Kriter > Dış Politika |

Suriye’ye Barış, İsrail’e Sınır… Türkiye Sykes-Picot Paradigmasını Noktaladı


Türkiye Covid-19 salgınından bu yana keskinleşen çok kutuplu dünya mücadelesinin, dengeleri nasıl değiştirdiğinin farkında olarak, Sykes-Picot adı altında bölgeye 100 yıl önce giydirilmiş deli gömleğini parçalayacak bir yol haritası belirledi. Türkiye’nin Körfez bölgesinden Doğu Akdeniz’e kadar bölgeye refah getirmeyi hedefleyen planları ile İsrail’in çatışma alanlarını her gün daha da genişletmeyi amaçlayan planları arasındaki çelişkinin yüzeye çıkış anı 14 Mayıs Çarşamba günü Suudi Arabistan’da yaşandı.

Suriye ye Barış İsrail e Sınır Türkiye Sykes-Picot Paradigmasını Noktaladı
Beşşar Esed rejiminin, gerginliği azaltma bölgesi içerisindeki İdlib ilinin güney kırsalındaki Maaretinuman ilçesinde düzenlediği hava saldırısında ölü ve yaralıların olduğu bildirildi. (Mohmad Adaher / AA, 17 Mart 2018)

Türkler, Batılıların yamyamlığını asla unutmayacaktır. Onların destan edebiyatında Frenkler hep insan yiyen kişiler olarak tasvir edileceklerdir. Bu Frenk imgesi haksız mıdır? Batılı istilacılar kurbanları olan kentin halkını, yalnızca hayatta kalabilmek için mi yemişlerdir. Önderleri (Raymond de Saint Gilles) ertesi yıl Papa’ya gönderdiği resmi bir mektupta, yamyamlığın zorunlu olduğunu iddia edecektir. Maara’da Haçlı ordusuna korkunç bir kıtlık saldırdı ve Müslümanların cesetleriyle beslenme zorunluluğuyla karşı karşıya bıraktı. Fakat bu çabucak uydurulmuş bir gerekçeye benzemektedir. Çünkü Maara bölgesi halkı, bu uğursuz kış boyunca açlıkla açıklanamayacak eylemlere tanık olmuştur. Bu insanlar, Tafurlar denilen fanatikleşmiş Frenk çetelerinin kırsala yayılarak Müslüman eti çiğnemek istediklerini bağırarak söylediklerini ve akşamları ateşin etrafında avlarını yemek üzere toplandıklarını görmüşlerdir. Zorunluluğun doğurduğu mu yoksa fanatizmden gelen bir yamyamlık mıydı? Bütün bunlar gerçek dışı şeylere benzemektedir. Maara çarpışmasına bizzat katılmış olan Frenk kronikçisi Albert d’Aix’in bir cümlesi, bu konudaki dehşeti emsalsiz bir şekilde göstermektedir: Bizimkiler yalnızca öldürülmüş Türk ve Müslümanları değil, köpekleri de yemekten iğrenmiyorlardı. Ebulula’nın kentinin azabı, 13 Ocak 1099’da yüz kadar Frenk’in ellerinde meşaleler olduğu halde sokaklarda koşarak evleri ateşe vermesiyle son bulacaktır. Kent surlar dahi kalmayacak şekilde yıkılmıştır.

 

Yukarıda okuduğunuz satırlar, bir yazarın hayal dünyasından üretilmiş kurgu bir hikaye değil. Günümüzde Fransız Akademisi Sekreterliği görevini de yürütmekte olan Lübnan kökenli Fransa vatandaşı gazeteci, yazar ve tarihçi Amin Maalouf’un Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri adlı kitabında, günümüz Suriye topraklarında Haçlı ordusunun sorumlusu olduğu katliamlardan yalnızca birine dair aktardığı bilgiler. Maalouf, Birinci Haçlı Seferini anlattığı bu eserinde, Suriye’nin İdlib kentinin 33 kilometre güneyinde, Hama’nın ise 57 kilometre kuzeyindeki Maaret el-Numan’daki bu vakaya özel bir yer ayırıyor. Çünkü Haçlılar, Kudüs’te 7 ay sonra tekrarlayacakları katliamın öncesinde, Maaret el-Numan’da yamyamlık eylemleriyle zaten insanlık suçlarını zirveye taşımışlardı. Bugün yaklaşık 100 bin sivile ev sahipliği yapan Maaret el-Numan, Haçlı ordusundan yaklaşık 9 asır sonra, Batı dünyasının göz yumduğu, İran ve Rusya tarafından desteklenen Esad rejiminin katliamlarına maruz kaldı. Kent 2011’den 2020’ye kadar aralıksız olarak çatışmaların merkezindeydi. Bu şiddet döngüsü, Aralık 2024’te Esad rejiminin devrilmesiyle kırılabildi. Döngünün beklenmedik bir hızda kırılması, 1973 Arap-İsrail Savaşının ardından Esad rejimi ile İsrail arasında süregelen iş birliğinin ifşasını da beraberinde getirdi. Dönemin İsrail Dışişleri Bakanı Katz (bugün Savunma Bakanı) ve PYD/YPG terör örgütü sözcüleri, Beşar Esad’ın Moskova’ya kaçışından 1 hafta sonra ortak bir söylemi dillendirmeye başladılar. “Suriye’nin artık güçlü bir merkezi yönetime ihtiyacı yok, ülke federal gevşek bir yapı ile yönetilmeli”.

