Kriter > Dosya > Dosya / Toplum |

Dijital Bağımsızlık Arayışının Yerli Sembolü: Next Sosyal


T3 Vakfı ve TEKNOFEST girişimcilerinin desteğiyle geliştirilen “Next Sosyal” adlı yerli sosyal medya platformu, sadece bir alternatif mecra olma iddiasında değil. Aynı zamanda Batı merkezli platformlara karşı “veriyle, zihinle ve içerikle bağımsızlık” arayışının dijital yansıması olma iddiasını taşıyor. Peki, bu yeni mecra sadece sembolik bir jest mi, yoksa Türkiye’nin dijital egemenliğini kurma yolunda somut bir adım mı?

Dijital Bağımsızlık Arayışının Yerli Sembolü Next Sosyal
NEXT Teknofest Sosyal (Mustafa Hatipoğlu / AA, 25 Temmuz 2025)

Sosyal medyanın gündelik hayatın doğal uzantısı haline geldiği bir çağda, hangi mecrada konuştuğumuz kadar, o mecranın kim(ler)e ait olduğu da önem kazandı. Veri güvenliği, içerik sansürü, algoritmik yönlendirme gibi meseleler artık sadece teknoloji başlıkları değil, doğrudan egemenlik ve siyasi meseleler olarak karşımızda duruyor. Türkiye’nin bu alandaki son ve belki de en dikkat çekici hamlesi, “Next Sosyal” adlı yerli sosyal medya platformu oldu.

Selçuk Bayraktar liderliğindeki T3 Vakfı ve TEKNOFEST girişimcilerinin desteğiyle geliştirilen bu platform, sadece bir alternatif mecra iddiası taşımıyor. Aynı zamanda Batı merkezli platformlara karşı “veriyle, zihinle ve içerikle bağımsızlık” arayışının dijital yansıması olma iddiasını taşıyor. (1) Peki, bu yeni mecra sadece sembolik bir jest mi, yoksa Türkiye’nin dijital egemenliğini kurma yolunda somut bir adım mı?

 

Veri, Görünürlük ve Dijital Muktedirlik

Next’in arkasındaki temel motivasyonlardan ilki, kullanıcı verilerinin Türkiye’de barındırılması. Bu, Batı menşeli sosyal medya platformlarının kullanıcı verilerini farklı ülkelerde, genellikle yargı denetiminden uzak biçimde depolaması ve bu veriler üzerinden algoritmik yönlendirmeler yapması gibi endişelere verilen doğrudan bir yanıttı. “Verimiz bize ait” sloganı, yalnızca teknik bir tercihi değil, dijital çağda egemenlik tanımının da değiştiğini gösteren bir söylem manifestosu niteliğindeydi. (2) Çünkü artık ülkeler, sınırlarını sadece kara, hava ve deniz üzerinde değil, aynı zamanda veri akışları, sunucu merkezleri ve algoritmik karar süreçleri üzerinde de tanımlamak zorunda.

İkinci motivasyon ise sansür ve görünürlük tartışmalarında öne çıkıyor. Kullanıcıların içeriklerinin algoritmik nedenlerle bastırılması, görünürlüğünün sistematik biçimde azaltılması ya da belirli anlatıların “trend” olmaya zorlanması, artık sadece sosyal medya dinamiği değil, doğrudan bir temsil krizi olarak karşımıza çıkıyor. İçerik üreticiliği, bireysel özgünlükten çok, algoritmik beğeniye göre biçimlenen bir dijital kadere dönüşmüş durumda. Next, bu düzene alternatif olarak “görünürlük kontrolünü kullanıcıya bırakacağını” vaat ediyor. Bu yaklaşım, platformların yalnızca teknik altyapı değil, aynı zamanda toplumsal hiyerarşiler üreten araçlar olduğu fikrine karşı bir müdahale olarak okunabilir.

Teknik altyapı açısından bakıldığında ise, platformun açık kaynaklı Mastodon sistemi üzerine inşa edilmiş olması dikkat çekici (1). Açık kaynak (open source), bir yazılımın kaynak kodlarının herkesin erişimine açık olması anlamına gelir. Bu sayede geliştiriciler, kullanıcılar ya da bağımsız denetleyiciler yazılımın nasıl çalıştığını görebilir, katkı sunabilir veya eleştirebilir. Şeffaflık, hesap verebilirlik ve topluluk temelli gelişim açısından açık kaynak yapılar, kapalı ve merkezi sistemlere göre daha demokratik bir zemin sunar. Ayrıca bu yapı, dışa bağımlılığı azaltmanın yanı sıra siber güvenlik açısından da yerli denetimi kolaylaştıran bir olanak sağlar. Next’in bu tercihinin, sadece teknik değil, aynı zamanda politik bir anlamı da var. Kapalı devre, dışa bağımlı, müdahaleye açık sistemler yerine, katkıya açık, topluluk odaklı ve denetlenebilir bir yapının tercih edilmesi; “yerli”liğin sadece milli olmakla değil, aynı zamanda katılımcı ve şeffaf olmakla da ilgisi olduğunu hatırlatıyor.

Platformda metin, görsel, video paylaşımı, anket oluşturma gibi temel işlevler bulunuyor. Arayüz olarak X'e (Twitter) benzer bir tasarıma sahip olan Next, bu yönüyle kullanıcı alışkanlıklarını dikkate almış görünüyor. “Next Sosyal”, bu yazının kaleme alındığı tarihlerde (Ağustos ayının ilk haftası) 1 milyon kullanıcıya yaklaşmıştı. Bu hızlı ivme, kamuoyunun yerli bir sosyal mecra fikrine karşı ilgi duyduğunu da gösteriyor.

Selçuk Bayraktar
TEKNOFEST Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar (İsmail Aslandağ / AA, 4 Mayıs 2025)

 

“Ahlaklı” Kodun Peşinde: Next’in Sosyoteknik İddiası

Next’in fark oluşturma iddialarından biri de yapay zekâ modülü: T3 AI. “Ahlaklı yapay zekâ” (3) kavramıyla tanıtılan bu modül, kullanıcıların içeriklerine rehberlik etmeyi ve dijital etkileşimlerde etik çerçeve sunmayı hedefliyor. Bu iddia hem teknik hem kültürel olarak anlamlı. Zira dijital dünyanın hızla kirlenen atmosferinde “ahlak” çağrısı, özellikle genç kullanıcılar arasında ilgi uyandırabilecek bir yön.

Dijital altyapının tamamen Türkiye’de barındırılması, verilerin yurt dışına çıkmaması, reklam yerine içerik odaklı bir deneyim sunulması ve spam ya da bot hesaplarla mücadele için yapay zekâ destekli önlemler gibi faktörler, Next’in yalnızca bir mecra değil, bir sistem önerisi taşıdığını gösteriyor. Ancak bu sistemin kalıcılığı, yalnızca teknik yeterlilikle değil, sosyolojik gerçeklikle de sınanacak.

Next Sosyal’in kamusal alandaki asıl sınavı, kültürel çoğulculukla karşılaştığında verilecek. Eğer bu mecra, yalnızca belirli bir dünya görüşünün dijital vitrini hâline gelirse, geniş kesimlerin ilgisini sürdürmesi zorlaşacaktır. Ancak Selçuk Bayraktar’ın “Tüm siyasi partilere, STK’lara, oluşumlara, müesseselere ve cemiyetlere davet yolladık” (4) açıklaması, bu platformun yalnızca bir söylemle değil, kapsayıcı bir pratiğe dönüşme iddiasıyla hareket ettiğini gösteriyor.

Kısacası Next Sosyal, Türkiye’nin dijitalleşme serüveninde önemli bir eşik. Şimdiye kadar “bizim de bir platformumuz olsun” seviyesini aşan nadir girişimlerden biri. Sadece bu bile dikkate değer. Dijital egemenlik, yalnızca server’ların yerli olmasıyla değil, kamusal aklın ve dijital kültürün dönüşümüyle mümkün olacak. Next Sosyal ise bu alanda atılan en önemli adımlardan biri olarak karşımızda duruyor.

 

Anlatının Kimliği: Küresel Mecralarda Yerli Sesin Mücadelesi

Dijital egemenlik, sadece teknoloji üretimiyle değil, bilgi akışını kimin yönettiğiyle ilgili bir meseledir. Bir ülke sınırlarını nasıl fiziki olarak koruyorsa, bilgi sınırlarını da aynı özenle yönetmek zorundadır. Bugün sosyal medya platformları yalnızca içerik taşıyan araçlar değil; aynı zamanda kamuoyunun nasıl oluştuğunu, hangi seslerin duyulup hangilerinin bastırıldığını belirleyen algoritmik iktidar merkezleridir. Ve bu merkezlerin çoğu Türkiye dışında, farklı siyasi ve kültürel ajandalara sahip yapılarda konumlanmış durumda.

İşte tam bu noktada, Next Sosyal gibi girişimler hem teknolojik hem de zihinsel bir karşı koyuş anlamına geliyor. Bu yalnızca bir yazılım meselesi değil; kimliğin, kültürün ve dijital varoluşun nasıl ve nerede şekilleneceğiyle ilgili bir tercih. Türkiye, kendi sosyal mecrasını kurarak bu tercihi somutlaştırıyor.

Peki dünyada neler oluyor? Bu alanda yalnız değiliz. Çin, WeChat ile tüm sosyal medya, ödeme ve iletişim altyapısını tek bir uygulamada toplarken; (5) Rusya, VKontakte ile Batı merkezli ağlara karşı güçlü bir yerli alternatif sundu. Rusya’da yayımlanan bir rapora göre, 2025 başında VKontakte’nin Rusya’da 93,8 milyon aktif kullanıcıya ulaştığı ve bu sayının ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 65’ine denk geldiği belirtiliyor (6). Hindistan, Koo uygulamasıyla özellikle dil temelli yerelleşmeye odaklandı. (7) ABD’de ise Truth Social (8) gibi örnekler daha çok politik ayrışmalardan beslenerek ortaya çıktı. Ortak nokta şu: Her ülke, dijital çağda kendi anlatısını kurabileceği bir platforma ihtiyaç duyuyor.

Next Sosyal, bu ihtiyacın Türkiye’deki karşılığı olabilir mi? Artık bu sorunun cevabı için çok güçlü bir aday var. Fakat burada önemli olan, bu sorunun artık soruluyor olması. Çünkü bir toplumu dijital olarak var eden sadece içerik üreticileri değil, bu içeriğin üretildiği ve dolaşıma sokulduğu zemindir. Zemin bize aitse, söz de bize ait olabilir. Marshall Mcluhan, 1964’te “The medium is the message” tezini ortaya koyarken, bir iletinin içeriğinden çok, iletildiği aracın (yani medyanın) toplumu daha derinden etkilediğini savunmuştur. Yani mesajdan çok mesajın iletildiği mecra önemlidir. Çünkü her mecra, düşünme biçimimizi, algımızı ve toplumsal yapıyı değiştirir.

Türkiye, Next Sosyal ile bu zemini kurmaya aday bir adım atmıştır. Bu adımın kalıcı ve kapsayıcı olması, onu sadece bir proje değil, bir dönüşüm haline getirebilir. Dijital egemenlik, böyle bir dönüşümün anahtarıdır. Ve belki de bu kez, algoritmaların değil insanların yazdığı bir hikâyenin içindeyiz.

 

Next Sosyal, Türkiye’nin Dijital Kamusal Alanını Kurabilir mi?

Geleceği sadece inşa edenler değil, onun dilini, altyapısını ve mecralarını kuranlar şekillendirecek. Tıpkı geçmişin şehirleri, meydanları ve matbaaları gibi, bugünün dijital altyapıları da bir milletin kendini ifade etme, varlığını sürdürme ve dünyayla ilişki kurma biçimini belirliyor. Bu nedenle mesele, yalnızca bir sosyal medya platformu kurmak değil; dijital çağda sözün, görünürlüğün ve kimliğin yerli ve katılımcı bir zemine oturtulmasıdır.

Sadece siyasi sınırların değil, bilgi akışının, gündem oluşumunun ve kamusal hafızanın da sınırlarının yeniden çizildiği bir çağdayız. Bu yeni çağda Türkiye’nin kendi dijital altyapılarını kurması, sadece teknolojik bir refleks değil; aynı zamanda stratejik, kültürel ve toplumsal bir zarurettir. Next Sosyal, bu yönde atılmış önemli bir adımdır. Henüz yolun çok başında olsa da, bu platformun arkasındaki niyet, sadece yerli bir alternatif sunmak değil, Türkiye’nin dijital geleceğinde daha katılımcı, daha güvenli ve daha özgün bir iletişim zemini kurmaktır. Bu hedefe ulaşmak için platformun önünde bazı temel sorumluluklar bulunuyor.

Birincisi, teknik sürdürülebilirlik. Rekabetin oldukça sert olduğu bir dijital dünyada, kullanıcı deneyimi ve teknolojik altyapının sürekli gelişmesi gerekir. İkincisi, içerik çeşitliliği ve çoğulculuk. Gerçek bir dijital kamu alanı olmak için farklı seslerin, fikirlerin ve toplumsal kesimlerin bu mecrada kendine yer bulabilmesi şarttır. Üçüncüsü ise şeffaflık. Veri güvenliği ve algoritmik işleyiş konularında açıklık, platformun güvenilirliği açısından hayati önem taşır.

Tüm bunlarla ilgili çalışmaların son sürat devam ettiği Next Sosyal, sadece Türkiye’nin değil, belki de bölge coğrafyasının dijital hafızasına katkı sunabilecek güçlü bir ekosistem haline gelebilir. Zira dijital egemenlik yalnızca bir teknoloji meselesi değildir, aynı zamanda insan onurunu, ifade özgürlüğünü ve toplumsal bütünlüğü merkeze alan bir medeniyet iddiasıdır. Bu nedenle Next Sosyal’e düşen en büyük görev, teknolojik yeniliği, ahlaki sorumlulukla buluşturabilmektir. Ancak bu şekilde algoritmaların değil, insanların iradesiyle şekillenen bir dijital gelecek inşa edilebilir. Türkiye, bunu başarabilecek potansiyele sahiptir. Şimdi mesele, bu potansiyeli istikrarlı, kapsayıcı ve vizyoner bir dijital kültüre dönüştürmektir.

Ve bize düşen görev ise bu platformları sadece birer uygulama olarak görmekle yetinmemek; onları bir dijital toplumsallık imkânı olarak düşünmek, katkı sunmak, yapıcı eleştirilerle desteklemek ve birlikte geliştirmektir. Çünkü dijital egemenlik, yalnızca inşa edenlerin değil, aynı zamanda onu kullanan, yön veren ve dönüştürenlerin omuzlarında yükselir.

Referanslar:


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası