Kriter > Siyaset |

Millet Bahçesi’nde Yalnızca Piknik Değil Siyaset de Yapılır


Bir zamanlar “elit” muhiti olan havalimanı arazisi tam anlamıyla halka açılacak. Elitlerin, Batıcı seçkinlerin bir türlü kabul edemediği akıbet bir kez daha gerçekleşecek.

Millet Bahçesi nde Yalnızca Piknik Değil Siyaset de Yapılır

Cumhurbaşkanı Erdoğan AK Parti’nin 24 Haziran seçim beyannamesini açıklarken başta İstanbul’daki Atatürk Havalimanı arazisi olmak üzere Türkiye’nin birçok şehrindeki uygun arazilere “Millet Bahçeleri” konseptiyle büyük yeşil alan ve parkların yapılacağını müjdeledi. Türkiye’nin 2002’den bu yana içerisinde olduğu atılım döneminde köprüler, yollar, hastaneler, havalimanları, tüneller, tüp geçitler, üniversiteler, enerji santralleri, derslikler, toplu konutlar vb. gibi birçok yatırım yapılırken, şehirlerin çehresi bu yatırımlarla dönüşürken yeşil alanlarda aynı ölçüde ilerleme kaydedilmediği sık sık dile getirilen bir eleştiriydi. Bu husus AK Parti muhalifleri tarafından dile getirildiği kadar, AK Parti’liler hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından da çeşitli vesilelerle gündeme getirildi.

Şehircilik politikalarında yeşil alan eleştirisinin gereğini yerine getirmek için bir anlayış değişikliğine gidileceği siyaseti takip edenler için beklenmeyen bir durum değildi. Ancak başka bir şekilde projelendirilse yeri doldurulamayacak bir ekonomik katkı sağlayacak olan Atatürk Havalimanı arazisinin tamamının yeşil alan olarak değerlendirilmesi beklentilerin de ötesinde bir karar. Şüphesiz bu kararın sembolik öneminin yanında siyasi bir anlamı da var; tıpkı dünyanın farklı yerlerindeki muadil yeşil alanlarda olduğu gibi.

Şehrin ve Doğanın Siyaseti

Toplumların geçirdiği belli başlı siyasi dönüşümleri şehir üzerinden okumak mümkündür. Türkiye’de şehir parkı meselesi ne zaman gündeme gelse örnek olarak zikredilen New York’daki Central Park da Londra’daki Hyde Park da yeşil alan olmanın ötesinde siyasi anlamı olan mekanlardır. Örneğin Central Park iki yakasında bulunan yüksek ve düşük gelirli kesimlerin ikamet ettiği semtleri birleştirmesiyle çokça tartışılmış ve gündem olmuştur. Park ilk kurulduğunda peyzajı, yürüyüş yolları ve genel mahiyeti itibarıyla varlıklı kesimin kullanımı için tasarlanmıştır. Parkın geniş toplum kesimlerinin kullanımına uygun bir şekilde dönüştürülmesi daha sonra gerçekleşmiştir. Özellikle Büyük Buhran zamanında parkın, sayısı gittikçe artan evsizlere mesken olması Amerikan kamuoyunda çokça tartışılmıştır. Barcelona’da yer alan Park Güell de inşa ediliş sürecinde benzer bir sınıf ayrımını barındırır. Gaudi’ye parkın yapılmasını sipariş eden Kont Güell’in amacı şehrin seçkinlerinin “avama bulaşmadan” vakit geçirebileceği bir yeşil alan yaratmaktır. İlk kurulduğunda adeta toplumu ikiye bölmeyi amaçlayan park 1923’te tüm toplum kesimlerine açılmıştır.

Söz konusu Londra’daki Hyde Park olunca ekonomik ve siyasi ayrımlar çok daha net bir şekilde izlenebilir. Parkın kiliseden kraliyete devredilen bir araziye kurulmuş olması İngiltere’deki din-devlet ilişkilerinin seyri açısından açık bir göstergedir. Hyde Park 1800’lerin sonunda İngiltere’de etkili olan siyasi ve toplumsal reform hareketinin bir uzantısı olarak inşa edilmiştir ve bu yönüyle eskiye karşı yeninin hakimiyetini simgeler.

Büyük şehir parklarının bir diğer örneği olan Bois de Boulogne’ı içerisinde barındıran Paris şehir ve siyaset ilişkisini okumak için başlı başına bir örnektir. III. Napolyon tarafından Paris tekrar düzenlenirken inşa edilen park Fransız Devrimi esnasında devrimci toplum kesimlerinin sığınak noktası olarak bilinen arazinin üzerine kurulmuştur. Pek tabii Paris’te siyasi ve toplumsal izler taşıyan şehir ögeleri Bois de Boulogne ile sınırlı değildir. Izgara şeklinde birbirine açılan geniş caddeler ve Eyfel Kulesi turistik değerlerinin yanında siyasi anlam yüklü olan mimari ögelerin başında gelir.

İzmir’in Simgesi Sultan Abdülhamid Han’dan

Türk şehirleri de hem geçmiş hem de günümüzde benzer siyasi anlamlar taşıyan ögelerle doludur. İzmir’in simgesi haline gelmiş saat kulesi -Tokat’tan Erzurum’a eskiden Osmanlı hakimiyetinde olan birçok Rumeli şehrindeki diğerleri gibi- Sultan Abdülhamid’in 25. cülus yıl dönümü olan 1901 tarihlidir. Saat kulelerinin siyasi anlamı sultanın cülus yıl dönümünden ibaret değildir, gündelik hayatta saatin yaygınlaşması başlı başına modern bir mefhumdur. Açtığı birçok eğitim kurumu, sanayi tesisi, demir yolu ve telgraf atılımlarıyla Osmanlı-Türk modernleşmesinin öncü figürlerinden olan Sultan Abdülhamid Han’ın 25. cülus yıl dönümü anısına saat kuleleri inşa ettirmesi oldukça tutarlıdır. Osmanlı sultanlarının selatin camiler inşa ettirmesi, keza devlet görevinde bulunmuş olan vezir ve paşaların da kendi isimleri ile anılan camiler inşa ettirmesi ibadethane ihtiyacının giderilmesi ve dine tazim gösterilmesi kadar yaptıkları hizmetleri simgeleştirecek ve arkalarından iz bırakacak eserler bırakma isteği olarak da okunmalıdır.

Aynı istek Cumhuriyet döneminde de tabii olarak devam etmiştir. Gazi Mustafa Kemal’in Çankaya Köşkü’nü cumhurbaşkanlığı konutu olarak seçmesi yeni ihdas edilen cumhurbaşkanlığı için gerekli olan fiziki mekan ihtiyacının giderilmesinin yanında rejim değişikliğini de simgelemektedir. Benzer şekilde DP döneminde İstanbul’a -bazı tarihi yapıların yıkılması pahasına- Vatan ve Millet Caddesi’nin açılması benzer bir simgesel anlamın yanında yeni dönemin bayındırlık ve kalkınma faaliyetlerini temsil eder.

Mekanın siyaseti bağlamında Osmanlı’dan Cumhuriyet’e devreden en güncel örnek ise Taksim Meydanı’dır. Osmanlı modernleşmesi döneminden itibaren Batılı hayat tarzının mekanı olan Taksim, Cumhuriyet döneminde Batıcı-seküler ideolojinin paradoksal bir şekilde kutsallık atfedilen mabedi haline gelmiştir. Hangardan bozma Atatürk Kültür Merkezi yerine daha fonksiyonel ve teşekküllüsü yapılması amaçlanmasına rağmen yakın bir zamana kadar el sürülememesi, şehrin en kalabalık yerlerinden birisi olmasına ve dolayısıyla cami ihtiyacının had safhada olmasına rağmen Taksim’e cami inşa edilmesinin rejim meselesi haline getirilerek karşı çıkılması mekan üzerinden verilen siyasal mücadelenin göstergelerindendir. Gezi Parkı Şiddet Eylemleri’yle Taksim’in Batıcı-seküler siyasi anlamı perçinlenmek istenmiştir. Ancak bugün gelinen noktada kaybeden siyasi anlam şehirde de kalıcı olamamıştır.

Millet Bahçesi'nde Yalnızca Piknik Değil Siyaset de Yapılır
Kanal İstanbul tamamlandığında, yeni bir uluslararası su yolu olması bakımından, bölgede kartları Türkiye lehine yeniden dağıtacak.


İnşaatının durdurulması Gezi Parkı Şiddet Eylemleri’nin talepleri arasında yer alan Yavuz Sultan Selim Köprüsü hizmete gireli çok olmuş, üçüncü havalimanının faaliyete geçmesine aylar kalmış, Atatürk Kültür Merkezi yıkılarak yenisinin inşaatına başlanmış, Kanal İstanbul projesinde ise ihale aşamasına gelinmiştir. Maksatlı bir acelecilikle Türk siyasetinde bir dönüm noktası, “yeni sosyoloji”nin siyasete el koyması olarak isimlendirilen Gezi Parkı Şiddet Eylemleri’nin çok değil birkaç yıl sonra şiddet eğilimli marjinal sol gruplar haricinde sahiplenilmemesi kent üzerinde devam eden siyasi mücadelenin neticesini göstermektedir.

Mekanda Eşitlenmek

Başta Atatürk Havalimanı arazisi olmak üzere birçok yere kurulacak olan “Millet Bahçeleri” kentin yeşil alan ihtiyacını karşılamanın yanında yukarıda örnekleri verilen türden siyasi anlamlar da taşımaktadır. Millet Bahçeleri’nin siyasi anlamını isimlendirmeden başlayarak analiz etmek yerinde olacaktır. Millet ve milli irade kavramları Erdoğan siyasetinde merkezi bir konumda yer almaktadır. Kavramlar Erdoğan siyasetini Türk siyasetinin muhafazakar, demokrat ve sağ geleneğine bağlamaktadır. “Millet” Erdoğan siyasetinin amacını ve en temel enstrümanını oluşturmaktadır. “Halk için, halka rağmen” dayatmasının karşısına “Millet için, milletin oyuyla” prensibi yerleşir. Seçkinciliğe ve vesayetçiliğe karşı milli irade siyasetin temel belirleyeni olarak kabul edilir. Diğer tüm seçenekler arasından Millet Bahçeleri isminin tercih edilmesi bu yeşil alanların toplumun tüm kesimleri tarafından kullanılacak, vakit geçirilecek yerler olmasının amaçlandığını göstermektedir. Farklı kültür, eğitim, gelir veya yaşam tarzına sahip insanların bu alanlardan faydalanmasının önünde herhangi bir görünür veya görünmez engel olmayacaktır.

Millet Bahçeleri’nin siyasi anlamı özellikle en büyük çalışma olan İstanbul’daki Atatürk Havalimanı arazisinde daha belirgin hale geliyor. Devasa bir alana kurulmuş olan Atatürk Havalimanı’nın bir tarafında Avcılar, Küçükçekmece, Halkalı, Şirinevler gibi genelde alt gelir grubunun yaşadığı semtler yer alırken diğer tarafında ise Yeşilköy, Florya, Bakırköy gibi üst gelir grubunun ikamet ettiği semtler bulunuyor. Yıllar içerisinde havalimanı adeta daha içeride yaşayan düşük gelir grubunun deniz kenarına ulaşmasını engellemek için çekilmiş bir set halini almıştır. Millet Bahçesi planlandığı şekilde yapılıp tamamlandığında tüm İstanbulluların kullandığı bir alan olmasının yanında gelir seviyesi farklı semtler arasındaki bariyeri de ortadan kaldıracaktır.

Türkiye’de AK Parti iktidarından önce hava yolu bir ulaşım mecrası olmanın ötesinde bir lüks ve statü göstergesiydi. Uçak biletleri oldukça pahalıydı ve Anadolu’da uçulan nokta sayısı kısıtlıydı. AK Parti iktidarı döneminde farklı şehirlere yapılan havalimanları sayesinde yolcu sayısı artarken bilet fiyatları ise ucuzladı. Böylece hava yolları bir lüks ve statü göstergesi olmaktan çıkıp olması gerektiği gibi bir ulaşım mecrasına dönüştü. Hava yollarında yaşanan bu “eşitlenme” Atatürk Havalimanı’nın arazisine yapılacak olan Millet Bahçesi ile devam edecek. Bir zamanlar “elit” muhiti olan havalimanının arazisi tam anlamıyla halka açılacak. Elitlerin, Batıcı seçkinlerin bir türlü kabul edemediği akıbet bir kez daha gerçekleşecek.


Etiketler »