 

Kaçışıyla Esad’ın İsrail Kuklası Olduğu Anlaşıldı

900 yıl önce Suriye halkının etiyle beslenen, 21. yüzyılda bu halkın Esad ailesinin elinde katledilmesine göz yuman Batı dünyasının yaptıkları yetmemiş, şimdi de İsrail, Suriye halkının gün yüzü görmemesi için harekete geçmişti.

Ancak Türkiye’nin askeri ve diplomatik müdahalesiyle PYD/YPG terör örgütü vasıtasıyla Suriye’yi parçalama amacına ulaşamayacağını anlayan İsrail, bir yandan Golan Tepeleri’nden Şam istikametine işgal eylemini genişletirken, bir yandan da Esad rejiminin kalıntısı Dürzi generalleri kullanarak, Suriye’nin güneyindeki Dürzi toplulukları kışkırtma yoluna gitti. İsrail, Lübnan-Gazze-Batı Şeria üçgeninde yürürlüğe koyduğu terör ve soykırım politikasını Suriye topraklarına taşırken, Türkiye’nin Suriye gündemi üç ana başlığa odaklandı. Suriye’deki yeni yönetimin uluslararası alanda tanınması, Suriye’ye yönelik yaptırımların kaldırılması ve Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması.

Netanyahu hükümeti, seleflerinin 1948’den itibaren Birleşmiş Milletler kararlarını çiğneyerek kurdukları devletin dayandığı paradigmayı muhafaza etme yoluna giderken, aslında Birinci Soğuk Savaşla beraber yok olması gereken Suriye’deki bir rejimi de yıllarca suni teneffüs ile hayatta tutmuştu.

Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara görüşmesi
Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara (sol 2), Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ve İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hüseyin es-Selame ile Suriye'de bir araya geldi. (AA / 20 Mayıs 2025)

 

Türkiye Sykes-Picot Deli Gömleğini Parçaladı

Türkiye ise Covid-19 salgınından bu yana keskinleşen çok kutuplu dünya mücadelesinin dengeleri nasıl değiştirdiğinin farkında olarak, Sykes-Picot adı altında bölgeye 100 yıl önce giydirilmiş deli gömleğini parçalayacak bir yol haritası belirledi. Türkiye’nin Körfez bölgesinden Doğu Akdeniz’e kadar bölgeye refah getirmeyi hedefleyen planları ile İsrail’in çatışma alanlarını her gün daha da genişletmeyi amaçlayan planları arasındaki çelişkinin yüzeye çıkış anı 14 Mayıs Çarşamba günü Suudi Arabistan’da yaşandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın video konferans ile katıldığı toplantı neticesinde ABD Başkanı Donald Trump, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile el sıkışırken, Suriye’ye uygulanan ABD yaptırımlarının da son bulacağı ilan edildi. Trump, Körfez bölgesindeki temaslarının devamında 3,2 trilyon dolarlık anlaşmalara imza attı. Katar’daki ABD üssünün genişletilmesi, Suudi Arabistan’ın “İbrahim Anlaşmaları”na imza atmadan ABD ile sağladığı mutabakatlar, Netanyahu’nun kimyasını bozacak nitelikteydi.

Trump’ın, Suudi Arabistan’da Suriye yönetimine, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yürüttüğü diplomasi neticesinde omuz verme kararı aldığını ifade etmesi de İsrail’in yürürlükteki Suriye politikaları için yanan kırmızı ışıktı. Körfez bölgesinden verilen mesaj bir bakıma Netanyahu’nun PYD/YPG terör örgütünü ve Dürzi azınlığı kullanarak Suriye’yi bölme planlarının son bulacağının da mesajıydı. Nitekim 17-22 Mayıs günleri arasında Türkiye’nin Suriye sahasındaki konumu ve ağırlığı, inkar edilemez şekilde netlik kazandı. Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı İbrahim Kalın Suriye Cumhurbaşkanı Şara, Dışişleri Bakanı Şeybani ve İstihbarat Teşkilatı Başkanı Selame ile bir araya geldi. Bunu Milli Savunma Bakanlığı Savunma ve Güvenlik Genel Müdürü Tümgeneral İlkay Altındağ ve beraberindeki heyetin Şam’ı ziyareti takip etti. Her iki ziyaret, İsrail’in 1948’den bu yana bölgede işgal, gerilim, ilhak ve yerinden etme parametreleri üzerine inşa ettiği paradigmanın son bulduğunun işaretlerini barındırıyordu. Türkiye, Riyad’da yalnızca Trump ve Şara’nın el sıkışmasına vesile olmadı, Körfez ülkeleri ve ABD’yi bölgenin refahının istikrar ve barıştan geçtiğine ikna ederek, İsrail’i sınırlandıracak hamleleri de başlattı.

Aynı hafta içerisinde Türkiye’nin bir diğer adımı, Suriye ekonomisini ayağa kaldıracak en önemli beklentiyi karşılamak oldu. İki ülke enerji bakanlarının imzaladığı anlaşmayla Türkiye’den Suriye’ye yılda 2 milyar metreküp doğal gaz sevkiyatı garanti altına alındı. Bu kaynak, öncelikle Suriye’nin mevcut elektrik üretimine 1200 ile 1300 megavatlık katkı sağlayacak. Türkiye ile ABD’nin Suriye’yi daha büyük bir istikrarsızlık girdabından çıkarmak için başlattıkları eylem süreci, Riyad’daki görüşmeyle de sınırlı kalmadı. ABD, yeni Ankara Büyükelçisi Thomas Barrack’ı Suriye Özel Temsilcisi olarak atarken, Türkiye-ABD Suriye Çalışma Grubu, 21 Mayıs’ta Washington’da bir araya geldi. Dışişleri Bakan Yardımcısı Dr. Nuh Yılmaz’ın başkanlığındaki Türk heyetinin ABD’li muhatapları ile yaptıkları görüşmenin ardından gelen ortak açıklamada, her iki ülkenin “istikrarlı, kendisiyle ve komşu coğrafyasıyla barışık bir Suriye vizyonu”nu paylaştıklarına dair yapılan vurgu, İsrail-İran ikilisinin neredeyse 50 yıldır Suriye toprakları üzerinden Ortadoğu’ya saçtıkları fitnenin son bulduğunun da ilanıydı.

Ankara-Washington arasında ivme kazanan gelişmelere Avrupa Birliği de kayıtsız kalamadı. 27 Avrupa Birliği üyesi ülke, iç savaş sürecinde getirdikleri yaptırımların son bulduğunu ilan ettiler. Suriye açısından gelişmeler Haziran’da da ivmesini yitirmeyecek şekilde devam edecek. Kurban Bayramı muhtemeldir ki Ankara-Şam ilişkilerini daha da yakınlaştıracak, Netanyahu hükümetine de Suriye topraklarından kesinlikle uzak durmaları mesajını verecek daha çarpıcı ziyaretleri beraberinde getirecek. ABD’nin yapısal krizleri ve çok kutuplu dünya düzeni, yalnızca Avrupa-Atlantik-Pasifik ilişkilerini dönüştürmekle kalmıyor. ABD’nin 1948’de başlayan, 1972’de ivme kazanan “İsrail’e koşulsuz destek politikası” da son buluyor. Borç yükü 36,2 trilyon dolara ulaşan ABD, artık kendisi için ekonomik bir kara deliğe dönüşen İsrail uğruna kaynaklarını tüketmek yerine, merkezinde Türkiye’nin bulunduğu yeni bir politikayı Körfez ülkelerinin de katılımıyla kabullenmiş durumda. Bu yeni paradigma, şüphesiz Netanyahu’yu daha saldırgan hale getirmekle beraber, bölgenin 21. yüzyıldaki dengelerini inşa edecek.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası