oranlarının her geçen yıl azalması, nüfusun canlı kalabilmesindeki olumsuz etkenler olarak varlığını sürdürüyor. Bunun da arkasında evlenme yaşının ilerlemesi ve çocuk sahibi olma yönünde bilinçli ya da bilinçsiz eğilim ve isteklerin azalması gibi faktörler yer alıyor. Bu çerçevede 0-14 ve 0-17 yaş şeklinde istatistiki bilgi olarak verilen yaş grupları dikkate alındığında, çocuk nüfusu olarak değerlendirilebilecek grubun her geçen yıl azalan bir orana sahip olması, dikkate değer bir konu olarak ön plana çıkmaktadır. Bu metinde bu husus, nüfus verileri temelinde karşılaştırmalı bir biçimde incelenmektedir.

 

İstatistiklerle Çocuk, 2024

TÜİK’in 2013’ten itibaren her yıl düzenli olarak ilan ettiği “İstatistiklerle Çocuk” haber bülteni, 19 Nisan 2024 tarihinde “İstatistiklerle Çocuk, 2024” başlığıyla yayınlandı. Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) 2024 verilerini temel alan bu bültene göre, 85 milyon 664 bin 944 kişilik Türkiye nüfusunun 21 milyon 817 bin 61’ini (yüzde 25,5) çocuklar meydana getirmiştir.

Türkiye’de toplam hane sayısının yüzde 42,8’inde 0-17 yaş grubunda en az bir çocuk yer almaktadır. Alt yaş grupları açısından ise yıllar geçtikçe değişim göze çarpmaktadır. Bu anlamda 2019’da 0-4 yaş grubu yüzde 27,7’lik bir oranı temsil ederken 2024’te bu oran yüzde 23,3’e gerilemiştir. 5-9, 10-14 ve 15-17 yaş aralıklarında önceki yıllara kıyasla küçük miktarda artışların olması, geçmiş yaşların birikimi şeklinde okunmalı ve 0-4 yaş grubunun gerilemesi, büyük ölçüde doğurganlığın azalması şeklinde yorumlanmalıdır ve doğumlarla bu boşlukların doldurulması gerekmektedir.

İleriki kısımlarda daha detaylı şekilde görülebileceği üzere, Türkiye’de çocuk nüfus oranı azalma eğilimi gösterse de Avrupa Birliği’ne üye ülkelere ve genel ortalamasına (AB-27: yüzde 17,8) kıyasla önde gözükmektedir. Ancak bu vaziyetin sürdürülebilir kılınması çok büyük önem taşımaktadır.

Türkiye’de iller özelinde çocuk nüfus oranlarına bakıldığında ise Güneydoğu ve Doğu Anadolu illerinin Türkiye ortalamasının (2024: 25,5) çok üzerinde çocuk nüfus oranlarına sahip oldukları görülmektedir. Bu bağlamda Şanlıurfa (43,8), Şırnak (39,8), Ağrı-Mardin-Muş (37,4), Siirt (37), Batman (36,9), Diyarbakır (36,3), Van (36,2) ve Bitlis (35,7) illeri sıralanmaktadır. Aksi yönde ise Türkiye ortalamasının altında kalan çocuk nüfus oranına sahip iller yer almaktadır: Giresun (18,6), Sinop (18,5), Karabük-Çanakkale (18,4), Artvin (18,3), Bartın (18,2), Kastamonu (18,1), Kırklareli (18), Edirne (17,3) ve Tunceli (16,4). Bu hususta iki uçta yer alan iller açısından bir değerlendirme yapıldığında toplam doğurganlık hızının yüksek olup olmaması ve yaşlanma oranının fazlalığı ya da azlığı temel dayanak noktaları olarak ortaya çıkabilecektir.

 

2000’lerden İtibaren Çocuk Nüfusunda Azalma Yaşanıyor!

Çocuk nüfusu denilince uluslararası istatistikler açısından 0-17 yaş grubu baz alınmaktadır. Ancak 0-14, 15-64 ve 65 ve üzeri şeklinde yaş gruplarının tasniflendirilmesi de önemli bir istatistiki kategori olarak kullanılmaktadır. Bu kısımda hem 0-14 hem de 0-17 yaş gruplarının Türkiye’deki nüfus sayımları verilerine göre değişimi irdelenmektedir. Bu bağlamda her iki yaş grubunda da en temel kırılma 2000’lerden itibaren yaşanmaktadır. Burada en genel yorum olarak 1980’lerden sonra artan kentleşme oranlarının ve iş-yaşam-gelir-barınma etkenlerinin çocuk sahibi olmayı etkilediği öne sürülebilir.

0-14 yaş grubuna ilişkin değişimin seyri Grafik 1’de gösterilmektedir. 1935’ten 2000’e kadar 1940 ve 1945 arasındaki düşüş hariç tutulduğunda sürekli bir biçimde artış gösteren 0-14 yaş grubu nüfus, o yıllardan itibaren sabit ve dengeli gibi gözükmekle birlikte azalan bir eğilim içerisindedir.

GRAFİK 1: 0-14 YAŞ GRUBU (1935-2024)

 

Verilere daha detaylı biçimde bakıldığında (Tablo 1), ilk olarak 1940’dan 1945 arasında bir gerilemenin olduğu görülecektir. Bunda İkinci Dünya Savaşı koşullarının etkisinin olduğu düşünülebilir. Diğer bir kırılma ise 2000’den 2007’ye geçişte görülebilir. Bunda da de facto sayımdan de jure (ADNKS) sayıma geçişin etkileri söz konusu edilebilir. Son olarak ise 2019’dan itibaren günümüze kadar düzenli azalışların olduğu görülmektedir.

TABLO 1: 0-14 YAŞ GRUBUNUN ARTIŞ VE AZALIŞ İÇEREN SEÇİLİ YILLARI (1935-2024 ARALIĞI)

 

Buna göre, 1935’te 6 milyon 662 bin 593 olan nüfus, 1940’da 7 milyon 503 bin 326 kişiye erişmiştir. 1945’e gelindiğinde ise bir miktar azalışla bu rakam 7 milyon 421 bin 263 kişiye gerilemiştir. 2000’e kadar istikrarlı bir şekilde artış gösteren 0-14 yaş grubu nüfus, 2007’de 18 milyon 642 bin 391 kişiye gerilemiştir. 2007 ve 2019 arasında nispeten sabit denilebilecek ancak hafif artış ve azalışlarla dalgalı seyir gösteren 0-14 yaş grubu nüfus, 2019’dan itibaren düşüş yönünde kırılma yaşayarak 2024 sonu itibariyle Cumhuriyet tarihi açısından en düşük orana erişmiştir. Bu doğrultuda Tablo 2’de de görüldüğü üzere, son on yıl nazarıdikkate alındığında 2014’te toplam nüfusa oranı 24 olan 0-14 yaş grubu nüfus, 2024’te 20,9 seviyesine gerilemiştir.

TABLO 2: 0-14 YAŞ GRUBUNUN NÜFUSA ORANSAL DAĞILIMI (2014-2024)

 

TÜİK’in de çocuk istatistikleri açısından temel aldığı 0-17 yaş grubu nüfusa ait oransal dağılım Grafik 2’de detaylı biçimde gösterilmiştir. Cumhuriyet tarihi açısından yüzde 48,5’lik oran ile en yüksek seviyeye erişen 0-17 yaş grubu nüfus, o tarihten itibaren mütemadiyen azalarak 2024 sonu itibariyle 25,5’e gerilemiştir.

GRAFİK 2: 0-17 YAŞ GRUBUNUN NÜFUSA ORANSAL DAĞILIMI (1935-2024)

 

Çocuk nüfus oranına ilişkin projeksiyonlar ise; ana, düşük ve yüksek senaryolar çerçevesinde vurgulanmaktadır. Buna göre farklı oranlarda gösterilen senaryoların vardığı ortak özellik çocuk nüfusunun azalacağı yönündedir:

GRAFİK 3: ÇOCUK NÜFUSUNA İLİŞKİN SENARYO BAZLI PROJEKSİYONLAR

 

Çocuk nüfusunun azaldığı bir durumda çocuk bağımlılık oranları da azalmaktadır. 1935’te yüzde 75,7 oranında gerçekleşen çocuk bağımlılık oranı 1970’lerden itibaren 2007’ye kadar yüzde 30’lu seviyelere kadar gerilemiş, ardından günümüze kadar sabit, dengeli ve azalan bir eğilim seyri göstererek 2024 sonu itibariyle yüzde 30,6’ya erişmiştir. Bu anlamda öngörülen tahminler çerçevesinde çocuk bağımlılık oranının 2030’da yüzde 25,5; 2040’da yüzde 22,1; 2060’ta yüzde 23,3; 2080’de yüzde 23,4 ve 2100’de ise yüzde 21,5 oranına varacağı ifade edilmektedir. Bu durumun aksine Türkiye’de yaşlı bağımlılık oranının her geçen yıl arttığı vurgulanmalıdır.

 

Sonuç ve Öneriler

Son on yıl içerisinde bariz bir biçimde nüfus artışının ve artış hızının her geçen yıl azalması, ortanca yaşın yükselmesi, toplam doğurganlık hızının azalması, genel olarak bebek ölüm sayısının ve bebek ölüm hızının azalışı, 5 yaş altı ölüm sayısının azalması ve bunun yanında ölümlerin ileri yaşlara doğru kayması, 65 ve üzeri yaşa sahip nüfusun oran bakımından artması, yabancı nüfusun azalması, haliyle Türkiye’ye gelen göçün azalması, Türkiye’den gidenlerin çoğalması, hanehalkı sayısının artmasına rağmen ortalama hanehalkı büyüklüğünün azalması, böylelikle tek kişilik hanehalkı sayısının artması, evlenme sayılarının azalış eğiliminde olması, buna karşın boşanma sayılarında yükselişe meyleden bir seyrin hakim olması, aynı zamanda ilk evlenme yaşının her geçen yıl yükselmesi, Türkiye’de doğurganlığı etkilemekte ve bu durum da çocuk nüfusunun gelişimine olumsuz etki ederek Türkiye nüfusunun diri kalabilmesine engel teşkil etmektedir.

Bu kısır döngüden kurtulabilmek için öncelikli olarak doğurganlık eğilimlerinin mevcut hali Türkiye temsilinde tespit edilebilmelidir. Bu hususta Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın desteklediği “Türkiye’de Doğurganlık, Annelik ve Babalık Fikrine İlişkin Kuşaklararası Değişimin İncelenmesi” başlıklı projenin yapılması, Türkiye örnekleminde temsil kabiliyetine sahip bir veri seti oluşturması bakımından çok önemlidir. Bu verilerin ilgili paydaşlar ve kamuoyu ile paylaşılıp politika ve hizmet önerilerine dönüşmesi ivedilikle gerçekleştirilmelidir. Bu minvalde başta ekonomik olmak üzere sosyal, kültürel, psikolojik vb. boyutlar hesaba katılarak doğurganlığı arttırıcı politika ve eylemler geliştirilmelidir. Bu anlamda 2025’in “Aile Yılı” ilan edilerek birtakım imkanların sunulması hayli önemlidir. Ancak bu gibi politika ve eylemlerin sürekli olarak güncellenmesi, gündelik hayatın koşullarına sürekli olarak karşılık gelmesi gerekmektedir.

Her şeye rağmen doğurganlığa yatırımın yapılması önemlidir. Ancak tüm bunlar yapılsa dahi demografik dönüşüm yaklaşımı çerçevesinde yüksek doğum ve ölümlerden düşük doğum ve ölümlere geçişi tecrübe etmiş Batı ülkelerindeki uygulamalar göstermektedir ki, doğurganlığa yatırım, bir ülkenin nüfusunu canlı tutabilmesinde yeterli bir merhale değildir. Bu doğrultuda kapsayıcı ve güncel içeriği haiz uyum politikaları ile göçmen kabulünün gerçekleştirilmesi gündeme gelmektedir. Cumhuriyetin ilk yıllarında dindaş ve soydaş temalı olarak nüfusun artması yönünde ülkeye göçlerin teşvik edildiği hatırlanmalıdır. Günümüzde başta ABD olmak üzere birçok Avrupa ülkesi, toplam doğurganlık hızını yükseltmenin yanı sıra göçmen kabulleri ile nüfuslarını tahkim etmeye çalışmaktadırlar. Türkiye, doğurganlığını planladığı şekilde artıramadığı yahut yaptığı yatırımlara bu anlamda karşılık bulamadığı ihtimaller çerçevesinde göç alternatifini düşünmek durumunda kalabilecektir. Son yıllarda görüldüğü üzere bu ihtimalin hem ev sahibi toplum hem de göçmenler için külfeti oldukça ağır olmaktadır.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası