Kriter > Söyleşi |

Nebi Miş: "Erdoğan Büyük Bir Uzlaşmayla Seçilecek"


SETA Siyaset Araştırmaları Direktörü ve Sakarya Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Nebi Miş Kriter'e konuştu: "Erdoğan büyük bir uzlaşmayla seçilecek. AK Parti ve Cumhur İttifakı kazanacak."

Nebi Miş quot Erdoğan Büyük Bir Uzlaşmayla Seçilecek quot

Türkiye 24 Haziran’da tarihi bir seçime gidiyor. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi bütün yönleriyle hayata geçecek. Sandıktan hem cumhurbaşkanı hem de milletvekilleri çıkacak. Velhasıl hayati bir seçim. Cumhurbaşkanı adayları ve partiler yoğun şekilde seçime hazırlanıyor. Bu kapsamda yeni ittifaklar kuruldu. Toplumsal tabanların genişletilme çabası öne çıktı. Kamuoyuna yansıyan ilk göstergelere bakıldığında Erdoğan yine pozitif ve umut aşılayıcı bir söylem kullanıyor. Bu yüzden önde. Muhalefetin adayları ise ağırlıklı olarak negatif kampanya dilini tercih etmiş durumda. Erdoğan karşıtlığından başka sermayeleri yok. Bir de yapılması planlanan büyük projelere karşı çıkıyorlar. Dolayısıyla siyaset sahnesi hareketli ve hararetli bir süreç yaşıyor. Biz de adayları, partileri, ittifakları, seçim vaatlerini, hangi söylemin millette ne kadar karşılık bulduğu gibi konuları SETA Siyaset Araştırmaları Direktörü Dr. Nebi Miş ile konuştuk.

Söyleşi: Yusuf Özkır

Fotoğraf: Gaye Nur Koç

NEBİ MİŞ KİMDİR?

Dr. Nebi Miş lisans ve yüksek lisans eğitimini Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde tamamladı. Doktorasını “Türkiye’de Güvenlikleştirme Siyaseti 1923-2003” başlıklı teziyle Sakarya Üniversitesi’nde savundu. Doktora sürecinde bir yıl süreyle Belçika Katholieke Universiteit Leuven’de araştırmacı olarak bulundu. Sakarya Üniversitesi öğretim üyesi olan Nebi Miş SETA Ankara’da Siyaset Araştırmaları Direktörü olarak görev yapmaktadır. Çalışma alanları arasında Türkiye’de siyaset, demokratikleşme, siyasi partiler, İslamcılık ve Ortadoğu’da demokratikleşme gibi konular yer almaktadır.

Nebi Miş-Söyleşi

Türkiye 24 Haziran’da tarihi bir seçime gidecek. Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan konuşmalarında seçimleri “milat” olarak değerlendiriyor. Bu seçimi önemli yapan parametreler nelerdir?

Nebi Miş: 24 Haziran seçimleri birçok açıdan milattır. Bunlardan öne çıkanların birkaçını şu şekilde sıralayabiliriz: Bu seçimlerin ardından Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine tam geçiş sağlanacaktır. Kamuoyunda çok uzun süredir siyasal sistemin değişimini tartıştığımız ve değişim sürecinin içinden yaşayarak geçtiğimiz için bu meselenin önemi bazen yeterince anlaşılamıyor. Düşünün, parlamenter sistemin yönetim krizlerinden kurtulmak, yeni bir siyasal sisteme geçmek için Türkiye’de kırk yıldan fazla birçok siyasetçi çaba göstermiş, bu meseleyi toplumun gündemine getirmiş ve Anayasa’nın değiştirilmesi için gayret sarf etmiş ama başarılı olamamıştır. Sistemi değiştirmek için karizmatik liderliğinin etkisi ve geniş toplum kesimlerinin güveniyle Erdoğan seçmeni ikna etmiş, Cumhurbaşkanlığı sistemini içeren Anayasa değişikliğini referandumla hayata geçirmiştir. Bu, demokratik Türkiye siyaseti açısından tarihsel bir dönemi işaret etmektedir.

Anayasal olarak siyasal sistem değişimi gerçekleşse de siyasal sistem daha tam kurum ve kurallarıyla hayata geçmemiştir. İşte bu seçimlerin ardından güçlü bir yürütme ve yine ona destek veren güçlü bir meclis desteği ile yeni sistem tam ve kusursuz kurulabilecektir. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin mimarları ve bu sistemi destekleyenler Cumhur İttifakı’nı oluşturan AK Parti, MHP ve onlara destek veren BBP’dir. Eğer yürütmede Erdoğan ve parlamentoda onu destekleyen Cumhur İttifakı seçimlerde güçlü bir şekilde başarılı olamazsa bu sistem tam kurulamaz. Geçiş sürecinde kurumsal değişimi yapmaya istekli ve muktedir olan siyasal aktörlere ihtiyaç vardır.

Bu seçimlerde güçlü bir yasama desteğine sahip yürütme organının teşekkül etmesi gerekiyor. Aksi halde yeni sisteme geçiş sürecine bürokrasi direnç gösterebilir. Bürokratik direnç kendi geleneksel çıkarlarının korunmasına yönelik olacaktır. Kendi iktidar alanlarının devamını isteyeceklerdir. Geçişi manipüle edebileceklerdir. Ayrıca güçlü bir yasama ve yürütmeyle sisteme geçiş süreci yönetilmez ise yeni sistemde “doğum kusurları” oluşacaktır. Bu açıdan seçimlerin tarihi önemi vardır.

Bölgesel ve küresel meydan okumalar açısından seçimlerin önemiyle ilgili ne söylersiniz?

Bu seçimlerin diğer bir kritik yanı mevcut AK Parti iktidarını sonlandırmak için uluslararası güç odakları ve içeride onlarla aynı amaca yönelmiş ve benzer motivasyona sahip muhalefet odakları tüm hatlarıyla seçimlere yüklenmektedir. Bu çevrelerin tek motivasyonu ne olursa olsun bu seçimde AK Parti ve Erdoğan iktidarının sonlandırılmasıdır. Söylem birlikleri ve hareket tarzlarına bakıldığında Türkiye’de siyasal bir kaosun oluşmasına yönelik bir yol izledikleri aşikardır. Seçime giderken koordineli bir şekilde hareket etmektedirler. Bu seçimleri bir hayat memat meselesi olarak görmekteler. Seçimlerden önce Türkiye ekonomisinin istikrarına yönelik operasyonlarına ve açıklamalarına bakılınca bu net olarak anlaşılmaktadır.

İçeride oluşturulan ittifak yapıları ve bir araya gelmelerinin motivasyonuna bakınca odaklandıkları konu Türkiye’nin geleceğine yönelik istikrarlı bir yönetim arzulamaktan daha çok, sadece iktidarın düşürülmesini önceleyen ve istikrarsızlığa yol açacak bir kampanya yürütmektedirler. Bu açılardan bakınca bu seçimin Türkiye’nin geleceği açısından taşıdığı önem ortadadır.

Türkiye küresel ve bölgesel ölçekte güvenlik ve siyasi krizlerin etkilerini en fazla hisseden ülkelerden biri. Bu krizlere karşı durabilecek, bölgesel kaos planlarını savuşturabilecek güçlü yönetimlere ve güçlü liderlere ihtiyaç var. Zayıf yönetim yapıları Türkiye’ye yönelik planlanan kaoslarla mücadele edemez, direnemez. Bu açıdan da istikrarın sürmesi için bu seçimler hayati derecede önemli. Ayrıca FETÖ, PKK ve diğer terör örgütleriyle mücadelede istikrarlı yönetim yapıları önemlidir. İşte bu ve benzeri açılardan bu seçimlerin milat olduğu açıktır.

YENİ SİSTEMDE MİLLİ İRADE SİYASETİN TAM MERKEZİNDE

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi 16 Nisan 2017’de millet tarafından onaylanmıştı. Bu seçimden sonra tam anlamıyla uygulaması yaşanacak. Yeni sistemin ne tür ayrıcalıkları var?

Yeni yönetim modelinin en önemli ayrıcalığı milletin bu sistemin merkezinde olmasıdır. Millete yaslanmayan, toplum önceliklerini dikkate almayan, elitlerin ve ayrıcalıklı toplum kesimlerinin isteğine göre politika arayışında olanların bu sistemde başarılı olma şansı yok. Daha Cumhurbaşkanlığı sistemine tam geçmeden bütün siyasi partiler yeni sistemin gerektirdiği toplumun merkezini dikkate alma zorunluluğuna yönelik siyasal bir söylem geliştirmek zorunda kaldılar. Bunu zaten görmek zorundaydılar. Milletin değerlerinin aksine siyaset izlediğinde geniş seçmen kitlelerinden destek alamayacağının her siyasi parti farkında. Yeni sistemde yönetimde söz sahibi olmanın yegane yolu seçimlerle milletin iradesinden geçtiği için siyaset taban eğilimlerine duyarlı olmak zorunda. Yeni sistemde milli irade siyasetin merkezine tam yerleşeceği için demokrasi tüm kurum ve kurallarıyla eksiksiz işleyecek.

Yeni yönetim sisteminde meclis daha da güçlü hale gelecek. Muhalefet partilerinin yasama seçimlerine yönelik seçim stratejileri bunun en büyük delili. Yürütme daha güçlü olacağı için hükümet gecikmeyen kararlarla etkili icraat yapabilecek. Bürokratik oligarşinin seçilmiş hükümete direnç alanları giderek zayıflayacak. Böylece kalkınma hamleleri daha hızlı devreye sokulabilecek. Ekonomik ivme hızlanacak. Toplumsal refah böylece genişleyecek. En nihayetinde yönetim sisteminin bu geçiş süreci iyi yönetildiğinde yasama, yürütme ve yargı arasında kuvvetler ayrılığı dengeli bir mekanizmaya oturacak.

Tabii bir de eski sisteme yani geriye dönüşü vaat edenler de var. Nasıl değerlendiriyorsunuz bu tabloyu?

Şu anda Cumhur İttifakı karşıtı muhalefetin önemli bir kısmı iktidara gelmeleri durumunda parlamenter sisteme tekrar döneceklerini utangaç bir duruşla söylüyor. Bu söylemlerini çok öne de çıkaramıyorlar. Çünkü bunun kolayca mümkün olmadığının kendileri de farkında. Türkiye parlamenter sistemden yeni sisteme geçiş için kırk yıldan fazla tartıştı. Geçişin mümkün olması da karizmatik bir liderin siyasette desteğini giderek artırması, kendi liderliği etrafında inşa ettiği toplumsal güven ve milleti ikna etmesiyle gerçekleşti. Dolayısıyla bir siyasal sistemden başka bir siyasal sisteme dönmek hele bugünkü parçalı muhalefet yapısı düşünüldüğünde mümkün görünmüyor.

Muhalefetin bu konuda eski sisteme dönme vaadi yeni hükümet sistemine göre politika önerisi geliştirmeyi içine sindiremediği içindir. Parlamenter sisteme dönme vaadi sadece bir boş gösterendir.

AK PARTİ VE ERDOĞAN TÜRKİYE’NİN SEÇİM GELENEĞİNİ ŞEKİLLENDİRDİ

AK Parti Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın öncülüğünde cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerine hazırlanıyor. Hem kamuoyu hem de sokağın nabzını tutan bir araştırmacı olarak seçimlere hazırlık sürecini nasıl görüyorsunuz?

AK Parti Türkiye siyasetinde istisnai bir parti özelliğine sahip. Demokratik siyasetin başlamasından bu yana kesintisiz en uzun iktidar da kalan bir parti. Bugüne kadar 3 Kasım 2002’de aldığı yüzde 34 oranının altına hiç düşmedi. Onu hep yükseltti. En yakın rakibinden bütün seçimlerde neredeyse iki kat fazla oy aldı. Girdiği on iki seçimden başarıyla çıktı. Artık Türkiye siyasetinde “seçim stratejileri ve kampanyaları” da dahil AK Parti tarz-ı siyasetinden bahsetmek mümkün.

Bu açıdan bakıldığında AK Parti kurulduğu günden itibaren toplumda farklı sınıflara ulaşabilmektedir. Farklı toplumsal grup çıkarlarının uzlaştırılmasında başarılıdır. Taban eğilimlerine karşı duyarlılığını sürekli korumuştur. Her zaman ve her durumda muhalefetten daha iyi alternatif politikaları toplumun önüne koyabilmiştir. Toplumun dezavantajlı kesimlerine yönelik ekonomik ve sosyal politikalarını tüm krizlere rağmen devam ettirmiştir. Parti içinde seçmene olumsuz yansıyabilecek çekişmelere izin vermemiştir. Kendi yenilenme siyasetini başarıyla sürdürmüştür. Başarısız olduğu alanda yine kendi öz eleştirisini toplumun önünde yapmıştır.

AK Parti 16 Nisan referandumunun hemen ardından partiye, teşkilatlara, yerel yönetimlere dair toplumdan gelen eleştirileri dikkate alarak yenilenme siyasetiyle seçimlere hazırlık sürecini başlattı. Cumhurbaşkanlığı sisteminin bir gereği olarak yüzde 50’nin üzerinde oy alma zorunluluğunun farkındalığıyla kendi taban eğilimlerine yakın partilerle ittifak görüşmelerini başlatarak hızlı bir şekilde yol aldı. MHP ve BBP ile Cumhur İttifakı’nı “yerli ve milli siyaset” ekseninde şekillendirdi. Hatta Hür Dava Partisi de Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan’ı destekleyeceğini açıkladı.

Yine Türkiye ve dünya siyasetinin yeni dinamiklerine ve milletin beklentilerine göre diğer tüm partilerden önce seçim manifestosunu hazırladı. Seçim beyannamesini çok geniş ayrıntılı bir şekilde ortaya koydu. Milletvekili aday listelerinde önemli değişikliklere gitti.

Nebi Miş-Söyleşi
"Cumhur İttifakı Türkiye siyasetini de muhalefeti de şimdiden şekillendirmeye başladı. Seçimlere gidilirken taban eğilimleri, ideolojik konumlanmaları farklı olan partiler bile bir araya gelerek Millet İttifakı’nı oluşturduklarını duyurdular."

Özellikle gençlerin ve kadınların siyasetteki yerine Sayın Erdoğan özel bir önem veriyor, bunun kampanya sürecine yansıması nasıl olur?

Türkiye’nin değişen sosyolojisini de dikkate alarak tam da sizin sorduğunuz soru bağlamında manifestoda gençlere ve kadınlara özel bir bölüm ayırdı. Türkiye’nin seçmen nüfusu içinde gençlerin ağırlığının farkında olarak onlara “birlikte yol yürüme, beraber çalışma” önerisinde bulundu. Gençlere “Size emretmeyeceğiz. Size dikte ettirmeyeceğiz. Sizi kalıplara sokmak için çalışmayacağız. Biz sadece sizinle birlikte çalışacağız” sözleriyle seslendi. Bu anlamda AK Parti’nin gençlik politikasına yönelik oluşturulmaya çalışılan olumsuz algıları en arı söylemle bozmuş oldu.

Erdoğan, Refah Partisi döneminden itibaren siyasette kadının konumuna özel önem veriyor. Manifestoda kadınların siyasi yaşama katılması için harcanan çabaya atıf vardı. Erdoğan yeni yönetim sisteminde kadınlara daha fazla alan açma vaadinde bulundu. Kadına karşı taciz ve şiddeti insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak kabul ettiğini vurguladı. “Kadına karşı tüm cahiliye adetini ayaklar altına aldık, böyle devam edeceğiz” diyerek kadınlara karşı yapılan her türlü olumsuz unsurları silmeye çaba göstereceği sözünü verdi. Bu anlamda AK Parti özellikle gençlerden az oy alıyor algısıyla da mücadele ediyor. Kuşkusuz bu söylemlerin sonucu seçimlere olumlu yansıyacaktır.

CUMHUR İTTİFAKI HEM TÜRKİYE SİYASETİNİ HEM DE MUHALEFETİ ŞEKİLLENDİRDİ

Bu seçimde AK Parti’nin öncülüğünde ve Erdoğan’ın liderliğinde MHP ve BBP’nin katılımıyla Cumhur İttifakı kuruldu. İttifak toplumda nasıl bir duygu uyandırdı ve bu duygunun geleceğe yön verme potansiyeli hangi boyutlarda?

Erdoğan 15 Temmuz’da “Yenikapı ruhu” olarak adlandırılan süreçle birlikte diğer siyasi partilere karşı bir çağrıda bulundu. Bu çağrının özünü “milli ve yerli siyaset” ekseninde çerçevelendirdi. Sonradan bu çerçeveye uyan her siyasi partiyle birlikte Türkiye’nin geleceğine yönelik iş birliğine hazır olduğunu belitti. MHP ile bu bağlamda 15 Temmuz’dan sonra Türkiye’nin terörle mücadelesi ve beka sorunu başta olmak üzere yeni yönetim sistemine geçiş konularında iş birliği yaptı. Bu iş birliği cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri için zamanla ittifaka dönüştü. Bu ittifaka BBP de dahil oldu. Cumhur İttifakı partileri bu iş birliğini seçim sonrası da devam ettirmeye yönelik bir duruş sergiliyor. Cumhur İttifakı içinde olan partilerin tabanları bu ittifaka niçin ihtiyaç duyulduğu konusunda bir farkındalığa sahip. Partiler de kendi tabanlarına bunun gerekçesini anlatmaya devam ediyor.

Bu ittifak Türkiye siyasetini de muhalefeti de şimdiden şekillendirmeye başladı. Seçimlere gidilirken taban eğilimleri, ideolojik konumlanmaları farklı olan partiler bile bir araya gelerek Millet İttifakı’nı oluşturduklarını duyurdular. Cumhur İttifakı’nın seçimlerin sonucunu belirleyeceği erkenden anlaşılınca CHP öncülüğünde, geçmişte AK Parti içinde siyaset yapan eski siyasetçilerden çatı aday çıkarma arayışları uzun süre devam etti. Siyasal mühendislik devreye sokuldu. Daha yakın bir dönemde cumhurbaşkanı olmaması için darbeye davetiye çıkardıkları, Anayasa Mahkemesine başvurdukları Abdullah Gül’ün adaylığı için çaba gösterdiler. Bununla da yetinmeyip kenarda duran ne kadar eski sağ siyasetçi varsa hepsinin kapısını çaldılar. Cumhurbaşkanlığı seçimleri için sağdan bir aday bulamayınca milletvekilliği seçimlerinde sağ siyasal adayları listelerinden aday gösterdiler, sağ partilerle ittifak yaptılar.

Kuşkusuz ittifakları sürdürebilmek siyasette belirli bir ihtimamı gerektirse de Cumhur İttifakı’nın geleceğe taşınma ihtimali muhalefetin oluşturduğu Millet İttifakı’ndan çok daha gerçekçidir. Çünkü ideolojik konumlanma açısından bu ittifakın taban eğilimleri birbirine yakın. Türkiye’nin geleceğine yönelik benzer perspektifleri paylaşmaktalar. Terörle mücadeleye, bölgesel sorunlara bakış ve uluslararası çevrelerin Türkiye’ye yönelik müdahaleci tavrına ortak tepki göstermeye kadar önemli meselelerde benzer düşünüyorlar. Türkiye’nin beka meselesini her şeyin üstünde tutuyorlar. Bu açılardan bakıldığında Cumhur İttifakı partiler arasında kriz oluşturabilecek sınamaları aşmada başarılı olabilir.

Ayrıca AK Parti seçmeni açısından Erdoğan’ın siyasette aldığı kararların isabeti birçok kez olumlu anlamda test edilmiştir. Bu açıdan MHP ile bir ittifak konusunda Erdoğan bir karar aldıysa kendi tabanı bunun gerekli olduğunu düşünür. Bu konuda iknaya hazırdır.

MHP de ise “lider, teşkilat, doktrin” üçlemesinde liderin aldığı karara uyma önemli bir duruşu ifade eder. Dolayısıyla da İP’ye gidenler dışındaki MHP tabanı bu ittifaka olumlu bakmaktadır. İleriye dönük iki parti arasındaki iş birliğinin giderek derinleşmesi bu ittifakı geleceğe taşıyabilir. Ama siyasetin birçok farklı dinamikten etkilendiğini de göz önünde bulundurmak gerekiyor. İttifakın toplam oylarının hem cumhurbaşkanlığı hem de meclis seçimlerinde tamamen konsolide olacağını da düşünmemek gerekiyor. Fireler muhakkak olacaktır. Siyasi partiler de bunu bilerek seçimlere hazırlanmalıdır.

Nebi Miş-Söyleşi

MANİFESTO AK PARTİ KARŞITI ÇEVRELERİ BOŞA DÜŞÜRDÜ

AK Parti önce 6 Mayıs’ta seçim manifestosunu yayımladı. 24 Mayıs’ta ise seçim beyannamesi ilan edildi. AK Parti’nin on altı yıllık iktidar tecrübesi açısından manifesto ve beyannameyi nasıl değerlendirmek gerekir?

AK Parti’nin açıkladığı manifesto içeride ve dışarıda AK Parti karşıtı çevrelerin birçok söylemini boşa düşüren bir metindi. Muhalefetin kendisine yönelteceği eleştirileri baştan böyle bir manifestoyla engelledi. Dolayısıyla da muhalefet manifestonun içeriğini eleştirmekten çok iktidarda olan bir partinin manifesto açıklayamayacağı üzerinden bir eleştiri getirdi. Ancak muhalefetin gözden kaçırdığı bir husus Türkiye’nin yeni bir sisteme geçerken AK Parti’nin bu dönemi bir milat olarak değerlendirdiği için bu manifestoyu açıklamış olmasıydı. Yani AK Parti’nin manifestosunu yeni siyasal sisteme geçerken bir vizyon belgesi olarak görmek gerekiyor.

Ayrıca AK Parti ve Erdoğan’ın seçim manifestosunu açıklaması diğer liderleri de benzer bir siyaset izlemeye zorladı. Manifesto AK Parti’nin on altı yıllık iktidar tecrübesini “kuruluş” ve “diriliş” bağlamında ele alan, yeni dönemi ise “şahlanış” olarak adlandıran bir perspektifle ortaya koyan ve yeni bir gelecek vaadinde bulunan önemli bir metindi. AK Parti siyasetinin üzerine inşa edildiği değerleri tekrar hatırlatan, siyasette verdiği mücadelenin ne anlama geldiğini net bir şekilde ifade eden ve son dönemde vurguladığı “yerli ve milli siyaset” kavramsallaştırmasının karşılık geldiği siyaseti tanımlayan bir çerçevede hazırlanmıştı. Manifestoda uluslararası sistemin ve bölgesel dinamiklerin değişmesinden dolayı yaşanan istikrarsızlıklara karşı Türkiye’nin bir istikrar adası olması için AK Parti’nin verdiği mücadelenin net bir şekilde ortaya konması önemliydi. Ayrıca Türkiye’nin bölgesel bir güçten artık küresel bir güç olmaya dönük hedefi altı çizilmesi gereken bir husustu.

Manifesto kapsayıcı bir dille hazırlanmış, AK Parti’nin iddia sahibi olduğu tüm konu başlıkları ortaya konmuştu. “Ahitleşme” üzerinden daha fazla refah, adalet, özgürlük ve kalkınma vaat edilmesi AK Parti’nin reformları sürdürme siyaseti açısından önemliydi. Manifestonun dikkat çeken yönlerinden biri de seçmene “Birlikte başardık, yine birlikte çalışmaya devam edeceğiz” vurgusuydu.

SEÇİM BEYANNAMESİNDE ODAK: MİKRO PROJELER

Beyannameye bakacak olursak...

AK Parti kuruluşundan bugüne hem yerel hem de genel seçimlerde seçmenin karşısına oldukça kapsamlı beyannamelerle çıktı. AK Parti seçim beyannamelerinde dünya ve Türkiye’deki değişimin yönüne, toplumun öncelikli ihtiyaçlarına ve seçim döneminin temel siyasi atmosferine odağın belirlendiği biliniyor.

Seçim beyannameleri siyasi partilerin topluma verdikleri sözlerin bir arada ve bir yol haritasına bağlı olarak yazılı hale getirilmesidir. Bir anlamda ahitleşmedir.

İktidar ya da iktidar alternatifi olan partilerin beyannamelerini muhalefetinkinden ayıran en önemli özellik verilen vaatlerin seçildikten sonra toplum tarafından kontrol edilmesidir. İktidara gelen partinin verdiği sözler sürekli hatırlatılır, karşısına çıkarılır. Yerine getirmez ise cezalandırılma potansiyeli vardır. Muhalefetin vaatleri ise iktidara gelmedikleri için genelde diğer seçime kadar unutulur. Zaten Türkiye’de muhalefet partilerinin beyannameleri iktidara gelemeyeceklerini sanki baştan ima eden ve hesap vermeyi düşünmeyen popülist söylemlerle doldurulmaktadır.

Muhalefetin seçim beyannamelerinin belki önemli bir faydası seçmenin partileri karşılaştırma imkanı bulmasıdır. Seçmen böylece kimin hayal siyaseti kimin de somut vaat siyasetine yaslandığını görebilmektedir. AK Parti seçim beyannamesinde iktidar olduğu dönemden bugüne kadar verilen sözlerin hangi oranda gerçekleştirildiğinin dökümü yapılmakta ve ardından da yeni dönemde yapılacakların bir listesi bulunmakta. Bu anlamda aslında seçmene bir hesap verilmektedir. AK Parti’nin bu son seçim beyannamesinin öncekilerden en önemli farkı mikro projelere odaklanmasıdır. Ayrıca katma değeri yüksek teknolojik alanlara yatırımı öncelemesi ve dijital dönemin ruhuna uygun bir gelecek vaadinde bulunmasıdır.

MUHALEFET ÇOĞUNLUK SAĞLARSA SİSTEMİ TIKAYACAĞINI İLAN ETTİ

AK Parti’nin milletvekili adaylarına ve sıralamalarına bakıldığında Erdoğan’ın konuya kamuoyu beklentisinin üstünde önem verdiği görülüyor. Erdoğan açısından milletvekilliği seçimleri neden önemli?

24 Haziran’da milletvekilliği ve cumhurbaşkanlığı seçimleri ilk defa birlikte yapılıyor. Diğer taraftan bu seçimlerde partiler ittifak halinde seçimlere gitmekte. Şu ana kadar kamuoyunda bir algı oluşturulmaya çalışıldı: Cumhurbaşkanı seçildiğinde istikrar oluşacağı için parlamento seçimlerinde muhalefet çoğunlukta olursa denetleme ve dengeleme açısından iyi olacak algısı. Bu algı üzerinden Cumhur İttifakı tabanının oy verme tercihlerinin de bir anlamda yönlendirilmek istendiği aşikardı.

Halbuki Cumhurbaşkanlığı sisteminde de cumhurbaşkanının yasama desteği çok önemli. İktidar muhalefetle müzakere yaparak yasaların çıkmasını sağlar itirazını dile getirenler olacaktır. Bu da demokratiklik açısından önemlidir. Türkiye siyaseti açısından muhalefet kültürünü biliyoruz, bu yaklaşım işlemez. Muhalefet yürütmenin başarısız olması için -toplumun tümünün yararına da olsa- hiçbir yasanın meclisten geçmesine izin vermez. Yakın bir dönemde CHP Grup Başkanvekili Engin Altay’ın Meclisteki bir konuşmasında “Bu hükümet dünyanın en doğru işini bile yapsa muhalefet olarak karşı çıkarız” sözü bunun en iyi delilidir. Zaten muhalefet şimdiden yasamada çoğunluğu sağlamaları durumunda sistemi tıkayacaklarını ilan ediyorlar.

HALKA YAKIN ADAY TERCİHLERİ

Milletvekilliği tercihi bu anlamda önemli değil mi?

Bu seçimlerin diğer bir dinamiği yeni sistemin bir özelliği olarak seçmen tercihlerinin cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimlerinde farklılaşabileceği gerçeğidir. Özellikle seçmen tabanı olarak birbirine yakın ittifak yapılarında oy geçişkenliğini önlemek için aday tercihleri çok önemli. Birkaç büyükşehrin dışındaki illerde, yerel ve seçmene yakın adayların gösterilmesi seçmenin en önemli beklentilerinden biri. Seçmenler kendi içlerinden çıkmış, kolay ulaşabilecekleri, yıpranmamış ve şehrin problemleriyle elinden geldiğince ilgilenecek adaylara yönelecek. Her adayın sadece kendisinin güvenilir ve dürüst olması değil çevresinin de o şehirde nasıl algılandığına seçmen bakacak.

Bu beklentiye uygun olarak bu seçimlerde bürokrat, akademisyen ve yönetici düzeyinde adaylar AK Parti listelerinde daha az yer buldu. Yerelde seçmen tarafından olumlu karşılanacak adaylar böylece öne çıkmış oldu.

Diğer taraftan yeni sistemde bakanlar milletvekili olmayacak. Dolayısıyla şehirlerin problemlerinin Ankara’ya iletilmesinde seçmenler doğrudan milletvekillerini sorumlu görecek. Sürükleyici ve tanınmış aday tercihi bu anlamda önemli. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım ve Berat Albayrak başta olmak üzere mevcut bakanların neredeyse tamamına yakınını önemli ve kritik illerde aday gösterdi.

Önceki cevaplarda vurguladığım gibi AK Parti Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçiş sürecinde Mecliste güçlü bir yasama desteğine ihtiyacının farkında. Sonuç olarak Erdoğan’ın milletvekilliği listelerini oldukça stratejik bir bakış açısıyla hazırladığı aşikar. Yani yeni döneme uygun “güçlü yasama ve güçlü yürütme” idealine uygun olarak hazırlandığı anlaşılıyor. Mevcut 21 bakanın milletvekili adayı gösterilmesi bunun önemli bir göstergesidir.

MUHALEFETİN BÜTÜN SERMAYESİ ERDOĞAN KARŞITLIĞI

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin kampanyasında çelişkiler göze çarpıyor. Aynı şeyi diğer adaylar için de söylemek mümkün. Erdoğan’ın karşısındaki adaylar neden ya patinaj yapıyor ya da geriye dönüşü özlüyor sürekli?

CHP ve partinin ileri gelen siyasetçileri uzun dönemdir siyaseti popülist söylemler üzerine inşa ediyor. Bir taraftan Avrupa’nın radikal sağ ve sol siyasetini kopyalayarak örneğin Suriyeli mültecilere yönelik negatif bir tutum takınıyor. İktidara gelmeleri halinde onları sınır dışı etmekle tehdit ediyor. Suriyeli mültecilerin bayramda memleketine gitmesini bir lüks olarak görüyor. Onların gitmesi durumunda bir daha geri gelemeyeceğini söylüyor. Diğer taraftan da 90’ların “hayal” vaat eden siyasetini yeniden devreye sokuyorlar. Hayal siyaseti pazarlıyorlar. 90’larda Demirel’in “Kim ne veriyorsa beş lira fazlasını vereceğim” ya da Tansu Çiller’in “iki anahtar” vaadine benzer bir popülist söyleme başvuruyor.

Bu tip siyaset anlayışını toplum 2002’de tasfiye etmişti. Muhalefet toplumsal hafızanın zayıfladığını düşünmüş olacak ki 2002 öncesi değer üretmeyen siyasetin koridorlarına tekrar döndüler. Şu anda üretmeye, var etmeye değil AK Parti döneminin kazanımlarını herhangi bir rasyonaliteye dayanmadan dağıtma üzerine bir kampanya yürütüyorlar.

Negatif siyasetin sınırlarını zorlamaya devam ediyorlar. FETÖ’nün iadesi meselesinde olduğu gibi FETÖ’cülerin manipülasyonu üzerinden bir muhalefet dili oluşturuyorlar. Muhalefet bütün siyasal sermayesini Erdoğan ve AK Parti karşıtlığına indirgiyor. AK Parti’nin ve Erdoğan’ın iktidardan düşürülmesi için siyaseten değer üretmeyen ne varsa ona sarılıyorlar. Bir taraftan siyasette kutuplaşmaya prim vermeyeceklerini söylerken bütün sermayelerini Erdoğan karşıtlığına indirgiyorlar.

Mevcut yatırımları durdurmak muhalefetin şu an için öne çıkan en önemli vaatlerinden biri. CHP bir önceki seçimde kendi çılgın projelerini açıklarken şimdi mega projeleri durdurmayı vaat ediyor.

Dolayısıyla muhalefet 90’lardaki bölünmüş, parçalanmış siyasal düzeni özlüyor. Kendi iktidar alanlarını ancak o döneme benzer bir siyasal ortamla koruyabileceklerini düşünüyorlar. Başkanlık sisteminde halktan yüzde 50’nin üzerinde oy alamayacaklarının farkındalar. Kriz üreten vesayetçi parlamentarizme dönme vaatleri bu yüzden.

Geniş toplum kesimlerinden oy almanın zorluğunun farkındalar. Geniş toplum kesimlerine siyaset üretmenin çok çalışmayı gerektirdiğini görüyorlar. Eskiden seçim kazanmasalar bile siyasetin, devletin ve vesayetçi düzenin gri alanlarından yararlanarak iktidar alanlarını koruyabiliyorlardı. Şimdi bu sistemde zor. Siyasette en azından kendi varlıklarını ve eski Türkiye’deki iktidar alanlarını korumak için güçlü bir iktidarın ve bu güçlü iktidarı sürekli hale getiren kurumsal bir siyasal sistemin olmasını istemiyorlar.

CHP’DEN HDP’YE BARAJ DESTEĞİ

Muhalefetin HDP’ye ve Demirtaş’a yönelik özel bir muhabbeti ve stratejisi var. Bununla muhalefet neyi amaçlıyor?

Cumhur İttifakı karşıtı muhalefet cumhurbaşkanlığı seçimleri için Abdullah Gül’ün adaylığına bağladıkları umutların bir benzerini şimdi milletvekilliği seçimlerinde HDP’ye bağladılar. Muhalefetin cumhurbaşkanlığı seçimlerinde iddiası kalmayınca motivasyonlarını milletvekilliği seçimlerine yoğunlaştırdılar. AK Parti’nin parlamentoda çoğunluğu kaybetmesinin yolunu HDP’nin barajı geçmesinde görüyorlar. Bir de AK Parti’nin muhafazakar Kürtlerden aldığı oyun düşmesini istiyorlar. Bunun için strateji geliştirmeye çalışıyorlar.

HDP’nin baraj üzerine taşınma projesinin bir ayağını CHP yürütüyor. Kılıçdaroğlu CHP’yi, Kemalist, ulusalcı ve Atatürkçü siyasal konumlanmadan sosyalist sol ve HDP siyasetine yaklaştırdı. İstanbul il başkanlığına HDP siyasetinden gelen Canan Kaftancıoğlu’nun seçilmesinde olduğu gibi, CHP yönetimine benzer ideolojik duruşa yakın siyasetçiler ağırlıkla dahil edildi. Kılıçdaroğlu da bu yeni konumlanmanın mimarıydı.

Ancak milletvekili listeleri hazırlanırken beklenmeyen bir şekilde Kılıçdaroğlu izlediği siyasetin tam tersi bir manevrayla sol sosyalist adayları dışarda bıraktı. İlhan Cihaner başta olmak üzere birçok siyasetçiyi tasfiye etti. Önce bu hamle tam anlamlandırılamamıştı. Ancak sonradan ortaya çıktı ki Kılıçdaroğlu bu tasfiye ile CHP’ye oy veren sosyalist sol kesimlerin HDP’ye gitmesini amaçlamış. Böylece HDP’nin baraj sorununun da ortadan kalkacağı düşünülmüş. HDP de bu plana uygun olarak adaylarının ağırlığını sosyalist ve Marksistlerden oluşturdu. Ancak burada planlananın tam tersi bir durum ortaya çıkabilir. O da SP üzerinden muhafazakar Kürt seçmene yönelik kurgulanan siyasette gizli.

SAADET PARTİSİ İLE MUHAFAZAKAR KÜRT OYLARI HEDEFLENDİ

SP demişken isterseniz CHP tarafından SP’ye bu aşırı ilginin siyasi anlamını da konuşalım. SP ve CHP’nin bu birlikteliğiyle ne amaçlanıyor?

Türkiye’de tarihsel olarak sağ ve sol arasında seçmen blokları açısından orantısız bir durum vardır. Yani siyasetin solu en fazla yüzde 30’dur. Sağ seçmen bloğu da yüzde 70 olduğu için sol siyasetten gelen bir partinin yeni sistemde yüzde 50 oy alması ihtimal dahilinde görülmemektedir. Çünkü yine tarihsel olarak biliyoruz ki bloklar arası oy geçişkenliği (sağ-sol) az, blok içi ise (sağdan sağa, soldan sola) yüksektir. Dolayısıyla küçük partilerle ittifak kurarak bu konumlanmayı kırmak istiyorlar. SP’nin sembolik karşılığından yararlanarak sağ ve sol ayrımını önemsizleştirmek istiyorlar.

Ama SP ile ilgili esas mühendislik siyaseti Kürt muhafazakar seçmenin oylarının kanalize olacağı bir parti arayışıyla ilgiliydi. Şöyle ki MHP ile ittifak yaptığı için muhafazakar Kürt seçmenin AK Parti’ye mesafe koyacağını varsaydılar. Ama diğer taraftan kendilerinin de İP ile ittifak yaptıklarını göz ardı ettiler. MHP’de eskiden siyaset yapmış “şahin kanat” şu anda İP’de siyaset yapıyor.

AK Parti’den uzaklaşacağını düşündükleri muhafazakar oylar için SP’yi aktörleştirmeye çalıştılar. SP genel başkanına “Anadilde eğitim haktır”, “Demirtaş serbest bırakılmalıdır” gibi sözleri tekrar etmesini tavsiye ettiler. Bunun üzerinden AK Parti’nin alacağı Kürt oylarının düşeceğini düşündüler.

Ama HÜDAPAR’ın seçimlerde Erdoğan’ı destekleyeceğini açıklamasında da görüldüğü gibi proje tutmadı. Şu anda HDP’nin radikal sosyalist Türkiye solundan ağırlıklı aday çıkarmasından dolayı belki HDP’ye oy veren muhafazakar Kürtlerin bir kısmının oyu SP’ye gidebilir. Bu da Cumhur İttifakı karşıtı muhalefetin HDP’yi baraj üzerinde tutma siyasetini aslında baltalayan bir sonuç üretir. Seçimlerde amaçladıklarının tam tersi bir sonuç çıkabilir.

Nebi Miş-Söyleşi
"Manifesto AK Parti’nin on altı yıllık iktidar tecrübesini 'kuruluş' ve 'diriliş' bağlamında ele alıyor. Yeni dönemi ise 'şahlanış' olarak adlandırıyor. Bu perspektifle yeni bir gelecek vaad ediyor."

ERDOĞAN VE CUMHUR İTTİFAKI’NIN KAZANACAĞINI DÜŞÜNÜYORUM

24 Haziran’da Türkiye’nin karşı karşıya kalacağı sonuç milletimizin önüne nasıl bir tablo koymuş olacak?

Seçimler bu atmosferde tamamlanırsa ben Erdoğan, AK Parti ve Cumhur İttifakı’nın seçimleri kazanacağını düşünüyorum. Dolayısıyla da cumhurbaşkanlığı ve meclis çoğunluğunu sağlayan bir seçim sonucu ortaya çıkması durumunda hızla Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçişi gerektiren kurumsal dönüşüm tamamlanacaktır. Ayrıca ekonomi ve yatırımlarla ilgili iktidar hızla yeni bir yol haritası belirleyecektir. Böyle bir tablo beş yıllık bir istikrarı gerektirdiği için toplumsal ve siyasal beklentiler ona göre uzun dönemli olarak konumlanacaktır. Son dönemdeki ekonomi ve diğer bazı alanlarda yaşanan sıkıntılar böylece daha iyi yönetilebilir hale gelecektir.

Ayrıca uluslararası çevrelerin Türkiye’ye yönelik olumsuz hamleleri güçlü bir iktidar yapısı ortaya çıktığında zayıflayacaktır. Konumlarını güncellemek zorunda kalacaklardır. Ancak seçimlerden çok parçalı bir meclisin çıkması durumunda tekrar erken seçim tartışmaları başlayacak ve yine yatırımlar, ekonomi vb. alanlarda beklentiler ertelenecektir. Dolayısıyla beklentimiz seçimlerin suhuletle ve hem mecliste hem de başkanlıkta beş yıllık bir iktidarı mümkün kılacak şekilde tamamlanmasıdır. Türkiye’de seçim kazanmak zordur. Ama aynı zamanda seçimler iyidir. Hayırlı olmasını temenni ediyorum.


Etiketler »