Kriter > Söyleşi |

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal: “Kibirli Başkan Adayları Kapımızı Çalmasın”


AK Parti Tanıtım ve Medyadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal’la Erdoğan belediyeciliğini, AK Parti-MHP ilişkisinin boyutlarını ve daha fazlasını konuştuk.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal Kibirli Başkan Adayları
AK Parti Tanıtım ve Medya Sorumlusu Genel Başkan Yardımcı Mahir Ünal

Türkiye 31 Mart 2019’da yerel yöneticileri seçmek için sandık başına gidecek. Partilerde hareketlilik başlamış durumda. Seçimin en iddialı partisi kuşkusuz AK Parti. Hem on altı yıldır Türkiye’yi yöneten bir parti olması hasebiyle hem de 1994’te İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmesinden sonra Başkan Recep Tayyip Erdoğan’ın oluşturduğu gönül ve hizmet belediyeciliği mirasını sürdürmesi yönüyle AK Parti ince eleyip sık dokuyor. Aday profilinin nasıl olacağı, kampanyada hangi unsurların öne çıkacağı, bölgelere göre strateji çeşitliliği, adayların açıklanma takvimi, AK Parti-MHP ilişkisinin boyutları ve hangi illerin öncelikli hedef olduğu gibi konular şu anda masada yer alıyor. Bu soruları ve daha fazlasını AK Parti Tanıtım ve Medyadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal’a sorduk.

Söyleşi: Nebi Miş Fotoğraf: İlhami Yıldırım

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal

AK Parti’nin Türkiye siyasetinde yer almasıyla Sayın Cumhurbaşkanımızın İstanbul’da göstermiş olduğu başarı hikayesinden aslında yerel yönetimler üzerinde siyasetin temelleri atıldı. AK Parti belediyeciliğinin köklerini de düşünürsek yerel yönetimler neyi ifade ediyor, nasıl bir önem taşıyor?

Evet, aslında AK Parti belediyeciliğinin kökü 1994’te Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı belediyeciliktedir. Yerel yönetimlerde yeni bir anlayış, yeni bir bakış açısı getirmesi açısından çok önemli. 1994 ekonomik krizini düşünelim; böyle bir ortamda Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkanı oluyor ancak hükümet ödenek göndermiyor. Zaten ciddi bir ekonomik kriz var. Buna rağmen baktığınızda ciddi bir başarı görüyorsunuz. İstanbul gibi bir şehirde yerel yönetim anlamında çok önemli bir değişim, dönüşüm görüyorsunuz. Bunun sebeplerine baktığımızda birincisi Recep Tayyip Erdoğan belediyeciliğinin öncelikle milletle iç içe bir belediyecilik olması. Yani göreve geldiğinde önce İstanbul’da sadece elitlerin kullandığı sosyal tesisleri hemen halka açıyor. İkincisi kaynak kullanımında yeni kaynak oluşturmak, kaynakları doğru ve ihtiyaca uygun kullanmak, hiçbir şekilde israfa müsaade etmemek, yolsuzluk konusunda son derece yüksek bir hassasiyet taşımak. Bütün bunlar bir araya geldiğinde 94’teki ekonomik kriz ortamında kendi kaynaklarını oluşturan, kendi kaynaklarını doğru kullanan, asla israfta bulunmayan ve o dönemi hatırlayın –İSKİ yolsuzluğunun üzerine gidilmiş– yolsuzluğu kökünden kazıyan bir belediyecilik anlayışı var. O günlerde “üç ç” vardı; çöp, çukur, çamur. Bunları hızla bitirdiği gibi sosyal belediyecilik anlamında belediye hizmetlerinde tamamen bir vizyon değişimi ortaya koyan ve hepsinden önemlisi artık belediyenin şehrin emaneti olduğu, belediye başkanının da “şehrü’l-emin” oluşu anlayışının tekrar İstanbul’da hakim kılınmasını sağladı.

Tabii bütün bunlarda Erdoğan’ın kişiliğinin çok büyük bir payı var. Çünkü gençlik kollarından bugüne kadar geldiği bütün makamları dönüştüren bir kişilik yani hiçbir makamın dönüştüremediği ama bütün makamları dönüştüren bir kişilik, lider ve şahsiyetle karşı karşıyayız. Gençlik kolları başkanlığı ve il başkanlığı yapıyor ve yaptığı başkanlıklar milat oluyor. Yaptığı belediye başkanlığı yerel yönetimlerde bütün anlayışı değiştiriyor. Başbakan oluyor aynı şekilde. Cumhurbaşkanı oluyor “Ben sizin düşündüğünüz gibi cumhurbaşkanlığı yapmayacağım” diyor ve cumhurbaşkanlığını “milletin adamı” olarak isimlendirilen bir hüviyete taşıyor. Dolayısıyla sadece yerel yönetimlerde değil teşkilatta da devlet idaresinde de her anlamda Erdoğan’ın ortaya koyduğu anlayış bir milat niteliğinde. Doğal olarak yerel yönetimler açısından da Erdoğan belediyeciliği anlayışı bizim anlayışımızın temelini teşkil ediyor.

ERDOĞAN BELEDİYECİLİĞİNİ TEMEL ALIYORUZ

Erdoğan ve AK Parti belediyeciliğinin 90’lardan itibaren oluşum süreci var. Diğer taraftan 2002’den beri AK Parti on altı yıldır iktidarda. Hem merkezi iktidar hem de yerel yönetim anlamında değerlendirdiğimizde süreklilik, devamlılık ve özellikle değişim konusunda neler söylersiniz?

Cumhurbaşkanımızın yeniden siyasi parti liderimiz olmasından sonra özellikle belediyelere dönük ciddi hamleleri oldu. Erdoğan belediyeciliğinin kaynak kullanımından sosyal belediyeciliğe kadar çeşitli alanlarda önümüzde var olması bizim için adeta kriter seti niteliğindedir. Bir belediye başkanı kendi halkıyla nasıl ilişki kuracak, kaynakları nasıl kullanacak, şehrü’l-emin olarak hangi sorumlulukları yerine getirecek? Bütün bunlara baktığınızda elinizde Erdoğan belediyeciliğinin oluşturduğu bir kriter seti var.

Bugüne geldiğimizde bir şey daha yapıyoruz. 2004’te “Yerel Kalkınma Başlıyor” dedik, 2009’da “İşimiz Hizmet Gücümüz Millet” dedik, 2014’te de “Daima Hizmet Daima Millet” dedik. Aslında bu seçimler bir yerel seçim olmaktan ziyade genel seçim havasında geçti. Çünkü aynı zamanda halkın seçtiği iktidarın vesayetten korunması için de bir siyasal destek, millet desteği anlamındaydı. Şimdi 2019 seçimleri ilk defa gerçek anlamda yerel seçim hüviyetinde olacak. Çünkü Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin değişmesiyle birlikte seçmen yeni bir siyasal bilince ulaştı. Seçmen cumhurbaşkanı seçiminde ayrı, genel seçimlerde ayrı, yerel seçimlerde ayrı oy verebiliyor. Seçmenin artık iktidarı koruma kaygısı kalktı. Seçmen cumhurbaşkanı seçtiği zaman doğrudan hükümeti de kuruyor dolayısıyla istikrarı sağlıyor. Diğer taraftan meclisteki dengeyi de iktidar odaklı değil daha çok parlamentonun doğal dengeleyici yapısı oluşturuyor. Kendi ilinde belediye başkanı olacak kişiyi kendi yerel dinamikleriyle seçiyor. O yüzden adaya, hizmete, ehliyete, liyakate bakacak. Benim adayım dediğiniz kişi değil halkın adayı olacak kişi artık yerel seçimlerde önemli olacak.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mahir ÜnalKriter dergisi söyleşi konuğu AK Parti Tanıtım ve Medyadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal.

AK Parti’nin Tanıtım ve Medyadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısısınız, seçim stratejilerinin belirlendiği önemli bir konumdasınız. Burada 31 Mart yerel seçimlerine yönelik olarak nasıl bir kampanya stratejisi izlenecek? Sizin de vurguladığınız gibi 31 Mart farklı olacak dolayısıyla bize kampanya süreciyle ilgili yol haritasını anlatabilir misiniz?

Genel başkanımızın bir ay önce MYK toplantısında oluşturduğu strateji heyeti çalışmalarını yürütüyor. Daha önceki seçimlerde olduğu gibi 24 Haziran seçimlerinin öncesinde Cumhurbaşkanımız topluma manifesto sunmuştu. Şimdi de yerel yönetimlerle ilgili bir manifesto hazırlıyoruz. Seçim beyannamemiz ve manifestomuz ayrı olacak. Manifestoda yerel yönetimlere dönük bugünü ve bundan sonrasını kapsayan yeni bir bakış açısı sunacağız. Erdoğan belediyeciliğinin ve daha sonra AK Parti belediyeciliğinin bugüne kadarki birikiminin bütün öğrenmeleri, deneyimleri ve tecrübelerinin üzerine 2023 ve sonrasına dönük çalışmalar yapılacak. Çünkü ihtiyaçlar değişiyor, toplumsal talepler değişiyor, şehir değişiyor, şehrin ekonomisi ve algısı değişiyor, şehirlinin talepleri doğal olarak değişiyor. Temelleri Erdoğan belediyeciliğine dayalı ve AK Parti belediyeciliği deneyimi ve tecrübesi üzerine kurulu yeni bir yerel yönetim anlayışını manifestoda paylaşacağız. Yani şehir ekonomisi, şehir yasaları, şehirli ve şehir kültürünün konuşulduğu; çevre, sanat, spor, hayvan hakları hasılı şehri bütünüyle kuşatan yeni bir bakış açısını sunacağız. Seçim beyannamesi ise bu manifestonun ete kemiğe büründürülmüş hali olacak.

DEĞER ÜRETEN ŞEHİRLER KURMALIYIZ

Öne çıkan temalarınız neler? AK Parti’ye baktığımızda her seçim döneminde beyannamelerde öne çıkan hizmet alanları ve temalar olur. Önümüzdeki yerel seçimlerin temalarını söylemeniz mümkün mü?

Geçtiğimiz zaman zarfında AK Parti hem iktidarda hem de yerel yönetimlerde altyapıyı tamamladı. Şehirlerimizin ulaşım ve sağlık altyapısı diğer taraftan şehrin temel ihtiyaçları, su tesisatlarından tutun kanalizasyonuna varıncaya kadar, katı atıklardan tutun da atık su dönüşümüne kadar şehirlerin temel altyapı sorunları çözüldü. Erdoğan belediyeciliğinin temel amacı insanı evi, sokağı, mahallesi, ilçesi ve ilinde mutlu, huzurlu, güven içerisinde ve müreffeh bir şekilde yaşatmaktır.

Bu çerçevede baktığınızda artık öne çıkan insanın içinde yaşadığı çevre, komşuluk ve şehirde sosyal ilişkilerinde de kendisini güven içerisinde hissettiği değer temelli şehirlerin inşası. Dolayısıyla mimarinin de buna göre dizayn edilmesi gerekiyor. Çünkü biz eğer kültür ve medeniyetten bahsediyorsak medeniyet ve kültür aynı zamanda bir şehir tasavvurudur. Kültür dediğimiz aslında şehirden yansıyanın kendisidir yani yaşam formu ve biçimidir. Dolayısıyla artık şehir kültür, sanat, spor etkinlikleri içerisinde aynı zamanda sosyalleşebilmeli ve bütün bunları yaparken o kültür ve medeniyetin değerlerini taşıyabilmeli. Şehrin bir kimlik ve karakterinin olması gerekiyor ki şehirde yetişen çocuklar o kimlikten, karakterden ve kültürden beslenebilsin.

Şehirler kültür ve sanat üretmediği zaman taşralaşıyor. O yüzden şehrin yasalarının olması gerekiyor. İmar şehrin mamur hale getirilmesidir. Bir rant aracı olarak anlaşılmaması gerekiyor. Şehrin gelişim yeteneklerinden tutun da tarihi dokusu korunurken hangi yönde gelişeceğinin planlamasına kadar bir bütün olarak ele alınması gerekiyor. Biz önümüzdeki süreçte şehri bir sosyal varlık olarak ele alacağız. Kimliğin, kültürün oluşturduğu değerler paylaşma, yardımlaşma aynı zamanda insanların birbirini beslediği komşuluk ilişkilerinin gerçek anlamda birlikte yaşama deneyimi ve tecrübesinin inşasını gerçekleştirmeliyiz.

Bugüne kadar özellikle farklı seçmen eğilimlerinin yerel yönetimlerden yine farklı beklentileri vardı. Bu noktada bazı eleştiriler oldu. Dolayısıyla yeni dönemde biraz mikro alanlara yönelme, ince işçilik çalışmalarına ihtiyaç var mı?

Kesinlikle artık ince işçilik gerektiren, insanların kendisine ve şehre yabancılaşmasına yol açmayan mimariden komşuluğu ve şehre aidiyeti temel alan yeni bir şehir anlayışını inşa etmemiz gerekiyor. Biz geçtiğimiz dönemde de bunu temel aldık ama bugün artık iletişim, ulaşım ve dijital dönüşümün getirdiği bir yapıyla karşı karşıyayız. Yani artık insanlar bir odanın içindeyken bile birbirlerine yabancılaşabiliyor. Ellerindeki akıllı cihazlarla kurdukları ilişki üzerinden birbirlerine yabancılaşıyorlar. O yüzden bugün tam da insanın yeniden değerlerini, ilişkisini, varlığını ürettiği bir şehir yaşamının; daha çok sosyalleşen, birbirine dokunan, değer temelli ve sosyal aktivitelerin, kültür-sanat etkinliklerinin olduğu şehirleri kurmalıyız. Çünkü insanları makineden ayıran en temel olgu sanattır. Sanatı şehirlerden kaldırdığınız zaman geriye zaten insanların sıradan ilişkileri kalıyor.

KLASİK KAMPANYALAR DÖNEMİ KAPANDI

Seçim çalışmaları başladı. AK Parti’nin bundan sonraki seçim takvimi, adayların belirlenme süreci, manifesto ve seçim beyannamesinin açıklanması gibi bir takvimlendirme var mı?

Öncelikli olarak bütün bunların bir siyasal iletişim diline ve kampanya diline dönüşmesi gerekiyor. Tabii kampanya için şu an erken, kampanya yemek pişirmek gibidir. Yani yemeği pişirdiğinizde iki gün içerisinde tüketmeniz gerekir. Bir kampanya hazırladığınızda da iki ay içerisinde seçim yapmanız gerekir. Şu anda ön hazırlıklarımızı yapıyoruz. Doğal olarak bu defa farklı bir kampanya düşünüyoruz. Artık klasik kampanyalar dönemi kapandı. Eskiden seçimin psikolojisi, atmosferi oluşur sonra seçimin psikolojisini teşhis eder, duygusunu belirler ve nihayetinde bunları bir kampanya diline dönüştürür, bir slogan üretirdiniz. O slogan üzerinden mecralarda seçim çalışmalarını sürdürürdünüz. Artık bu tür seçimler yok. Çünkü özellikle sosyal ağlar üzerinden her gün seçimin, seçmenin psikolojisi ve duygusu değişiyor. O yüzden artık seçimlerin anlık, interaktif, yerinden ve yerel olması gerekiyor. Yine sorunların makro değil mikro ölçekte ele alınması, çözümlerin de mikro ölçekte dile getirilmesi gerekiyor.

Aday belirleme ya da açıklanma süreçleri seçime yakın bir zamanda mı olacak yoksa bir-iki ay içerisinde açıklama gelecek mi?

Kesin olmayan takvime göre muhtemelen 1 Kasım’dan itibaren adaylık sürecini başlatacağız ve Aralık başında da artık adaylarımız belirlenecek. Öncelikli olarak büyükşehirlerdeki adaylarımızı belirleyeceğiz ve ilan edeceğiz. Sonra peyderpey illeri ve ilçeleri ilan edeceğiz. Yerel Yönetimler başkanlığımız bu konuda çalışmalarını sürdürürken Tanıtım ve Medya başkanlığımız da kampanya konusunda çalışmalarını yürütüyor. Bizim bir projemiz daha var o da önemli. Şu anda bir sosyal ağ üzerinden yani WhatsApp benzeri sosyal bir network üzerinden bütün teşkilat mensuplarımızın birbirleriyle konuşabileceği ve anlık haberleşebileceği bir sosyal ağ oluşturuyoruz.

AR-GE başkanlarımız da bir taraftan sahada kamuoyu araştırmaları, derinlemesine mülakatlar gerçekleştirerek bunları yürütüyor. Mesela şöyle yapıyoruz; 1 ila 200 bin arası mesaj gönderiyoruz ve diyoruz ki “3 saat içerisinde lütfen mesajımıza cevap verir misiniz?” Yani tamamen etkiye kapalı, doğrudan sahadaki seçmenle iletişim kurup akıllı telefon üzerinden hemen kanaatini almak. Bu durumda bize yaklaşık 90-95 bin dönüş oluyor. Dolayısıyla bu dönüşler üzerinden hemen bir analiz ve raporlama yapıyoruz. O ildeki belediye başkanımızla ilgili kanaat büyük oranda ortaya çıkıyor. Aynı zamanda derinlemesine ve yüz yüze mülakatlarla da bunu sürdürüyoruz. Tabii daha sonra seçim işleri başkanımız temayül yoklamaları yapacak. En nihayetinde seçici kurulun önüne bütün illerin dosyaları geldiğinde seçici kurul adayları inceleyecek ve aday belirleme süreci başlayacak.

ADAYLIK KRİTERLERİNDE HASSASIZ

Aslında bu seçimde en çok tartışılan hususlardan birisi aday profilleriyle ilgili. Muhalefetin söylemine baktığımız zaman herkesten oy alabilecek bir aday çıkarabileceklerine yönelik söylemleri var. AK Parti’ye baktığımız zaman ise Sayın Cumhurbaşkanımız “Adayın bir karşılığının olması lazım. Başarıyla milletimizin gönlünde yer alan arkadaşlarımızla devam edeceğiz. Bu vasıflara sahip olan kişileri partimize davet edeceğiz” gibi açıklamalar yaptı. Dolayısıyla burada aday profili açısından daha önceki dönemlerden farklı bir tutum görür müyüz?

Aday profili konusunda aslında bizim en başından itibaren çok yüksek bir hassasiyetimiz var. 2004’te de 2009’da da 2014’te de… Ama nihayetinde –Üstad diyor ya “İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya” yani siz bir profil belirleyip o profili belediye başkan adayı olarak belirliyorsunuz ama belediye başkanlığı sürecinde öyle şeyler yaşanıyor ve o profilden öyle beklemediğiniz davranışlar ortaya çıkıyor ki bakıyorsunuz belediye başkanının hizmetleri çok güzel ama halkla ilişkisi çok kötü. Ya da bakıyorsunuz halkla ilişkisi çok iyi ama projeler ve hizmetler konusunda büyük bir sorun var. Cumhurbaşkanımızın değindiği gönül belediyeciliği aslında tam da buna karşılık geliyor.

Mesela belediye başkanı bir projeden bahsediyor. Bu projenin fizibilitesi yapılmış mı, ihtiyaç analizi yapılmış mı, halk bu projeyle ilgili ne düşünüyor? Bunlarla ilgili hiçbir araştırma yapmıyor. Projeyi yapacağım diyor. Bu proje önemli bir kaynak israfı oluşturuyor. Sonuçta şehir ve şehirliyle ilgili olduğu için şehrin ve şehirlinin hayatında ciddi anlamda da bir olumsuz etki oluşturabiliyor. Bakıyorsunuz belediye başkanı şehirdeki bir meydanı yola dönüştürüyor. Neden yaptığı soruluyor, böyle olması gerekiyordu karşılığını veriyor. Arkadaşım sen kime sordun? O meydanın etrafındaki esnafla bir tespit yaptın mı? Hayır. Peki bununla ilgili bir çalışma yaptın mı? Hayır. Bu yapılacak arkadaşlar dedin, ondan sonra başladın. 80 milyar TL de para harcadın, kaynak israfı, çevreye verdiğin rahatsızlık, kamuoyunun bundan duyduğu huzursuzluk, bunun ilgili siyasi partiye getirdiğin fatura da ayrı sorun oluşturdu. Bunların hiçbirisiyle ilgilenmiyorsun ve ısrarla benim yaptığım doğrudur diyorsun. Bu olmaz. Böyle bir şey kabul edilemez.

Belediye başkanı seçimlerinde seçmen eğilimleri de dönüşüyor. Artık sokaktaki çöpün toplanması, kaldırımların düzgün olması zaten belediye başkanlarının yapacağı işler olarak görülüyor. Diğer taraftan da yerel kalkınmadan tutun şehir işçiliğine kadar çeşitli alanlarda beklentiler var. Dolayısıyla burada seçmenin dönüştüğünü düşünüyor musunuz? Yeni belediye başkanı profilini nasıl tanımlarsınız?

Kesinlikle, bir belediye başkanının yapısal özellikleri ile entelektüel birikimi arasında çok büyük farklar vardır. Yapısal özelliklerden neyi kast ediyorum; bir belediye başkanının kesinlikle yüksek bir yönetim becerisinin olması gerekiyor. Yönetim becerisinden neyi kast ediyorum; sorun çözme becerisi, karar verme becerisi, zaman yönetiminden stres yönetimine, kişiler arasındaki ilişkilerde dinamikler ve bunların çözüm yollarına varıncaya kadar ciddi bir yönetici profili olması gerekiyor. Çünkü söz konusu olan şehir ciddi bir yönetici profilini hak ediyor. Liderlik özelliklerinin olması gerekiyor. Sadece yönetici olması yetmiyor. Yani kriz anında istisnai olana karar verebilen, inisiyatif alabilen liderlik özelliklerinin mutlaka bir belediye başkanında olması gerekiyor. Ayrıca bir belediye başkanının yüksek bir empati yeteneğinin olması gerekiyor. Yani şehrin nabzını hissetmesi, Cumhurbaşkanımızın gönül belediyeciliği dediği şehre aidiyet, şehre sadakat, şehirliyle kurduğu ilişki, insanların duygusu ve insanların acısıyla da ilişki kurabilmesi gerekiyor.

Bir vatandaş bana geliyor, x şehrindeyim diyor. Yanında eşi, çocuğu var. İhtiyaç sahibi. Ben de hemen yanı başımızda belediye başkanımız olduğu için diyorum ki: “Sayın Başkanım ilgilenin.” Beş dakika sonra kafamı çevirdiğimde bakıyorum ki belediye başkanı o adamcağıza yüksek sesle bir şeyler söylüyor. Bir belediye başkanının ihtiyaç sahibi bir insana eşi ve çocuklarının yanında sesini yükseltmemesi gerektiğini bilmesi gerekir. Çok basit bir şey söylüyorum. Bırakın ihtiyaç sahibini herhangi bir insana bir yöneticinin sesini yükseltmesi ya da tepeden konuşması gibi bir şey söz konusu olamaz. Cumhurbaşkanımızın kibir, tepeden bakma dediği şey tam olarak budur. Biz her yerde ne diyoruz? Biz millete efendi olmaya değil hizmetkar olmaya geldik diyoruz. Biz ne diyoruz? Bizi bu makamlara millet getirdi ve bu milletin biz hizmetkarıyız diyoruz.

Sana gelen kişiyle konuşurken öfkelenmen, kızman, sesini yükseltmen, bunlar eskide kaldı. Abdurrahim Karakoç’un şiirindeki “Varmıştı makama arzuhal için bey dedi yutkundu eğdi başını. Bir azar yedi ki oldu o biçim şey dedi yutkundu eğdi başını.” Sen AK Parti’nin belediye başkanısın. Sen vatandaşı azarlayamazsın. Çünkü sen vatandaşı azarlayan devlet ve yönetim anlayışıyla kavga ederek buraya gelmişsin. Şimdi sen kalkıp da vatandaşı nasıl azarlarsın? Sen vatandaşla tepeden nasıl konuşursun? Nasıl üstten konuşursun? Sana bu yetkiyi kim veriyor? Dolayısıyla alçak gönüllü, tevazu sahibi, empati yeteneği olan ve insanlarla kurduğu ilişkide son derece şefkat ve merhametle onlara muamelede bulunan bir profilde olması gerekiyor. Öfkesini yönetemeyen, birlikte çalıştığı insanlara bağırıp çağıran, etrafındaki insanlara adeta kriz ve kaos ortamı oluşturan ve belediye başkanı olduğunda aklının arttığını düşünen kişiler değil. Belediye başkanı olduğunuzda aklınız artmaz tam tersine yeni beceriler ve yeni gelişim yetenekleri ortaya koymanız gerekir. Çünkü yeni bir durumla karşı karşıyasınız. Bütün bunlar bizim için çok önemli ve bütün bunlara çok hassas bir şekilde eğiliyoruz.

Mahir Ünal ve Nebi MişAK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal ve SETA Siyaset Araştırmaları Direktörü Nebi Miş

CUMHUR İTTİFAKI MASABAŞI İTTİFAKI DEĞİL

Yerel seçimlerde uzun süredir gündemde olan ve belki de en önemli belirleyicilerinden birisi olarak tartışılan ittifaklar konusu var. 24 Haziran’da partiler arasında ittifaklar yapıldı. Seçimlere gidildi ve buradan bir sonuç çıktı. Şimdi yerel seçimlere geldiğimizde uzun bir süredir Cumhur İttifakı içerisinde yerel seçimlerde ittifakın nasıl olacağıyla ilgili tartışmalar sürüyordu ama nihayetinde 23 Ekim’de her iki partinin genel başkanları yerel seçimlerde ittifakın olmayacağını, her partinin kendi adaylarını çıkaracağını söyledi. Şu anda neredeyiz? Son durum nedir?

Son söylediğiniz çok önemli, bunun ısrarla altını çizerek her yerde söylüyoruz. Cumhurbaşkanımız da söylüyor. Cumhur İttifakı masabaşı ittifakı değil. Cumhur İttifakı 15 Temmuz’dan sonra ortaya çıkan ve Yenikapı bilinciyle şekillenmiş bir millet mutabakatı. Yani doğal bir mutabakat. Dolayısıyla Cumhur İttifakı’nı ayrı bir önem ve hassasiyete yönelik değerlendirmemiz gerekiyor. Çünkü Cumhur İttifakı devletin bekası. Milletin kendi varlığını korumak, birlik ve beraberliğine sahip çıkmak için ortaya koyduğu bir hassasiyet. Millet, milli hassasiyet zemininde MHP ile AK Parti arasında doğal bir mutabakat oluşturdu ve bu ittifak bir millet aklının temsilidir. Bunu burada tutalım. Ancak Cumhur İttifakı iki farklı siyasi partinin her konuda uzlaşması anlamına da gelmiyor. Zaten böyle bir şey olamaz. İki kardeş bile farklı düşünürken iki siyasi partinin farklı önceliklerinin olması son derece olağan. Doğal olarak MHP’nin belli konularda –af gibi, emeklilikte yaşa takılanlar gibi ya da başka bildiğimiz konularda– farklı yaklaşımları oluyor. Bizim de farklı yaklaşımlarımız oluyor. Burada önemli olan karşılıklı anlayış üzerinden bir uzlaşıyı devam ettirmek. Yani üslubumuzu, siyasi nezaketimizi ki Devlet Bey de Cumhurbaşkanımız da bugüne kadar buna yüksek bir hassasiyet gösterdiler.

Bir de biz bu seçim ittifak yasasını oluştururken bir komisyon oluşturmuştuk. Seçim ittifakının yasal zeminini hazırlamak için. O komisyondaydım ben de. Orada biz bu ittifak yasasını düzenlerken yerel seçimlerde ittifak konusunu konuştuk uzun uzun. Yerel seçimlerde de bir ittifak olabilir ve şimdiden bunun da yasal zeminini hazırlayabilir miyiz? O zaman yaptığımız değerlendirmelerde bunun pek mümkün olmadığı ortaya çıkmıştı. Çünkü yerel dinamikler farklı, genel dinamikler farklı. Bu yüzden o dönemde de konuştuğumuz şey şuydu; seçmen zaten geçmişten bu yana kendi eğilimleriyle kendi ilinde doğal ittifakını hep oluşturmuştur. Yani yerel seçimlerde seçmen bakar, kazanma ihtimali en iyi olan adaya yönelir kaçınılmaz olarak. Zaten AK Parti’nin adayıyla MHP’nin adayı arasında Cumhur İttifakı’ndan kaynaklanan bir birlikteliğin doğal sonucu olarak illerde ne olacaktır? MHP adayının kazanma ihtimali varsa AK Parti seçmeni gidip de CHP adayına oy verecek değil. Yani onun kazanma ihtimali son tahlilde ortaya çıktığında kaçınılmaz olarak oraya yönelecektir. Geçmiş seçimlerde hep böyle oldu çünkü. Bunu bir yasal düzenlemeyle yapmanın pek mümkün olmadığı zaten ortadaydı. Son tahlilde de dün itibarıyla hem Devlet Bahçeli hem de Cumhurbaşkanımız yerel seçimlerde bir ittifak görünmediğini ilan ettiler.

Bundan sonraki süreçte iki parti arasında ittifak olmasa bile mesela İstanbul’da Sayın Bahçeli aday çıkarmayacağını söylemişti. En azından büyükşehirlerde yine görüşmeler ya da iki parti arasında bir iş birliği olabilir mi?

Onu tabii zaman gösterir. Zaten iki parti arasında bir iş birliği var. Ama bu iş birliği yerelde nasıl bir sonuca dönüşür onu zaman gösterir.

İş birliğinin kurulamaması yerelde rekabet açısından Cumhur İttifakı’nı etkiler mi?

Cumhur İttifakı’nın toplumsal ve siyasal olarak yaslandığı bir taban zaten bu ittifakı ortaya çıkardı. Cumhur İttifakı bir masabaşı ittifakı değildir derken yani bir masa başında planlanıp siyasi partilerin tabanına deklare edilmiş bir ittifak değil. Tam tersine tabanın siyasi partilere yasladığı bir ittifak. O yüzden burada esas belirleyici kim olacaktır? Elbette toplumsal ve siyasal taban olacaktır. Esas belirleyici olduğu için de seçimlerde ne tür doğal ittifaklar ortaya çıkacak bunu yine taban belirleyecektir.

İSTANBUL’U KAZANMAK TÜRKİYE’Yİ KAZANMAKTIR

AK Parti açısından özellikle İstanbul önemli, bunu biliyoruz. İstanbul’u kaybeden Türkiye’deki seçimleri de kaybeder söylemi hep kullanılır. Dolayısıyla AK Parti’nin bu dönemde İstanbul, Ankara gibi büyükşehirlere seçim kampanyasında ayrı bir yer ayıracak mı ya da nasıl bir süreç bekleniyor?

İstanbul’a baktığınızda yaklaşık 15-16 büyükşehir büyüklüğündedir. Yani biz 30 büyükşehir diyoruz da İstanbul tek başına 16 tane büyükşehre eşit durumda. Hatta 750 bin nüfusu temel aldığınızda İstanbul tek başına adeta 20 büyükşehir büyüklüğünde. Tabii bu durumda şehri ziyadesiyle önemsememiz gerekir ve Türkiye siyasetinde İstanbul kaçınılmaz olarak her yönüyle belirleyici bir aktör. İstanbul’da aldığınız oy oranı Türkiye’de aldığınız oy oranını belirler. Yani İstanbul’da oy yüzdeniz neyse Türkiye’de de üç aşağı beş yukarı oralarda bir yerlerde alıyorsunuz. O yüzden doğal olarak her siyasi parti İstanbul’u kazanmak ister. İstanbul’u kazanmak Türkiye’yi kazanmaktır. Buradan baktığınız zaman İstanbul’u kaybetmek de Türkiye’yi kaybetmektir. Bu sebeple İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyükşehirlerde gösterdiğimiz adayların profili, toplumdaki karşılığı ve buralarda yürüteceğimiz kampanya ayrı bir önem arz ediyor.

Millet İttifakı’nın bu şehirlere özellikle önem atfedip çeşitli ittifak modelleri geliştirmesi öngörülüyor. Ayrıca CHP-HDP arasında ya da Ankara’da CHPİYİ Parti arasında kurulabilecek ittifaklar AK Parti’nin kazanması açısından bir tehlike oluşturuyor mu?

2002’den bugüne kadar bizim karşımızda her türlü kombinasyonu denediler. Yan yana geldiler, üst üste geldiler, el ele, kol kola her türlü kombinasyonu denediler. Biz kendi dışımızda olup bitenlerle değil de öncelikli olarak kendi gündemimize, bizim ne yapmamız gerektiğine her zaman odaklandık. Tabii ki İstanbul’da da Ankara’da da değişik ittifaklarla karşılaşabiliriz. Görünen o ki şu anda HDP-CHP çok yakın. Bir CHP-HDP ittifakı gözüküyor. Bu tabii ki yeni bir şey değil. İstanbul’da böyle şeyler olabilir. Yine Ankara’da bir CHP-İYİ Parti ittifakı ve çalışmaları gözüküyor. Yine Adana’da bir CHP-HDP ittifakı gözüküyor. Muhtemelen Mersin’de bir CHP-HDP ittifakı gözüküyor. Bunlar yapılacak, yapacaklar ama bunlardan ziyade biz ne yapacağız, stratejimizi nasıl belirleyeceğiz, daha çok buraya odaklanmış durumdayız.

SÖZ DE KARAR DA MİLLETİN

Bu seçime özgü olarak tartışılması gereken bir husus da Doğu ve Güneydoğu illerinde kayyum görevlendirilmeleridir. Aslında kayyumlar önemli hizmetler başardı. Siz ideolojik belediyecilikle hizmet belediyeciliği açısından ve AK Parti’nin o bölgedeki hizmetlerini göz önünde bulundurarak ne söylemek istersiniz. Farklı bir sonuç çıkacak mı?

Bunu Cumhurbaşkanımız da ifade etti. Biz hiçbir şekilde teröre bulaşmış ve teröre yataklık yapan, şehrinin imkanlarını, şehrin kaynaklarını teröre ve terör örgütlerine peşkeş çeken bir anlayışın şehir yönetimine gelmesine asla izin vermeyiz. İspanya’da yanlış hatırlamıyorsam Barcelona’da küçük bir belediye terör örgütünün flamasını astı diye anında görevden alındı. Yani dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir demokratik siyasetin egemen olduğu ülkede teröre ve terör örgütleriyle iltisaklı olmaya izin verilmez. Bunu da açık bir şekilde söylüyoruz. Eğer bir belediyenin terörle, terör örgütüyle, şehrin kaynaklarının terör örgütüne aktarılmasıyla ilgisi, ilişkisi görülürse doğrudan müdahale edilir. Bu devletin sorumluluğudur. Siyasetin sorumluluğuna, AK Parti olarak bizim sorumluluğumuza gelince biz tabii ki buralarda seçimi kazanmak için elimizden gelen her şeyi yapacağız. Fakat sonuçta söz de karar da milletin, seçmenin. Kararı onlar verecekler. Biz her şehre hizmet etmeyi, her şehri ayağa kaldırmayı ve o şehirde yaşayan insanların huzur ve güven içerisinde olmasını öncelik olarak görüyoruz.

Ben Hakkari’ye, Tunceli’ye gittim. Mesela gece saat 12’de Hakkari’de insanların cıvıl cıvıl caddelerde olduğunu gördüm. Tunceli’de de aynı şekilde. İnsanlar artık kepenk kapatmaların, lastik yakmaların olduğu, insanların sokağa çıkamadığı, terör örgütünün her türlü şiddeti, baskıyı uyguladığı günleri geride bıraktı. Hem şehirde hem kırsalda terör örgütü büyük bir yenilgiye uğradı. Bölge halkı da artık huzurun, güvenin tadını almış görünüyor. Ben bölge halkı da buna izin vermeyecektir diye düşünüyorum. Çünkü bölge halkı her zaman siyasetten yana oldu, siyasetten yana durdu. 2012’den itibaren terör örgütünün başlatmak istediği –kendi ifadeleriyle– sözde demokratik halk savaşını kabul etmedi. Silahı reddetti bölge insanı. Siyasete sonuna kadar inandı. Ama seçip meclise gönderdikleri maalesef terör örgütünün iradesinden çıkıp da milletin iradesine ram olmadılar. Tabii bütün bunları da bölge halkı görüyor. Bölgedeki insanımız görüyor. Ben bu seçimlerde insanımızın bunları değerlendirerek oy vereceğini düşünüyorum.

Son olarak 31 Mart yerel seçimlerinin sonuçları bağlamında AK Parti açısından ne bekliyorsunuz?

Biz öncelikli olarak şu anda kazandığımız, hizmet ettiğimiz belediyelerde tekrardan seçimi kazanacağız Allah’ın izniyle. Biz asıl yeni şehirlerimizi AK Parti belediyeciliği, Recep Tayyip Erdoğan belediyeciliğiyle hizmetle buluşturmak istiyoruz. Biz İzmir’de, Adana’da, Mersin’de, Diyarbakır’da, Mardin’de son derece iddialıyız. Tekirdağ’da aynı derecede iddialıyız. Buralarda da seçimleri kazanacağımızı düşünüyoruz.


Etiketler »