Kriter > Dış Politika |

Irak’ta Yeni Hükümet ve Türkiye ile Stratejik Yakınlaşmanın Geleceği


Şii siyasi alanındaki parçalanma, KDP ile KYB arasındaki rekabetin sertleşmesi, Sünni siyasi aktörlerin daha pragmatik ilişki ağları üretmeye başlaması ve İran’a yakın grupların kendi içerisindeki ayrışması, Bağdat’taki siyasal zeminin değiştiğini gösteriyor. Türkiye ise temel stratejik ilkelerini koruyor. Irak’ın toprak bütünlüğü, siyasi birliği, çatışmalardan uzak tutulması ve bölgesel istikrarın korunması Ankara açısından değişmeyen başlıklar olmaya devam ediyor. Ancak Türkiye bu ilkeleri, artık daha esnek ilişki ağları ve değişen saha dengeleri üzerinden yürütüyor.

Irak ta Yeni Hükümet ve Türkiye ile Stratejik Yakınlaşmanın Geleceği
Irak Meclisi'nde, hükümeti kurmakla görevlendirilen Başbakan Ali ez-Zeydi'ye ve çoğu kabine üyesine güvenoyu verildi. (Murtadha Al-Sudani / AA, 14 Mayıs 2026)

Irak’ta yaklaşık altı ay süren siyasi kriz, 14 Mayıs’ta Ali Faleh Kazım ez-Zeydi hükümetinin parlamentodan kısmi güvenoyu almasıyla birlikte kısmen çözüldü. Ancak Bağdat’ta ortaya çıkan tabloyu yalnızca gecikmiş bir hükümet pazarlığı olarak okumak eksik kalır. Çünkü bugün Irak’ta siyaset hâlâ işliyor gibi görünse de sistemi ayakta tutan denge giderek daha kırılgan hale geliyor.

Cumhurbaşkanlığı seçim süreci, bunu açık biçimde ortaya koydu. Aylar boyunca parlamentoda üçte iki çoğunluk sağlanamadı. Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) adayı Nizar Amedi’nin cumhurbaşkanı seçilmesiyle birlikte hükümetin önü açıldı ancak ortaya çıkan tablo eski dengelerin devamından çok yeni güç dağılımlarının görünür hale geldiği bir döneme işaret ediyor. Nitekim Şii siyasi alanındaki parçalanma, KDP ile KYB arasındaki rekabetin sertleşmesi, Sünni siyasi aktörlerin daha pragmatik ilişki ağları üretmeye başlaması ve İran’a yakın grupların kendi içerisindeki ayrışması, Bağdat’taki siyasal zeminin değiştiğini gösteriyor.

Buna rağmen sistemin tamamen çözüldüğünü de söylemek yanlış olur. Nitekim yeni düzlemde de Cumhurbaşkanlığı Kürtlerde, başbakanlık Şiilerde, meclis başkanlığı ise Sünnilerde kalmaya devam ediyor. Fakat bu yapıyı taşıyan siyasal dengenin artık eski Irak olmadığı görülüyor. Mevcut düzende ittifaklar daha esnek kuruluyor, siyasi alan daha fazla parçalanıyor, aktörler daha pragmatik hareket ediyor. Ancak devlet mekanizması ise aynı ölçüde merkezileşemiyor.

Ortaya çıkan bu tabloyu bir tür “asimetrik süreklilik” olarak okumak mümkün. Başka bir ifadeyle sistem devam ediyor ancak onu ayakta tutan siyasal algoritma değişiyor. Hatta temsil alanı genişledikçe karar alma kapasitesi daha kırılgan hale geliyor. Zeydi hükümetinin kuruluş biçimi de bunu gösterdi. 23 bakanlıktan yalnızca 14’ü parlamentodan güvenoyu alabildi. Bazı bakanlıkların güven oylaması ertelendi, bazı adaylar geri çekildi, bazı isimler ise doğrudan reddedildi. Irak açısından mesele artık sadece hükümet kurmak değil; işleyen, karar alabilen ve ülke üzerinde egemenlik kapasitesi üretebilen bir devlet yapısı oluşturabilmek.

 

Dış Politika Dengesi

Tam da bu noktada ABD-İran dengesi, yeniden belirleyici hale geliyor. Uzun yıllardır Irak siyaseti “ABD mi kazanıyor, İran mı?” gibi dar bir denklem üzerinden okunuyordu. Oysa son süreç daha farklı bir tablo ortaya çıkardı. Ne İran sistem dışına itilebiliyor ne de Washington tek başına belirleyici bir alan kurabiliyor. Bu anlamıyla daha kontrollü bir rekabet modeli oluştuğu görülüyor. Taraflar birbirlerinin hareket alanını tamamen ortadan kaldırmıyor ancak stratejik sınırlar üretmeye çalışıyor.

Bu durum, özellikle güvenlik alanında hissediliyor. İran’a yakın bazı isimlerin hükümette yer alabilmesi, Tahran’ın etkisinin sürdüğünü gösterirken, bazı kritik güvenlik pozisyonlarına ilişkin rezervler ise Washington’ın Irak güvenlik mimarisine dair hassasiyetini ortaya koydu. ABD açısından mesele, İran etkisini tamamen ortadan kaldırmak değil. Çünkü Irak’taki kırılgan yapı düşünüldüğünde böyle bir hamlenin sistemi daha da istikrarsız hale getirme riski taşıdığı görülüyor. Bu nedenle Bağdat’ta oluşan yeni dengede tarafların birbirini tamamen dışlamadığı fakat hareket alanlarını sınırlandırdığı kontrollü bir rekabet alanı ortaya çıkmış durumda.

Zeydi hükümetinin programı da tam bu denge arayışını yansıtıyor. “İstikrarlı devlet – Üreten ekonomi – Dengeli ortaklıklar” yaklaşımı, aslında hükümetin yönelimini oldukça net biçimde ortaya koyuyor. Program dikkatle incelendiğinde güvenlik, ekonomi ve dış politikanın birbirinden bağımsız alanlar olarak değil, aynı stratejik hattın parçaları olarak ele alındığı görülüyor. Devlet kapasitesinin güçlendirilmesi, ekonomik reformlar, enerji yatırımları, güvenlik kararlarının merkezileştirilmesi ve dış politikada denge siyasetinin aynı çerçeve içerisinde değerlendirildiğini söylemek mümkün.

Burada dikkat çeken noktalardan biri de hükümet programının Sudani döneminde şekillenen yol haritasını büyük ölçüde koruması. Özellikle Kalkınma Yolu Projesi, enerji alanındaki entegrasyon arayışları ve bölgesel bağlantısallık yaklaşımı devam ediyor. Ancak hükümet programındaki bu stratejik sürekliliğe rağmen kabinenin siyasal yapısı, Sudani dönemine kıyasla daha kırılgan bir görüntü veriyor. Daha siyasi, daha parçalı ve daha fazla pazarlık üreten bir yapı ortaya çıkıyor. Bu nedenle Bağdat’ın önündeki temel mesele, stratejik süreklilik ile siyasal parçalanmışlık arasındaki gerilimi yönetebilmek olacak.

Ali ez-Zeydi, Kurban Bayramı kabulü yaptı
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi (ortada), Kurban Bayramı dolayısıyla ülkedeki aşiret liderlerinden oluşan bir heyeti kabul etti. Görüşmede hükümetin silahın yalnızca devletin elinde toplanması projesini kararlılıkla sürdüreceği vurgulandı. (Irak Başbakanlık Basın Ofisi / AA, 29 Mayıs 2026)

 

Irak’ta Yeni Denklem ve Türkiye

Türkiye’nin Irak politikasında son dönemde yaşanan değişim de tam burada anlam kazanıyor. Çünkü Ankara artık Irak sahasını yalnızca güvenlik merkezli okumuyor. Uzun süre PKK tehdidi, sınır güvenliği ve askeri operasyonlar üzerinden şekillenen yaklaşım yerini daha geniş bir stratejik çerçeveye bırakıyor. Irak’ın siyasi istikrarı, ekonomik kapasitesi, bölgesel bağlantısallığı ve devlet kurumsallaşması Türkiye açısından doğrudan stratejik mesele haline gelmiş durumda.

Zira cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde ve hükümet pazarlıkları sırasında Ankara’nın belirli bir adayın ya da grubun kazanmasına odaklanan bir siyaset izlemedi. Türkiye açısından mesele başbakanın kim olacağından çok, Irak’ta oluşacak yeni denklemle ilişkilerin nasıl sürdürülebileceği sorusu etrafında şekillendi. Zeydi hükümetinin kurulmasının hemen ardından verilen hızlı destek mesajları da bu yaklaşımın devamı niteliğinde oldu.

Burada son dönemde daha görünür hale gelen yaklaşımı, “konjonktürel rasyonalizm” üzerinden okumak mümkün. Türkiye, temel stratejik ilkelerini koruyor. Irak’ın toprak bütünlüğü, siyasi birliği, çatışmalardan uzak tutulması ve bölgesel istikrarın korunması, Ankara açısından değişmeyen başlıklar olmaya devam ediyor. Ancak Türkiye, bu ilkeleri artık daha esnek ilişki ağları ve değişen saha dengeleri üzerinden yürütüyor. KYB ile gelişen kontrollü normalleşme, Kerkük’te ortaya çıkan yeni siyasi denge ve Ankara-Süleymaniye hattındaki yumuşama da bu dönüşümün parçaları arasında yer alıyor.

Bu stratejik genişleme, güvenlik alanında da kendisini gösteriyor. Türkiye’nin yürüttüğü Terörsüz Türkiye süreci, artık sınır hattına sıkışan klasik güvenlik yaklaşımının ötesine geçmiş durumda. Çünkü mesele yalnızca PKK’nın askeri varlığı değil. Kandil’den Sincar’a, Mahmur’dan tartışmalı bölgelere kadar uzanan yapı, aynı zamanda Irak’ın egemenlik krizinin de parçası haline geliyor.

Bu nedenle Ankara son dönemde askeri mücadele ile birlikte devlet kapasitesi, kurumsal iş birliği, ekonomik entegrasyon ve bağlantısallık üretmeye çalışan daha geniş bir stratejik yaklaşım geliştiriyor. Türkiye bugün Irak ve Suriye sahasında ortaya çıkan güvenlik sorunlarını yalnızca silahlı örgütlerin varlığı üzerinden okumuyor. Asıl mesele devlet kapasitesinin aşındığı alanlarda ortaya çıkan siyasi, askeri ve ekonomik boşluklar. Bu nedenle Türkiye, güvenlik risklerini sınır hattından uzaklaştırmanın yanında bu boşlukların mümkün olduğunca kapatılmasına katkı sunacak bir bölgesel istikrar hattı oluşturmaya çalışıyor.

Kalkınma Yolu Projesi de bu nedenle özel bir yerde duruyor. Uzun yıllardır çatışmaların geçiş alanı haline gelen Irak’ın ilk kez bağlantısallık üzerinden bölgesel merkez üretme arayışına yöneldiği görülüyor. Irak’ın merkez ülke niteliği de burada yeniden önem kazanıyor. Çünkü Irak yalnızca kırılgan bir coğrafya değil. Aynı zamanda Ortadoğu’nun en kritik geçiş alanlarından biri.

Son yıllarda yaşanan hemen her bölgesel kriz bunu yeniden gösterdi. ABD-İran gerilimi de, Gazze savaşı sonrası oluşan kırılganlık da, İsrail’in İran’a yönelik saldırıları sonrasında ortaya çıkan yeni denklem de Irak’ı doğrudan etkiledi. Çünkü Irak, bölgesel güç mücadelelerinin birbirine değdiği alanlardan biri olmaya devam ediyor. Bu nedenle Bağdat’ta oluşacak her siyasi boşluk, kısa sürede bölgesel rekabet alanına dönüşebiliyor.

Ancak aynı merkez coğrafya niteliği Irak’a ciddi bir stratejik avantaj da sağlıyor. Enerji hatları, ticaret koridorları, ulaşım ağları ve bölgesel bağlantısallık açısından Irak’ın sahip olduğu jeopolitik konum, ülkeyi Ortadoğu’nun en kritik merkezlerinden biri haline getiriyor. Bu nedenle ülkenin yeniden çatışma ve vekalet mücadelelerinin sıkıştığı kırılgan bir fay hattına dönüşmesi de bölgesel entegrasyonun merkezlerinden biri haline gelmesi de yalnızca Irak’ın değil bütün bölgenin geleceğini etkileyecek sonuçlar üretme potansiyeli taşıyor.

Tam da bu nedenle Türkiye ile Irak arasında son dönemde oluşan stratejik yakınlaşmayı sıradan bir ikili ilişki süreci olarak okumak yanlış olur. Burada oluşan yeni zemin, Ortadoğu’da güvenlik merkezli parçalanma ile bağlantısallık merkezli entegrasyon arasındaki mücadelenin önemli başlıklarından birine dönüşüyor. Ancak bu sürecin sürdürülebilir hale gelmesi, yalnızca Ankara’nın ortaya koyduğu stratejik iradeye bağlı değil. Bağdat’ın da siyasal esneklik ile devlet kapasitesi arasındaki dengeyi yönetebilmesi gerekiyor. Irak’ın önümüzdeki dönemde nasıl bir yönelim üreteceği bu nedenle yalnızca ülkenin iç siyasi geleceğini değil, bölgesel düzenin hangi eksende şekilleneceğini de doğrudan etkileyecek.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası