Kriter > Söyleşi |

"FETÖ Okulları Türk Okulu Değildir"


Türkiye Maarif Vakfı, Haziran 2016’da yurt dışında okul öncesinden üniversiteye kadar eğitim faaliyetleri yürütmek amacıyla kuruldu.

quot FETÖ Okulları Türk Okulu Değildir quot

Türkiye Maarif Vakfı, Haziran 2016’da yurt dışında okul öncesinden üniversiteye kadar eğitim faaliyetleri yürütmek amacıyla kuruldu. Türk kültür ve değerlerini kendi insanımızla tüm dünyada doğru biçimde temsil etmek ve Türkiye ile diğer ülkeler arasında sağlıklı iletişim köprüleri kurmak da vakfın vizyonu içinde bulunuyor. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra ise vakfın, Fetullahçı Terör Örgütü’nün uluslararası eğitim arenasında Türkiye açısından oluşturduğu riskleri bertaraf etme ve yol açtığı sıkıntılara çözüm sunma misyonu daha da öne çıktı. Bu bağlamda Türkiye Maarif Vakfı’nın Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Birol Akgün sorularımızı yanıtladı.

BİROL AKGÜN KİMDİR?

1968’de doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu. 1994-2000 arasında Case Western Reserve University’de MEB adına resmi burslu öğrenci olarak yüksek lisans ve doktorasını tamamladı. 2000-2011 arasında Selçuk Üniversitesi, 2011-2014 arasında da Necmettin Erbakan Üniversitesi’nde görev yaptı. Halen Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. “11 Eylül, Değişen Dünya Dengeleri ve Türkiye” başlıklı çalışmasıyla Milliyet 2002 Sosyal Bilimler Birincilik Ödülü’nü almıştır. Prof. Dr. Akgün evli ve iki çocuk babasıdır.

Öncelikle Türkiye Maarif Vakfı’nın kuruluşundan bahseder misiniz?

Haziran 2016’da yani 15 Temmuz darbe girişiminden bir ay önce kurulduk. Ama sanki 15 Temmuz sonrasında kurulmuşuz gibi bir algı var. Aslında burada 17-25 Aralık 2013 sonrasında başlayan uzun bir hazırlık aşamasının olduğunu söylemek lazım. Dolayısıyla Maarif Vakfı’nın sadece FETÖ ile mücadele için kurulduğunu söylemek yanlış ve eksiktir. FETÖ ile mücadeleyle elbette bir alakası var ancak devlet destekli güvenilir bir kurum eliyle yurt dışında eğitim faaliyetlerine girişilmesi belki de çok daha önce yapılması gereken bir faaliyetti. Zira bir ülkenin kendi içerisindeki eğitimin yönetimi nasıl önemliyse, milli hassasiyetler, milli kimlik ve güvenlik açısından ülke adına yurt dışına okul açılması da o kadar stratejik bir konudur ve bir şekilde mutlaka devletin denetim ve gözetimi içerisinde olmalıdır.

O zamanki adıyla Paralel Devlet Yapısı, daha sonraki adıyla FETÖ’nün yurt içi ve dışında yaygın bir eğitim ağı vardı. Bu eğitim ağlarının da eleman devşirmekten kendi amaçları doğrultusunda yurt içi ve dışındaki faaliyetleri organize etmeye kadar uzanan insani ve finansal bir altyapısı bulunuyordu. FETÖ uzun yıllar milletin iyi niyetini de kullanarak, sanki Türkiye ve devlet adına yurt dışında eğitim hizmetleri veriyormuş gibi bir algı oluşturdu ve bunu siyasilere dayattı. Yurt içi ve dışında propaganda yöntemleriyle yanlış bir illüzyon oluşturdu. Bu okullar dışarıda sanki Türkiye Cumhuriyeti devletinin okullarıymış gibi sunuldu. Bu doğru değildi zira özel sektör bile olsa Türkiye gibi bir ülkenin yurt dışı tanıtımı, özellikle eğitim alanında sadece dar bir gruba bırakılamazdı.

Maarif Vakfı’nın kurulması bu yaşanan acı olaylardan sonra esasen gecikmiş ama atılması gereken milli bir adım olarak görülmelidir. Ben bunu eksikliklerin telafisi konusunda düzeltici bir hamle olarak okuyorum. Bu nedenle bizim vakıf olarak ülkemiz ve milletimiz adına yükümüz ağır ve mesuliyetimiz çok büyüktür. Vakfın hedefi ise kanunda da belirtildiği üzere yurt dışında anaokulundan üniversiteye kadar her türlü örgün ve yaygın eğitim hizmetleri vermektir.

20 ÜLKEDEN FETÖ OKULLARINI ALDIK

Şu ana kadar ne tür çalışmalar yaptınız?

Türkiye Maarif Vakfı kurulur kurulmaz deyim yerindeyse kucağında bir dizi dosya buldu. Gerek 2013’ten beri gerekse 15 Temmuz sonrası biriken dosyalar... Malum, FETÖ’nün 15 Temmuz’daki darbe girişimi sonrası Türkiye’deki bütün kurumları kapatıldı. Aynı şekilde Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı yurt dışındaki diplomatik temsilcilerimiz vasıtasıyla ilgili devletlere bu yapının yurt dışı uzantılarıyla ilgili notalar verdi ve bu okulların Türkiye’nin kontrolünde olan Maarif Vakfı’na devredilmesini talep etti. Dolayısıyla bu konu hakkında ilgili devletlerden pek çok görüşme talebi geldi. On ay içerisinde yaklaşık altmış ülkeye heyetler gönderdik. Hala her hafta en az birkaç heyetimiz yurt dışında farklı devletlerle görüşmeye gidiyor. Bunlar genelde cumhurbaşkanı, bakanlar ve ilgili kurumlar düzeyinde oluyor. Bütün görüşmelerimiz Türkiye Cumhuriyeti’nin diplomatik misyonları vasıtasıyla gerçekleşiyor.

Biz bir eğitim vakfıyız ve öncelikli hedefimiz oradaki insanlara eğitim hizmeti götürmektir. Devletin siyaseten ve diplomatik olarak çözmek zorunda olduğu bu güvenlik sorununu siyaseten diplomatik misyonlarımız yönetiyor. Biz bu okulların devralınması noktasında dosya yeterince olgunlaşmışsa, devir teslim işlemini yürütmekle görevliyiz. Eğer ilgili ülkelerde FETÖ okullarının devir teslimine ilişkin sıkıntılar varsa o zaman biz alternatif plana geçiyoruz. Yani buralarda Türkiye Cumhuriyeti’ni gerçekten kendi personeliyle temsil eden Maarif Vakfı eliyle alternatif okullar açıyoruz. Ki gerçekten bunların Türkiye’yi temsil ettiğini insanlar görsün. Hakikaten bu çok daha etkili oluyor. Bu FETÖ okullarının hiçbirisi şu andan itibaren artık Türkiye Cumhuriyeti devletinin desteklediği ya da Türkiye Cumhuriyeti ile bağlantılı okullar değildir. Yerel halk ve ilgili devlet aslında bunu bizim vakfımızın oradaki faaliyetleri başlayınca daha iyi fark ediyor.

Çünkü FETÖ okullarının diplomalarını Türkiye artık tanımıyor. Halbuki oradaki insanlar bu okullara öğrencisini gönderirken Türkiye’nin okulu diye gönderiyordu. Dolayısıyla biz alternatif okul açtığımız zaman kamu algısı değişiyor. Yani bu anlamda Maarif Vakfı kendisinden beklenen fonksiyonu hakkıyla yerine getiriyor. Ülkesinde FETÖ okulu olup da bu okulları bize devretmeyi kabul edenlerle biz mutabakat antlaşması imzaladık ki bunlar diplomatik ve hukuki belgelerdir. Bu belgeyi şimdiye kadar imzalayan yirmi ülke var. Geri kalan otuz-kırk ülkeyle de müzakereler devam ediyor. Bazı dost ülkeler de farklı yol ve yöntemler izliyor. Örneğin kendi denetimine alma yani kamulaştırma veya tamamen kapatma yoluna da gidebiliyorlar.

İNSAN KAYNAĞIMIZ ÇOK GÜÇLÜ

Yurt dışı eğitim çalışmaları farklı nitelikte insan kaynağı gerektiriyor. İlgili ülkenin hukuku, siyaseti, sosyolojisi ve sosyal ağlarını bilecek elemanlara ihtiyacınız var. Bu ihtiyacı giderme noktasında ne tür çalışmalar yürütüyorsunuz?

Biz farkına varmıyoruz ama Türkiye’nin uluslararası bağlantıları aslında çok güçlü. Ticaret, eğitim ya da yaşamak amacıyla yurt dışında bulunan pek çok vatandaşımız var. Bunlar ciddi bir insan kaynağı havuzudur. Dolayısıyla şimdiye kadar yurt dışına gönderdiğimiz elemanların yüzde 90’ı eğitim kökenlidir. Burada da gerek Türkiye’deki özel eğitim kurumlarında gerekse Milli Eğitim Bakanlığında çalışan eğitici, idareci ve öğretmenler bizim doğal insan kaynağımızı oluşturuyor. Bir de atanamayıp da dışarıda olan ve niteliği bulunan -mesela dil bilen- arkadaşlar var. Buralardan da kendi sınavlarımız ve birtakım süreçler sonucunda eleman temin edebiliyoruz. Şimdiye kadar tıkandığımız olmadı ancak Frankofon dünyada -özellikle Fransızca ders anlatacak eleman bulma konusu biraz daha sıkıntılı. Ama geri kalan diller konusunda pek sıkıntı yaşamıyoruz.

İnsan kaynağına da yatırım yapıyoruz. Mesela Türkiye’de okuyan pek çok yabancı öğrenci var. Eğitim fakültelerinde okuyup da kendi ülkelerine dönecek olanlara ekstra burs verip onları kendi okullarımızda istihdam etmeye yönelik projeler geliştirdik. Türkiye’de mesela uluslararası İmam Hatip liselerinde kırk-elli ülkeden öğrenci var. Bunlar şimdi üniversite okumak istiyor. Türkiye Diyanet Vakfı’nın bursuyla gelmişler. Afrika’da bizim okullarımızda çalışmayı kabul edip sözleşme imzalar, eğitim fakültelerinde yönlendirdiğimiz bölümlere yerleşirlerse onlara üniversite eğitimi boyunca burs vereceğiz. Bunun karşılığında kendi ülkelerine hizmet edecekler. Bunun dışında nitelikli öğretmen olup da dil konusunda sıkıntısı olan arkadaşlara da küçük gruplar halinde gerekirse uzun dönemli sözleşme yaparak dil kursu takviyesinde bulunuyoruz.

Önümüzdeki dönemde eğitim fakültelerinde okuyan kaliteli son sınıf öğrencilerine benzer bir yatırım yapacağız. Onlara mezun olunca bir yıllık tezsiz yüksek lisans gibi bir program düşünüyoruz. Bu konuda YÖK ve bazı üniversitelerle bağlantı kurduk. Henüz resmileşmedi ama Karşılaştırmalı Uluslararası Eğitim yüksek lisans programı açılması talebinde bulunduk. Adaylar hem dil öğrenecek hem de uluslararası alanda eğitim sistemleri ve okulların nasıl işlediği ve uluslararası öğretmenliğin nasıl yapıldığına dair eğitim alacak. Bir-bir buçuk yıllık bir eğitim öngörüyoruz. Hatta eğitim fakültesini bitirmiş ama dilde sıkıntısı olanları yatılı okullarımızda belletmenliğe gönderebileceğiz. Mesela Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde okurken hem kendi hayatını kazanıp hem de dil öğrenen bir personele sahip olabileceğiz. Dolayısıyla şu anda bir geçiş sürecindeyiz. Gelecek birkaç yıl içinde kendi imkanlarımızla yetiştirdiğimiz çok geniş bir insan kaynağı havuzuna da ulaşacağımızı söylemek isterim. Bu Türkiye adına da büyük bir kazanım demektir.

TÜRKİYE’NİN BIRİKİMİNİ KULLANIYORUZ

Bu faaliyetlerin Türkiye için bir ilk olması dolayısıyla yurt dışı çalışma ve etkinliklerinde hukuki bakımdan mutlaka desteğe ihtiyaç duyuyorsunuzdur. Bu süreçler nasıl yönetiliyor?

Yurt dışında yeni bir birim açacaksak her ülkede mutlaka büyükelçiliklerimiz bünyesindeki hukuki birikimi kullanıyoruz, oralardan yardım alıyoruz. İkinci olarak da ilgili ülkede profesyonel hukuk birimleriyle çalışıyoruz. Hukuk bürolarından teknik anlamda yardım alıyoruz. Onların yönlendirmesiyle oradaki yapılanmamızı gerçekleştiriyoruz ki bir sorunla karşılaşmayalım. Aynı zamanda ilgili ülkenin içişleri veya milli eğitim bakanlığıyla görüşerek onların yol gösterdiği şekilde kuruluşumuzu tamamlıyoruz. Yani bu son derece diplomatik ve hukuki bakımdan profesyonelce yönetilmesi gereken bir süreçtir. Diploma denkliği ve akreditasyonun karşılanması için karşılıklı hukuki zeminin yaratılması lazım. Maarif Vakfı merkez birimimizde de artık küçümsenmeyecek ölçekte ciddi bir hukuk büromuz oluştu. Uluslararası alanda dil bilen, yurt dışı eğitimli genç kadrolardan bir ekip kurduk.

Yurt dışında eğitim bağlamında diğer ülkelerin iyi uygulamalarını takip ve transfer edebiliyor musunuz? Bu bağlamda destek aldığınız STK veya araştırma merkezleri var mı?

Daha Maarif Vakfı kurulurken bizden önce bu işlere girişmiş olan ülkelerin örneklerini inceledik. Mesela Alman, Fransız, Amerikan okulları sistemi var. Bunları ayrıntılı olarak ayrı ayrı masaya yatırdık. Diyelim ki Fransa’nın yurt dışı eğitimle ilgili eğitim ajansı hangisidir, nasıl kurulmuştur, hukuki yapısı nedir, dünyada kaç okulu vardır, bunlara ne kadar destek veriyor, uluslararası okul statüsünde mi yoksa yerel okul statüsünde mi kurulmuştur? Eğitim alanında uluslararası örnekleri ve trendleri yakından takip ediyoruz. Biz aslında Türkiye adına Maarif Vakfı olarak uluslararası eğitim sektörüne yeni girdik. Türkiye ilk defa bu anlamda devlet eliyle uluslararası eğitim sektörüne adım attı. Uluslararası örnekleri mutlaka yakından inceleyip sektördeki gelişmeleri takip etmek durumundayız. İşimizi profesyonelce yapmaya çalışıyoruz.

TÜRKİYE DOSTU İNSANLAR YETİŞTİRİYORUZ

FETÖ her ülkede ayrı bir strateji, söylem ve taktiğe sahip. Örneğin Malezya’da Müslümanlığı öne çıkarırken, Hollanda ya da Kanada’da çok kültürlülük ve dinler arası diyalog söylemini kullanıyor. ABD’de ise bu ülke toplumundaki eğilimleri gözeterek yeni bir dini hareket formunda -mesela Moon tarikatından esinlenerek- tasavvufi bir dil ile çağdaş unsurları birleştiren bir söylemle dikkat çekiyor. Maarif Vakfı, FETÖ’nün yurt dışındaki bu söylem, strateji, taktik ve networklarını analiz etme bakımından ne tür çalışmalar yapıyor?

Çok açık söyleyeyim; artık FETÖ ile ilgili bilinmeyen çok fazla bir şey yok. Bu konuda geçen yıla göre bilgi patlaması oldu denilebilir. Dolayısıyla artık amaçları, çalışma biçimleri ve stratejileri açığa çıktı. Bizim böyle özel stratejilere ihtiyacımız da yok. Bunun gereği de yok zira biz devlet adına kurulmuş şeffaf bir vakıfız ve gizli ajandamız olmaz. Bu anlamda Türkiye Cumhuriyeti’nin çizmiş olduğu politikalar çerçevesinde uluslararası alanda faaliyet gösteren bir kurum ve kuruluş olmak zorundayız. Devletin öncelik ve hassasiyetleri bizim de öncelik ve hassasiyetimizdir.

İkincisi gerek duruşumuz gerekse kaynaklarımız itibarıyla şeffaf bir kurumuz. Yani kim olduğumuz bellidir. Gittiğimiz yerlere büyükelçiliklerimizin aracılığıyla gidiyoruz. Yetiştirdiğimiz insanların Türkiye dostu olmasını arzu ediyoruz. Zaten böyle bir çalışma yaparken gittiğiniz ülkenin yerel diliyle eğitim verseniz bile seçmeli dersler itibarıyla Türk dilinin öğretilmesi, tarih, kültür ve geleneğinin oradaki öğrencilerle paylaşılması temel hedeflerimizdendir.

Üçüncüsü biz bir dini grup, bir cemaat ya da dini bir vakıf da değiliz. Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir vakfıyız. Dolayısıyla bu tür bir çalışmaya gerek yoktur. Onların neyi temsil ettiği ise 15 Temmuz gecesi ortaya çıkmıştır. Bütün dünya da bunu biliyor. Bu nedenle vakıf olarak onların söylemlerine bir karşı söylem üretmemize gerek yok. Türkiye ve Türk milleti neyi temsil ediyorsa biz onu temsil ediyoruz.

 

HER ÜLKEYE ÖZEL YÖNETİM MODELİ

Her ülkenin kendine has bir dokusu var. Farklı ülkelerde faaliyette bulunurken her ülkeye özel yönetim modeli, metot ya da strateji geliştirme süreçlerini nasıl yönetiyorsunuz?

Her ülkedeki model farklı olmak yani yerel olmak zorunda. Çünkü eğitim alanı bir ticari faaliyet alanı değildir; insan yetiştirir, zihniyet üretir, siyasal ve toplumsal sosyalizasyon sağlar. Dolayısıyla her ülkedeki eğitim bakanlıkları milli politikalar izler ve müfredatlar da buna göre dizayn edilir. Baktığınız zaman bugün uluslararası alanda uygulanan müfredatlar yüzde 80-90 yerli şartları taşır, taşımak zorundadır. Size kalan alan, kültür dersleridir ve onların ağırlığı da yüzde 12-20 arasındadır. Bunlar da seçmeli derslerdir. Müfredat dışındaki programlarla siz kendi renginizi vermeye çalışırsınız. Yerel programın olmadığı durumlar çok istisnadır. Onlar da uluslararası okul statüsündedir.

Bir ülkedeki okulun iki tür akreditasyonu vardır; eğer milli/lokal akreditasyonu yani orada alınan diplomanın o ülkenin diploması olarak kabul edilmesi için yerel müfredatı seçerseniz, yerel otoritenin o konudaki uygulamalarını dikkate almak zorundasınız. Eğer bunu dikkate almayacaksınız, uluslararası akreditasyon kuruluşları vardır, onlarla iş birliği yaparsınız. O zaman da uluslararası okul statüsünde bir okul kurmanız gerekir ki bu durumda da o okulun diplomasının yerelde kabul edilmeme riski bulunmaktadır. Sektörü regüle eden birtakım uluslararası akreditasyon kuruluşları var ve eğer onların prosedürünü uygularsanız bu kez de o uluslararası kuruluşların müfredatını, sınavlarını ve eğitim yöntemlerini kullanmak durumundasınız demektir. Eğitim ciddi bir uğraştır ve kalıcı olmak için yaptığınız işi ciddiye almak zorundasınızdır.

MAARİF VAKFI KENDİNİ İSPATLADI

Siz de bahsettiniz; Türkiye’nin yurt dışında gerçekten büyük bir gücü var. Mesela Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet Işleri Başkanlığı ya da Türk sivil toplum örgütlerinin personeli var. Bu kurumlarla resmi olarak bir iş birliği veya ortaklığınız var mı?

Milli Eğitim Bakanlığı dahil olmak üzere yurt dışında eğitim alanında faaliyet yürüten bütün kuruluşlarımızla çok yakın çalışıyoruz. Biz aslında kendimizi Milli Eğitim Bakanlığı camiası veya bakanlıktan ayrı görmüyoruz. Bakanlığın adeta yurt dışındaki bir uzantısı gibi yakın çalışıyoruz. Milli Eğitim Bakanlığının da yurt dışında yetmişe yakın okulu var. Bunlar daha çok Türk diasporasına yönelik ve büyükelçilikler bünyesinde eğitim yapıyor. Bunun dışında biz Yunus Emre, TİKA, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı ile çok yakın iş birliği içindeyiz. Zaman zaman bir araya gelip kendi aramızda bir nevi koordinasyon toplantıları yapıyoruz. Yani gece gündüz sürekli telefonlarımız birbirine açıktır. Bir A ülkesinde onların bir faaliyeti varsa bizim haberimiz olur, bizim faaliyetimiz olursa onların da haberi olur. Hepimiz aynı ülkenin kurumlarıyız, ayrı hareket etme lüksümüz yoktur.

Bu çalışmaları yaparken -bahsettikleriniz dışında- yönetimsel zorluk yaşıyor musunuz?

Türkiye ve yurt dışındaki kamu kurum ve kuruluşlarımız ve vatandaşlarımız Türkiye’deki yönetim sistemi içerisinde bizim nerede yer aldığımız konusunda bazen kafa karışıklığı yaşıyor. Kurum algımız yeni yeni oturuyor. Diyelim ki TİKA Başbakanlığa bağlı bir kuruluş ve devlet hiyerarşisi içerisinde yeri bellidir. Türkiye Maarif Vakfı bu anlamda TİKA gibi hatta Yunus Emre Enstitüsü gibi bir kuruluş mudur? Devletin bir birimi midir? Yoksa bağımsız bir STK gibi midir? Algılanması zor olabiliyor ve biz konumumuzu defalarca konuşarak anlatmaya çalışıyoruz. Artık bu anlamda en azından Ankara’daki merkez bürokrasisi ve Türkiye’nin yurt dışı temsilcilikleri bakımından Maarif Vakfı belli ölçüde bir yol aldı ve güçlü bir temsil kabiliyetine kavuştu. Ama geçiş sürecinde bir süre bu zorluğu yaşadık. Yaptığımız iş bir kamu hizmetidir. Türkiye Cumhuriyeti devleti ve milleti adına yurt dışı eğitim hizmeti veriyoruz. Önemli olan hizmetin gereği gibi yani profesyonelce yapılmasıdır. En zor dönemi geride bıraktığımıza inanıyorum. Türkiye Maarif Vakfı artık kendini ispatlamıştır. Bundan sonra temel felsefemiz olan tüm dünyada iyi ve güzel insanlar yetiştirme misyonumuzu daha güçlü şekilde yerine getirmeye devam edeceğiz.


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası