Her yıl açıklanan Orta Vadeli Program (OVP), Türkiye ekonomisinin geleceğine yön veren en önemli politika belgelerinden biridir. Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından hazırlanan OVP, üç yıllık bir dönemi kapsar ve hem ekonomik hedefleri hem de temel makro politikaları ortaya koyar. Bu kapsamda, 8 Eylül’de 2026-2028 dönemini kapsayan OVP açıklandı. Orta Vadeli Programın temel amacı, kalkınma planına uygun olacak şekilde; büyüme, istihdam, enflasyon, bütçe dengesi ve dış denge gibi temel makroekonomik göstergelerde hükümetin gelecek üç yıla dair öngörülerini paylaşmaktır. Bu amaca uygun politika setini içeren yapısal reformlar da OVP ile piyasa aktörlerinin ve kamuoyunun bilgisine sunulmaktadır. Özetle, OVP tüm paydaşlar açısından öngörülebilirliği artıran ve iktisadi faaliyetin yönünü gösteren bir pusuladır.
Makroekonomik Hedefleri ile OVP
2026-2028 dönemini kapsayan OVP, sürdürülebilir bir büyüme öngörmekte ve bu doğrultuda büyümenin bir artış trendi içerisinde dönem sonunda yüzde 5 düzeyine ulaşmasını hedeflemektedir. Bu büyüme patikası ile kişi başına düşen milli gelirin yirmi bin doları aşması ve Türkiye’nin yüksek gelirli ülkeler sınıfına yükselmesi amacına ulaşmak da mümkün. Sürdürülebilir büyümeyi sağlamak için atılacak somut adımlar ise sanayide yüksek katma değer ve teknoloji odaklı dönüşüm, AR-GE destekleri, yeşil ve dijital dönüşüm çalışmaları, beşeri sermayenin güçlendirilmesi ve kamu altyapı yatırımlarının niteliğinin geliştirilmesine odaklı. Bu noktada büyümenin sadece kur hareketleri kaynaklı olmaması oldukça önemli. Büyümenin nitelikli sayılmasının en önemli göstergesi olabilecek net ihracatın, büyümeye katkısının dönem sonunda belirginleşmesi beklenmekte. Bununla birlikte atılacak adımlar, sanayi sektörünün kuvvetlenmesine odaklanmış görülüyor.
İstikrarlı bir büyüme ile sağlanan refahın istihdam piyasasına olumlu yansımaları olması beklenir. Bu dönemki OVP, işsizlik oranının kalıcı olarak tek hanede seyretmesini hedeflemenin yanı sıra bu alanda oldukça düşük düzeyleri öngörüyor. Bu hedefe ulaşmak için atılabilecek yapısal reform adımları, eğitim ve öğretim faaliyetleri üzerinde yoğunlaşıyor. Atıl iş gücünü azaltmak, programın temel önceliklerinden. Yarı zamanlı çalışma biçiminin artış göstermesi, kaynaklı zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel iş gücünün iş bulamaması gibi sebeplere dayalı atıl iş gücünün azaltılması için çalışmanın fazileti ve üretkenliğin toplumsal aidiyet ve refaha olumlu katkısına yönelik anlayışın güçlendirilmesini sağlayabilecek adımlar atılacak. Bu adımlar, eğitimi merkeze alıyor. Program döneminde istihdam tarafında, yaklaşık 2,5 milyon yeni iş oluşturulacağı tahmin ediliyor. Ancak bu hedef, özellikle iş gücüne katılım oranı artışı dikkate alındığında, iş gücü piyasasında reformların etkinliğine bağlı.
İstikrarlı ve görece yüksek büyüme hedefleriyle çelişmeden dezenflasyon sürecinin kararlılıkla sürdürülmesi ve program döneminde enflasyon oranının tek haneli seviyelere indirilerek fiyat istikrarının sağlanması da programın temel amaçları arasında yer alıyor. TCMB ara hedefleri ile uyumlu bir patikada, enflasyonun 2027’de tek haneli düzeylere düşebileceği öngörülüyor. Enflasyondaki düşüş için en önemli nokta da üretimin artması ile fiyatların düşüşüne odaklanan arz yönlü politikalar.
Öte yandan, makroekonomik literatürde ikiz açık olarak adlandırılan bütçe açığı ve cari açık açısından program önemli adımlar ve hedefler içermekte. Bütçe açığının asrın felaketi olan 6 Şubat depreminin yaralarını sarmak için yükselişinden sonra yeniden azalış trendine girmesi OVP’nin temel öncelikleri arasında. Program, 2028’de bütçe açığını GSYH’nin yüzde 2,8’ine indirmeyi hedefliyor. Bu noktada faiz ödemelerinin etkisinin azalması bütçe disiplini açısından kritik. Dış finansman açısından cari işlemler açığını GSYH’nin yüzde 1’inin altında tutma hedefi, Türkiye ekonomisinin kırılganlıklarını azaltmak açısından önemli bir iddia. Enerji fiyatlarının seyri ve küresel ticaretin zayıf görünümü dikkate alındığında, bu hedef artan mal ve hizmet ihracatı ve enerji arz güvenliğine yönelik yatırımlar başta olmak üzere ithalatı azaltıcı önlemler ile gerçekleşebilecektir. Hem bütçe disiplini hem de dış finansman açısından programın başarı ile uygulanması ile ülke risk priminin düşmesi, Türkiye ekonomisi için oldukça kritik. Azalan risk primi, uluslararası yatırımcıların kararları açısından da belirleyici olacaktır.
OVP’de Temel Politika Önerisi: Arz Yönlü Politikalar
OVP sadece rakamlardan ibaret bir belge değil, aynı zamanda rakamların ardındaki politikaları da kapsayan stratejik bir belge. OVP’nin ruhunu, yapısal reformlardan oluşan politika önerileri belirliyor. Bu dönemki yol haritası, karar alıcılar tarafından zaman zaman dile getirilen arz yönlü politikalara büyük önem veriyor. Bu kapsamda, makroekonomik hedeflere ulaşmak için teknolojik dönüşümden çevre sorunlarını dikkate alan geniş çaplı bir reform ajandası öneriliyor.
Arz yönlü politikalar, genel hatlarıyla ekonomide üretim kapasitesini ve verimliliği artırmayı hedefleyen, uzun vadeli büyüme dinamiklerini güçlendirmeye odaklı stratejiler bütünüdür. Bu politikaların temelini, üretimi verimli ve sürdürülebilir bir şekilde artırmak ve enflasyonu kalıcı bir şekilde düşürmek oluşturur. Bunun yanında yatırımcı güveni arz yönlü politikalardan olumlu etkilenerek sermaye ivme kazanmasına neden olabilir. Bunlara ilaveten, özellikle talep dinamiklerinin güçlü olduğu ekonomilerde, arz yönlü politikalar daha etkili sonuçlar doğurabilir.
Arz yönlü politikaların ilk ayağını çeşitli sektörel politikalar oluşturmaktadır. Başta savunma sanayii, enerji, tarım ve lojistik gibi pek çok sektöre yönelik özel politikalar geliştirilecektir. Örneğin tarım sektörü için, gıda fiyatlarında istikrarı ve gıda arz güvenliğini sağlamak için ürün bazlı yeterlilik oranlarının belirlenmesi ve üretim planlaması yapılmasına yönelik adımlar, bu kapsamdadır. Enerji ve diğer kritik emtialar gibi unsurların yurt içinde üretimi de arz yönlü adımlara örnektir. Böylelikle enerji ithalatımızın azaltılması ve cari açık üzerinde ilave baskı oluşması engellenebilecektir.
Arz yönlü adımların temel bileşenleri ise teknolojik dönüşümü yapay zekâ uygulamaları ile yakalamak ve çevre sorunlarına duyarlı yeşil dönüşüm politikalarını uygulamaktır. Yapay zekâ alanında yasal zemin daha sağlam hale getirilerek sağlıktan finansa pek çok uygulama için altyapı kuvvetlendirilecektir. Veri yönetişimi alanında strateji belgeleri oluşturulacak ve karar destek sistemlerinde büyük verinin kullanımı hızlandırılacaktır. Böylelikle veri ekonomisine geçiş ile üretim daha teknolojik hale gelecek ve toplam faktör verimliliği artırılarak maliyetler düşürülebilecektir. Özetle arz yönlü politikalar, makroekonomik hedeflere ulaşmak için önemli bir katalizördür.
Sonuç: Pusula mı, İddia mı?
Program dönemi sonunda hedeflenen tablo oldukça parlak: 1,9 trilyon dolara yaklaşan milli gelir, 21 bin dolarlık kişi başı gelir ile yüksek gelirli ülke olmak, 300 milyar doların üzerinde ihracat ile nitelikli büyüme, tek haneli enflasyon ve yüzde 8’in altında işsizlik ile nüfusun geneline yayılmış refah.
Bu tablo politika uygulamalarındaki kararlılığın test edileceği bir süreci başlatacaktır. Zira, ihracatın ve sanayi sektörünün büyümeye katkısının kritik olduğu program yalnızca teknik doğrular manzumesi değil, aynı zamanda bir ekonomik vizyon belgesidir. Piyasalar açısından uygulamada atılacak somut adımların, temel değerlendirme parametresi olacağını söylemek mümkün. Bölgesel ve küresel etkileşimlere açık olan Türkiye için başarılı programlar, büyümenin kalitesi ve sürdürülebilirliği açılarından oldukça kritik. Bu açıdan bakıldığında OVP’nin yol gösterici özelliğinin yanı sıra hedeflerin teknik açıdan takip edilmesi de önemli.
Orta Vadeli Program, Türkiye’nin ekonomik pusulası. Hem ülkemizin önümüzdeki üç yıla dair ekonomideki yol haritasını ortaya koymakta hem de iş dünyası ve yatırımcılar için öngörülebilirlik sağlamakta. Programın başarılı olması hedeflere giden yolda istikrarlı adımların atılması, hedeflerin büyük oranda gerçekleştirilmesi ve uygulamadaki kararlılık ile mümkün olacaktır.
