Kriter > Dosya > Dosya / Toplum |

Küllerimizden Doğabilecek miyiz? İklim Krizi ve Küresel Yangın Gerçeği


Sadece Akdeniz kıyılarında değil Amazonlardan Avustralya’ya kadar geniş bir ölçekte etkisini gösteren büyük yangınlar, artık sadece mevsimsel felaketler değil, iklim krizinin en görünür sonuçlarından biri olarak karşımızda yer almaktadır. Aynı zamanda her yangın sonrasında da iklim krizi bir kamçı daha atarak etki alanını genişletmektedir. Yani bir diğer taraftan bakıldığında orman yangınları yalnızca iklim krizinin bir sonucu değil, aynı zamanda bu krizi derinleştiren önemli bir etkendir.

Küllerimizden Doğabilecek miyiz İklim Krizi ve Küresel Yangın Gerçeği

Dünya üzerinde son yıllarda gerçekleşen haberler incelendiği takdirde tahmin ediyorum ki küresel çapta ilk beşte yer alacak haberlerden biri mutlaka orman yangınları olacaktır. 2025 yazı boyunca duyduğumuz orman yangınları haberleri, bu süreçte büyük endişeleri ve tartışmaları da beraberinde getirmiştir. İlk olarak bu yangınların sadece Türkiye’de değil dünyanın birçok yerinde yaşandığını ve bu sebepten yangınlarla mücadelede küresel bir beraberlik veya seferberlik gerektiği ifade edilebilir. Türkiye’nin Ege ve Akdeniz ormanlarına kadar uzanan büyük yangınların paralelinde ise Akdeniz bölgesindeki İspanya, Yunanistan, Portekiz gibi birçok ülkede orman yangınlarının yerleşim yerlerine kadar uzandığı görülmektedir. Dahası Fransa gibi ülkelerde de yangınlar görülmüş ve özellikle ülkenin güneyinde yer alan Aude’de 13 bin hektardan fazla alanın kül olduğu bilgisi kayıtlara yansımıştır.

Sadece Akdeniz kıyılarında değil Amazonlardan Avustralya’ya kadar geniş bir ölçekte etkisini gösteren büyük yangınlar artık sadece mevsimsel felaketler değil, iklim krizinin en görünür sonuçlarından biri olarak karşımızda yer almaktadır. Aynı zamanda her yangın sonrasında da iklim krizi bir kamçı daha atarak etki alanını biraz daha genişletmektedir. Literatürde geri besleme döngüsü olarak tanımlanan bu süreci, iklim değişikliği ile orman yangınları arasındaki ilişkide ele almak mümkündür. Bu ilişki, çift yönlü ve kendini besleyen bir dinamik üzerinden hareket etmektedir.

 

İklim ve Yangınlar

İlk olarak, küresel ısınmanın yol açtığı sıcaklık artışları, uzun süreli kuraklıklar ve nem oranındaki azalmalar, yangınların çıkma olasılığını ve yayılım hızını artırmaktadır (IPCC, 2022). Bu durum özellikle Akdeniz havzası gibi iklim değişikliğine karşı kırılgan bölgelerde yangınların sıklığını ve şiddetini dramatik ölçüde yükseltmektedir.

Diğer taraftan bakıldığında ise orman yangınları yalnızca iklim krizinin bir sonucu değil, aynı zamanda bu krizi derinleştiren önemli bir etkendir. Yangınlar sırasında atmosfere büyük miktarda karbondioksit (CO₂), metan (CH₄) ve diğer sera gazları salınmaktadır. Ayrıca, yanmış orman alanlarının karbon yutak kapasitesini kaybetmesi, uzun vadede atmosferdeki sera gazı birikimini de hızlandırmaktadır. Bu süreç, pozitif geri besleme döngüsü oluşturarak iklim krizini daha da şiddetlendirmektedir.

Bu bağlamda pozitif geri besleme döngüsünden de bahsetmek gerekir. Hatta iklim çalışmalarında daha fazla bilinen positive climate feedback loop (olumlu veya pozitif iklim geri besleme döngüsü) kavramının tanımlanması ve örnekler üzerinden açıklanması önemlidir. Olumlu veya pozitif iklim geri besleme döngüsü, iklim sistemindeki bir değişikliğin kendi etkilerini daha da güçlendirecek şekilde geri dönmesini ifade eder. Yani başlangıçta küçük bir değişiklik, zamanla daha büyük ve hızlanan bir değişime yol açar. Buradaki “positive” kelimesi doğrudan çeviri yaptığımızda olumlu şeklinde kullanılabilse de aslında olumlu anlamında değil, artırıcı/güçlendirici anlamında kullanılmaktadır. Bunu orman yangınlarına ait bir döngüde görebiliriz. Bu döngü şu şekildedir;

  • İklim krizi sıcaklıkları artırır → Kuraklık ve yangın riskini yükseltir.
  • Yangın çıkınca büyük miktarda CO₂ atmosfere salınır → Karbon yutakları (ormanlar) yok olur.
  • Daha fazla CO₂ → Küresel ısınma hızlanır → Yeni yangın riskleri artar.

Bu döngü sadece orman yangınlarında değil diğer birçok iklim olayında da gözlemlenebilir. Örneğin iklim krizinde büyük önemi olan buzulların erimesi de bu döngüde şu şekilde ele alınabilir.

  • Küresel ısınma buzulları eritir → Beyaz yüzeyler (yüksek albedo) azalır.
  • Yerini koyu deniz suyu alır → Daha fazla güneş ışığını emer.
  • Bu da sıcaklığı artırır → Daha fazla buz erir.

Bu döngü doğrultusunda orman yangınlarının, hem iklim krizinin en görünür sonuçlarından biri olduğu hem de yangınlara bağlı olarak iklim krizinin arttığı ifade edilebilir. Ek olarak, yükselen sıcaklıklar, uzun süren kuraklıklar ve insan faaliyetlerinin tetiklediği ekolojik yıkımlar, yangınların sıklığını ve şiddetini dramatik biçimde artırmaktadır.

İspanya'da yangın
İspanya'da kuzeyde Galiçya'da Ourense ile Kastilya ve Leon bölgesinde Leon ve Zamora kentleri yangınlardan en fazla etkilenen bölgeler arasında yer alıyor. Sadece Galiçya bölgesinde ay başından bu yana 60 bin hektardan fazla alan yanarken, İspanya genelinde bu yıl içinde şimdiye kadar 120 bin hektara yakın ormanlık alan kül oldu. (Pedro Pascual / AA, 18 Ağustos 2025)

 

Antroposen Çağ

İnsan faaliyetlerinin tetiklediği ekolojik yıkımlar ise bugün belki de insanın doğa üzerinde kurmak istediği tahakkümün acı bir geri dönüşünü yaşatmaktadır. Modern uygarlığın doğa ile kurduğu problemli ilişki Sanayi Devrimi’nden bu yana dengesiz bir açıklıkta ilerlemektedir. İnsanoğlunun doğayı sınırsız bir kaynak deposu olarak görmesi ve ekonomik büyüme adına doğal dengeyi sistematik biçimde bozması, kısa vadede kalkınma ve konfor sağlasa da uzun vadede doğanın kendi dinamikleri üzerinden insana geri teptiği; yol açtığı yangınlar, iklim krizi ve çeşitli doğal afetler bağlamında görülmektedir. Bu bağlamda, hem orman yangınlarının hem de diğer unsurların arka planındaki insan faaliyetlerine bakıldığında, orman yangınlarının yalnızca iklimsel değişimlere bağlı olmadığı görülmektedir. İklim krizi ise fosil yakıt kullanımı, ormansızlaşma, endüstriyel üretim ve tüketim kültürü gibi insan kaynaklı süreçlerin doğrudan ürünüdür. Bugün özellikle, doğal afetlerin çerçevesine bakıldığında artık “tamamen doğal” olmadığı söylenebilir. Çünkü insan eliyle hızlandırılan iklim krizi, bu afetlerin sıklığını ve şiddetini artırmaktadır. Sel, fırtına, kuraklık ve yangınlar, insanın ekosistemle uyumsuz yaşam biçiminden bağımsız düşünülemez.

Bu tabloyu kavramsal olarak açıklayan en güçlü çerçevelerden biri ise Antroposen Çağ kavramıdır. Antroposen, insan faaliyetlerinin jeolojik ölçekte bile iz bırakacak kadar güçlü bir dönüştürücü etki oluşturduğunu anlatır. Paul Crutzen ve Eugene Stoermer tarafından kaleme alınan yazı sonrasında bu kavram, insanın artık yalnızca doğanın bir parçası değil, aynı zamanda gezegenin işleyişini belirleyen başlıca jeolojik güçlerden biri haline geldiğini savunur.

Orman yangınlarının artışı, buzulların erimesi, deniz seviyesinin yükselmesi, biyolojik çeşitliliğin azalması gibi süreçler Antroposen’in somut göstergeleri olarak görülmektedir. Bu nedenle bugün yaşanan afetler, yalnızca doğanın bir “tepkisi” değil, insan merkezli kalkınma anlayışının ve ekolojik tahakküm arzusunun acı bir geri dönüşüdür.

 

Kritik Sorunun Cevabı

Özellikle yangınların küresel ölçekte olan durumu, Antroposen çağının belki de bir yangın çağı olduğunu bizlere aktarıyor. Bu doğrultuda tüm insanlığa ortak bir kritik soru sormak gerekir. Doğayı hoyratça tüketmeye devam edersek, gerçekten “küresel bir küllerden doğuş” mümkün olacak mı? Yoksa insanlık, kendi elleriyle yok ettiği ormanların ardından, geri dönüşü olmayan bir sürecin içine mi sürüklenecek?

Bu kritik soru sonrasında ise cevapları da vermemiz veya başka sorularla insanlığı yönlendirmemiz gerekir. Bu kritik sorunun elbette tek bir cevabı olmayacaktır. Küresel ölçekte ve çok katmanlı bir cevap arayışına girildiğinde ise küresel, ulusal/yerel ve toplumsal/bireysel öneriler şeklinde bir sınıflandırmada değerlendirme yapılabilir.

Öncelikle küresel yapılan okuma ve değerlendirmelere paralel olarak küresel düzeyde iklim krizinin yangınları tetiklemesi ve yangınların da krizi beslemesi, pozitif geri besleme döngüsü şeklinde işleyen bir mekanizma ile açıklanmaktadır. Bu döngünün kırılabilmesi için öncelikle sera gazı emisyonlarının azaltılması elzemdir. IPCC’nin 2022 raporuna göre, mevcut emisyon eğilimleri devam ederse küresel sıcaklık artışının 2100’e kadar 2,7°C’ye ulaşması beklenmektedir. Bu ise yangınların sıklığını ve şiddetini dramatik biçimde artıracaktır. Dolayısıyla uluslararası toplumun Paris İklim Anlaşması hedeflerini daha sıkı uygulaması, karbon nötr bir gelecek için somut adımlar atması ve yangınlarla mücadelede ortak bir mekanizma geliştirmesi gerekmektedir.

Ulusal/bölgesel/yerel boyuta bakıldığında ise Türkiye gibi Akdeniz iklim kuşağında yer alan ülkelerde yangınların önlenmesi ve yönetilmesi, yalnızca acil müdahale kapasitesiyle sınırlı değildir. Orman yönetiminde yangına dayanıklı türlerin ekilmesi, erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi ve riskli alanlarda yapılaşmanın sınırlandırılması temel öncelikler arasında olmalıdır. 2021 yangınlarının ardından yapılan değerlendirmelerde, yangınların büyümesinde yalnızca iklim koşullarının değil, aynı zamanda orman içi ve çevresindeki plansız yapılaşma ve insan faaliyetlerinin de etkili olduğu görülmüştür. Bu nedenle, yerel yönetimler ile merkezi idare arasında koordineli bir entegre yangın yönetim sistemi kurulması gereklidir. Ayrıca yenilenebilir enerji yatırımlarının artırılması, fosil yakıta olan bağımlılığı azaltarak iklim krizine karşı ulusal ölçekte koruyucu bir etki sağlayacaktır.

Ancak bu yazı kapsamında da vurgulandığı gibi yangınlar ve iklim krizi başta olmak üzere birçok doğa olayının arkasında insan faaliyetlerinin yer alması toplumsal ve bireysel ölçekte de önerilerin geliştirilmesini elzem kılmaktadır. Bu doğrultuda, örneğin yangınlarla mücadele, yalnızca devlet politikalarıyla sınırlı kalmamalıdır, toplumsal farkındalık ve bireysel sorumluluk bu sürecin tamamlayıcı ayağı olmalıdır. Çünkü insan faaliyetlerinin orman yangınlarındaki etkisi FAO (2022) verilerine göre yaklaşık yüzde 90 düzeyindedir. Bu durum, eğitim ve bilinçlendirme çalışmalarının önemini ortaya koymaktadır. Erken ihbar kültürünün geliştirilmesi, gönüllü yangın söndürme ekiplerinin desteklenmesi ve toplumsal dayanışmanın güçlendirilmesi bu noktada kritik öneme sahiptir. Ek olarak tüm doğal afetlerin arkasında gün geçtikçe dolaylı da olsa insan faaliyetlerinin etkisinin artmasından dolayı birçok konuda dikkat edilmesi gereken husus vardır. Örneğin iklim krizi ve yangınlar arasındaki ilişkiye paralel olarak iklim krizi ile mücadele içinde küçük öneriler geliştirilebilir. Bireyler, enerji tasarrufu, tüketim alışkanlıklarının yeniden gözden geçirilmesi, tek kullanımlık ürünlerden uzaklaşma ve doğaya zarar vermeyen yaşam biçimlerinin benimsenmesi, iklim krizinin hızını azaltacak mikro katkılar sağlayabilir. Bu doğrultuda orman yangınlarının oluşumundaki birçok etkenin zayıflamasına imkân sağlayarak negatif iklim geri besleme döngüsü de sağlanabilir.

Sonuç olarak, doğayı hoyratça tüketmeye devam ettiğimiz sürece “küresel bir küllerden doğuş” mümkün görünmemektedir. Ancak insanlık, doğa üzerindeki tahakküm arzusunu terk ederek doğa ile uyumlu bir yaşam biçimini benimserse, bu krizden çıkış için yeni bir yol bulunabilir. Küresel yangın gerçeği ise bu krize karşı çözüm bulmanın ertelenemez bir zorunluluk haline geldiğini göstermektedir.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası