13 yılı iç savaş olmak üzere 61 yıllık Baas diktasından kurtulan Suriye; siyasal istikrar, egemenlik ve toprak bütünlüğü temelinde devleti yeniden inşa etmeye çabalıyor. Suriye için geçmişin yok sayılması veya unutulması mümkün olmadığı gibi yanlış ve tehlikeli bir yol da aynı zamanda. Toplumu rehabilite edecek ve siyasi geçişe katkı sağlayacak doğru yöntem, geçmişle adalet temelinde yüzleşmektir. Yüzleşmekten maksat, Esad rejiminin korkunç suçlarının açığa çıkarılması, sorumlu yapı ve kişilerin tasfiye edilip cezalandırılmasıdır. İşte bu hedeflere hizmet eden kurum, geçiş dönemi adaletidir.
Geçiş dönemi adaleti (GDA), iç savaş veya dikta yönetimlerinin ardından yeni bir düzen arayışına giren ülkelerde barışçıl rejimlere geçişin önemli bileşenlerinden biridir. Baskıcı idarenin faili olduğu veya cezasız bıraktığı sistematik hale gelmiş suçların ortaya çıkarılması, toplumun geçmişle yüzleşmesi, zararların giderilmesi ve böylece hukuk düzeninin yeniden tesis edilmesini amaçlar.
Devrimle gelen yönetimlerin, geçmişin suçlarından sorumluluk taşımadığı düşüncesiyle ve farklı önceliklerle hareket ederek GDA’yı ertelemesi veya ihmal etmesi söz konusu olabilir. Bu, her şeyden önce halk iradesine karşı sorumsuzluk anlamına geleceği için zaten kırılgan olan yeni idarenin devrimsel meşruiyetini erozyona uğratır. Yeni bir devlet inşa ederken ihtiyaç duyulan en temel iki husus, meşruiyet ve kamu otoritelerine karşı güvenin yeniden kazanılmasıdır. Bunların kitlesel mağduriyetlere kayıtsız kalan bir rejim altında hayatiyet bulması imkansızdır.
Dolayısıyla GDA, bu yönüyle siyasi istikrara da katkı sağlama potansiyeline sahiptir. Aksi takdirde geçmişin yükü bugünü de zehirleyecektir. Dikta rejiminin veya iç savaşın tarafları arasındaki çatışmaların yol açtığı mağduriyetler, toplumsal gerilimi ve güvensizliği hep diri tutacaktır. Bu da sosyal bölünmeleri derinleştirerek kurulmak istenen birlikte yaşama ve ortak gelecek idealine zarar verir.
Caydırıcılık Fırsatı ve Rövanşizm Tehlikesi
Ayrıca çatışmaların ve farklı grupların ağır insan hakları ihlallerinin nüksetmesi de ciddi bir risktir. GDA mekanizmaları bu konuda güçlü bir caydırıcılık mesajı taşır. Geçmişteki ihlallerin açığa çıkarılması ve siyasi, ekonomik veya sosyal statüsü ne olursa olsun sorumluların cezalandırılması, otoriteye duyulan güveni tahkim eder ve aynı eylemlerin tekrarlanması riskini azaltır. Tabii, bu kazanımların hepsi GDA’nın evrensel hukuk standartlarına uygun olarak yürütülmesiyle elde edilebilir. Yoksa, amacından uzaklaşarak geçmişle yüzleşmeye değil geçmişten intikam almaya yönelen, diğer bir ifadeyle rövanşizme kayan bir GDA süreci, yeni düşmanlıkların zemin bulmasına yol açarak sosyal barışı zehirler.
Gerçekten uluslararası örnekler GDA’ya ilişkin olumsuz dersler de sunuyor. Irak’ta Saddam Hüseyin sonrası izlenen “Baas’tan arındırma” politikası, Saddam rejiminin günahlarıyla yüzleşmeye hizmet etmediği gibi mezhep temelli tasfiye uygulamasına dönüşmüş, sosyal barışı yok ederek Irak’ı bölünmenin eşiğine getirmiştir. Aynı kaderi Muammer Kaddafi sonrası Libya da paylaşmıştır. Hakikat komisyonlarının etkin olduğu Tunus ve Güney Afrika, görece olumlu GDA süreçlerinin işletildiği ülkelerdir.
BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği de rövanşizm tehlikesine dikkat çekerek insan hakları ihlallerinin aydınlatılmasının geriye dönük bir hesaplaşma aracı olarak işlev görmemesi gerektiğini belirtiyor. Bu bağlamda Suriye’nin Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın göreve başlarken “rövanşist eylemleri önleyerek sosyal barışı korumayı” taahhüt etmesi ümit vericidir. GDA, sistemik sorunları açığa çıkarmayı hedefleyen mağdur ve kanıt merkezli bir anlayışla yürütülmelidir.
Suriye’de GDA
13 Mart’ta kabul edilen Geçici Anayasal Bildirge, Ulusal Diyalog Konferansı esaslarına uygun olarak son bölümünde GDA’ya yer vermişti. Bildirge, geçiş tecrübesi yaşayan diğer ülkelerde olduğu gibi hakikat komisyonu benzeri GDA mekanizmasının anayasal çerçevesini ortaya koyarken bunun mağdur merkezli olacağı ve istişareye dayalı olarak çalışacağını; şehit, gazi ve mağdurlar için hakikati ortaya çıkarıp adaleti tesis edeceğini belirtiyordu.
Bildirge, insan haklarına aykırı tüm olağanüstü yasaların ilgasını, halka karşı baskının aracı olan terörle mücadele mahkemelerinin (müsadere dahil olmak üzere) almış olduğu haksız kararların bütün sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılacağını, mülkiyet ve diğer haklara ilişkin olağanüstü tedbirlerin iptal edileceğini de hükme bağlamıştı.
Ayrıca savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve soykırım dahil olmak üzere Esad rejiminin işlediği tüm suçlar, yasaların geriye yürümezliği esasının dışında tutulmuştu. Anayasal Bildirge, Esad rejimini yasaklamış, rejimin ve sembollerinin övülmesinin, rejimin işlediği suçların inkarı veya meşru gösterilmesinin suç sayılıp cezalandırılacağını belirtmişti.
Bu anayasal temelin ardından nihayet 17 Mayıs’ta Ahmed Şara tarafından GDA ve Kayıp Şahıslar komisyonları kuruldu. Kayıp şahıslara ilişkin komisyonun görevi kayıpların akıbetini araştırmak ve zorla kaybettirme fiilini işleyenleri tespit etmektir. Kayıplar için münhasır bir mekanizma tesis edilmesi, kayıp Suriyelilerin sayısının 200 bine ulaştığı dikkate alındığında isabetli bir tercihtir.
GDA Komisyonu ise Esad rejiminin işlediği suçların ortaya çıkarılması, sorumluların ilgili kurumlarla iş birliği içinde hesap vermesinin sağlanması, mağdurların zararlarının giderilmesi ve toplumsal uzlaşının sağlanması ile görevlendirildi. İdari ve mali özerkliğe sahip olacak komisyonlara başkan atamaları da yapıldı. Başkanlar 30 gün içinde kendi iç düzenlemelerini yapıp çalışma gruplarını oluşturacaklar.
Uluslararası İş Birliği
Komisyonlar; GDA Komisyonunun görev alanının Esad rejiminin suçlarıyla sınırlı tutulması ve Meclis tarafından değil de Cumhurbaşkanı tarafından oluşturulmaları yönüyle eleştirilse de ihlal ve mağdur sayısı bakımından en büyük fail konumunda olan rejimin soruşturulması için yapılmış ilk somut girişim olması itibarıyla olumludur. Nitekim BM Suriye Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu ile BM Suriye’deki Kayıp Şahıslar Bağımsız Kurumu (IIMP) da bu adımı memnuniyetle karşıladıklarını açıkladı.
Soruşturmalar, hem GDA hem de kayıp şahıs komisyonlarının ciddi bir teknik çalışma yürütmelerini gerektiriyor. Delillerin tespiti, toplanması, korunması ve değerlendirilmesi önem arz ediyor. Bu, adli tıp ve kolluk alanında Suriye’nin bugün sahip olmadığı bir kurumsal kapasite ihtiyacı doğuracağı için uluslararası destek alınması söz konusu olabilir. Bu bağlamda komisyonlar, 2016’da kurulan Suriye’deki savaş suçlarının soruşturulmasına yardımcı olmakla görevli BM’nin Uluslararası Tarafsız ve Bağımsız Suriye Mekanizması (IIIM) ve IIMP ile etkin bir iş birliği kurmalıdır. Öte yandan GDA süreçlerinin başarıya ulaşması, belli bir finansal kaynak da gerektirir. Dolayısıyla Suriye bu anlamda uluslararası toplumun ekonomik desteğine ihtiyaç duyacaktır.
GDA’nın eksiksiz şekilde yerine getirilmesinin bir boyutu da Suriye dışına kaçmış rejim yetkililerinin adalet önüne çıkarılmasıdır. Bunların başında da şüphesiz halihazırda Rusya’da ikamet eden Beşar Esad geliyor. Suriye dışındaki şüphelilerin adalet önüne çıkarılması için; iade yoluyla Suriye’de yargılama, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yargılama ve insanlığa karşı suçlarda evrensel yargı yetkisine dayanılarak üçüncü ülkelerde yargılama şeklinde üç farklı yol takip edilebilir. Bu opsiyonların hukuki ve siyasi çerçevesi başka bir yazının konusu olacaktır.
