15 Nisan 2026’da Kahramanmaraş’ta 14 yaşındaki bir ortaokul öğrencisinin, eğitim aldığı okulda, babasına ait silahlarla 9 kişiyi öldürmesi ve 8 Eylül 2025’te İzmir’de 16 yaşındaki bir lise öğrencisinin babasına ait pompalı tüfekle polis merkezine saldırıp 2 polisi şehit etmesi gibi elim hadiseler, Türkiye’nin artık yeni bir fail tipini konuşmak zorunda olduğunu açıkça gösteriyor. Karşımızda bilindik anlamda bir terör örgütü yok ancak gerçekleştirilen eylemler, sosyolojik ve psikolojik yıkıcılık bağlamında tam anlamıyla birer terör eylemi hüviyeti taşıyor. Bu yeni dönemi, fiziksel sınırları aşan ve zihinleri hedef alan bir "dijital pandemi" olarak tanımlamak zorundayız.
Saldırganların Anatomisi: Asosyal Değil, “Diji-Sosyal”
Bugün karşı karşıya olduğumuz şiddet faili profilini doğru analiz edemezsek üretilecek politikaların tamamı boşa çıkmaya mahkumdur. Söz konusu vakalarda faillerin 13-17 yaş aralığında olduğu, aile bağlarının son derece zayıfladığı ve günün neredeyse tamamını dijital ekranda geçirdikleri görülüyor. Fiziksel olarak anne ve babalarıyla aynı çatı altında yaşayan bu nesil, ruhsal ve zihinsel dünyalarında tam bir “dijital yetimlik ve öksüzlük” hali içinde yaşıyor. Burada sıklıkla düşülen büyük bir yanılgı var. Yanlış bir şekilde bu gençler, "asosyal" olarak etiketleniyor. Fakat tam aksine yeni nesil, tüm sosyalleşme pratiklerini ve kimlik inşasını, ebeveyn gözetiminden yalıtılmış bu dijital dünyada gerçekleştiren yepyeni bir profil teşkil ediyor. Yani insanın en temel dinamiği olan “görülme” ihtiyacı, dijital pandemiyi besleyen unsur haline geliyor. Tüketim alışkanlıklarının merkezinde şiddet eğilimli YouTube videoları, kural tanımaz çevrim içi oyunlar ve sınırların belirsizleştiği animeler yer alıyor. Gerçek hayatta bir özne olarak görülmeyen genç, böylece dijital dünyanın anti-kahramanı oluyor.
Algoritmik Radikalleşme ve Dijital Eğitmenler
Sosyolojik teşhisi doğru koymak mecburiyetindeyiz. Bu dijital nesil, artık okullar, aileler veya geleneksel toplumsal kurumlar tarafından eğitilmiyor. Onların yeni öğretmenleri, küresel teknoloji şirketlerinin öneri algoritmaları.
Yeni medya platformlarının iç mantığı, kitleleri belirli duygu durumlarına hapsetmek üzere kurgulanıyor. TikTok, anlık haz ve dopamin döngüleri üzerinden bireyi uyuştururken; YouTube, öneri sistemleriyle kullanıcıyı adım adım daha uç ve radikal içeriklere çekerek bir "radikalleşme tüneli" oluşturuyor. Instagram, algıyı tamamen vitrin ve tüketim odaklı bir kimlik inşasına zorluyor, X (Twitter) ise etkileşimi maksimize etmek için öfke duygularını sürekli besliyor. Kriter Dergi’nin önceki sayılarında yayınladığımız analizler, bu algoritmaların kısa bir gözlem süresinde bile dijital kimlikleri nasıl manipüle ettiğini ve şiddeti nasıl sıradanlaştırdığını açıkça ortaya koymaktadır.
Bu bağlamda, Edirnekapı surlarında Semih Çelik tarafından işlenen vahşi cinayetler ile Kahramanmaraş ve İzmir’deki eylemler arasında korkunç metodolojik benzerlikler bulunmaktadır. Edirnekapı saldırganının Discord gruplarındaki "İncel" (istemsiz bekarlar) ideolojisiyle ve anime kültürüyle radikalleşmesi, dijital dünyanın dışlanmışlık hissini nasıl silaha dönüştürdüğünü göstermektedir.
Öte yandan, Kahramanmaraş saldırganı ile İzmir’de polis merkezine saldıran 16 yaşındaki E.B. arasındaki önemli bir ortak nokta, babalarıyla birlikte silah atış talimi yapmış olmalarıdır. 30 yaş üstü yetişkinlerin dahi dijitalle şekillenen bu yeni nesli anlamakta düştüğü acziyet, bu noktada trajik bir hal almaktadır. Bu iki örnekte; çocuklarıyla kopan iletişimi yeniden kurmak isteyen babalar, yeni neslin dünyasını anlayamadıkları için geleneksel ve son derece tehlikeli bir figür olan "silah" üzerinden bağ kurmaya çalışmış ve bu durum, çocuğun dijitalde maruz kaldığı şiddet virüsünü fiziksel eyleme dökmesini kolaylaştırmıştır.
Konvansiyonel Değerlendirmelerin İflası
Artan şiddet olayları karşısında toplumun ve konvansiyonel aklın ürettiği refleksler de gerçeği ıskalamaktadır. Sorunu fiziksel önlemlerle çözebileceğini düşünenler "okul güvenliği" argümanına sığınmaktadır. Oysa zihinsel olarak bu güdülenmeyi yaşayan bir çocuk, okulda güvenlik artırıldığında saldırıdan vazgeçmeyecektir. Aksine belki güvenlik noktasında oluşan yığılmayı fırsat bilerek eylemini orada veya okul dışında gerçekleştirecektir.
Yine benzer şekilde, suçu TV dizilerindeki kılıçlı, silahlı mafya sahnelerine veya gündüz kuşağı programlarına atmak da dijital pandeminin gerçekliğinden son derece kopuktur. Zira yeni nesil TV izlememekte, içerik tüketimini tamamen Netflix, Amazon Prime, HBO, Disney+, TikTok ve YouTube üzerinden gerçekleştirmektedir. TV’ye uygulanacak sansür, bu çocukların dünyasına temas etmeyecektir. Eğitim sistemindeki sorunsa iddia edildiği gibi ders saatlerinin yetersizliği değil, müfredatın yeni dijital topluma göre şekillenmemesidir. Bu yetersiz teşhisler de sonuçlar üzerinden önlem almaya çalışmak da nedenleri dönüştürmeye asla yardımcı olmamaktadır.

Bütünleşik Çözüm Stratejileri
Özetle karşımızda, algoritmaların zehirli kodlarına terk edildikçe zihni yozlaşan zombi bir nesil ve bu problematikten kaynaklanan terör eylemleri var. Çözüm, bu gerçeği reddetmekte değil, dijital çağın araçlarını devlet aklı ve aile sorumluluğu ile yeniden şekillendirmekten geçmektedir. Sadece aile ya da sadece devlet denetiminin yeterli olmadığı bu dijital sokaklardaki tehlikelere karşı toplumun bizzat kendisi, “kolektif ebeveynlik” bilincini kuşanmak zorundadır. Aksi takdirde, algoritmaların insafına terk ettiğimiz her genç, gelecekte toplumsal barışımıza yönelmiş birer pimi çekilmiş el bombasına dönüşmeye devam edecektir.
Bu dijital pandemiye karşı sonuçlar üzerine değil, doğrudan küresel platformların sömürü düzenine karşı radikal ve bütünleşik adımlar atılmalıdır. Eğer dijital şirketlerin sömürgesi olmayı reddediyorsak en değerli kaynağımız olan genç neslimizi korumak için bir dizi stratejik regülasyon hızlı ve kararlı bir şekilde hayata geçirilmelidir.
Öncelikle, eğitim sisteminde "bütünleşik bir dijitalleşme" modeline geçilmelidir. Dijital medya okuryazarlığı veya yapay zekâ, haftada bir saatlik seçmeli dersler olmaktan öte tüm müfredatın merkezine yerleştirilmelidir. Tıpkı tüm derslerin ana dilimiz Türkçe etrafında şekillenmesi gibi, dijital toplum etiği de matematikten fen bilimlerine kadar her disiplinin içinde bütünleşik olarak verilmelidir.
İkinci kritik adım, küresel firmaların Türkiye Cumhuriyeti’nin yasalarına ve içerik filtrelerine mutlak surette tâbi tutulmasıdır. Türkiye'ye yayın yapan uluslararası dizi-film ve video platformlarında (Netflix, Amazon Prime, YouTube, TikTok vb.) şiddet, cinsel içerik ve sapkın unsurlar barındıran yapımlar, katı bir filtrelemeden geçirilmelidir. Bu denetimi sağlayacak, tıpkı RTÜK gibi dijital içerikleri yaş sınırları ve pedagojik uygunluk açısından denetleyecek bağımsız bir "Dijital İçerik Regülasyon Kurumu" acilen ihdas edilmelidir. Bu kurum, içerikleri regüle edecek, yaptırım süreçleri ise Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) ve savcılıklar üzerinden yürütülmelidir.
Çocukların dijital oyunlara erişiminde "paydaş aile" kavramı yasal bir zemine oturtulmalıdır. Kahramanmaraş’taki okul saldırısının Roblox’ta planlandığı da göz önünde bulundurularak Pubg gibi şiddet temelli oyunlarda yaş sınırları kati biçimde uygulanmalıdır. Bir çocuk yaş sınırına uymayan bir oyun oynuyor ve radikalleşiyorsa, buna izin veren aile de hukuken sorumlu tutulmalıdır. Ailelerin denetimini boşa çıkaran finansal boşluklar da kapatılmalıdır. Ailelerinden para alamayan çocukların, başta üç harfli marketlerden olmak üzere hediye kartları alarak dijital mağazalarda diledikleri oyunu satın alabilmeleri engellenmeli, bu kartların ve benzer işlev gören İstanbulkart’ın dijital harcama seçeneklerine +18 yaş sınırı getirilmelidir.
Bu noktada BTK’nın "Çocuk SIM Kartı" uygulamasının yasal bir zorunluluğa dönüştürülmesi şarttır. 16 yaş altı çocukların kullanımında, işletim sistemine (iOS, Android) silinemez şekilde takip uygulamaları entegre edilmeli ve bu sistemi kullanmamak anne-baba için yasal bir yaptırıma bağlanmalıdır. Aile, çocuğunun yaş sınırını aşan bir uygulamayı yüklemesine onay verirse, bu bilgi aynı zamanda ilgili devlet rehberlik merkezlerine de bildirim olarak düşmelidir. Ayrıca, 16 yaşından küçük çocukların Discord, Telegram veya WhatsApp gibi yabancı menşeli mesajlaşma uygulamalarını kullanmaları tamamen yasaklanmalı, bunun yerine yerli alternatifler mecburi kılınmalıdır.
Küresel dijital platformların, Türkiye’deki kullanıcıların verilerini devasa birer açık kaynak gibi sömürmesinin de önüne geçilmelidir. Bu şirketler, topladıkları kişisel verilerle vatandaşlarımızın mikro profillerini çıkarmakta ve bu devasa veri setlerini kendi yapay zekâ modellerini eğitmek için fütursuzca kullanmaktadır. Kullanıcı verilerinin izinsiz işlenmesine ve algoritmik bir silaha dönüştürülmesine karşı katı kanunlar çıkartılarak bu ihlalleri gerçekleştiren küresel teknoloji şirketlerine tavizsiz ve son derece ağır yaptırım ve cezalar uygulanmalıdır.
Siber güvenliğin temeli olan T.C. kimlik numarası sistemi, baştan aşağı yeniden inşa edilmelidir. Hiçbir kurum veya şahsın, sabit T.C. kimlik numarası üzerinden doğrudan işlem yapmasına mahal verilmemelidir. İşlem bazlı veya kurum bazlı "süreli benzersiz referans kodu" üreten dinamik bir sisteme geçilmeli, böylece ana kimlik verisi görünmez kılınmalıdır.
Güvenlik boyutunda ise devletin siber istihbarat birimleri, internetin tüm kılcal damarlarını (haber siteleri, sözlükler, Telegram botları) anlık olarak filtrelemelidir. Sosyal medyada ve mesajlaşma uygulamalarında "bomba", "saldırı", "okul avcısı" gibi anahtar kelimeler ile bunların alternatif yazımları algılandığı anda güvenlik güçleri kırmızı alarma geçmelidir. Son olarak, tüm bu kısıtlayıcı adımların yanı sıra, ünlülerin, sanatçıların ve sosyal medya fenomeni olarak adlandırılan kişilerin gençleri dijital çağa hazırlayacak sağlıklı pedagojik içerikler üretmesi geniş şekilde desteklenmelidir. Bu suretle oluşturulacak dijital mahalle ile güvenli sokaklar ve duraklar tesis edilmelidir.
Mevcut dijital pandemiyi bitirmek, sonuçlar üzerine odaklanmakla değil nedenleri dönüştürmek ve yasal-pedagojik sınırları net olarak çizmekle mümkündür. Dijital toplum gerçeğiyle senkronize olmayan her çözüm önerisi, günü kurtarmaktan öteye gidemeyecektir. Alınacak tedbirlerin bedelleri olacaksa da hepsini göğüslemeye hazır olunmalıdır zira gençlerimizi küresel dijital şirketlerin sömürgesinden kurtarmak, yalnızca bir güvenlik politikası değil, Türkiye’nin beka meselesidir.
