Kriter > Dosya > Dosya / Teknoloji |

Yapay Zekâ ve İstihbarat Kıskacında Genesis Paradoksu: ABD’nin Yeni “Manhattan Projesi” Neden Gizli Kalamaz?


Manhattan Projesi büyük ölçüde kompartımantasyon sayesinde başarılı olmuştu. Bu durum, bir düğüm noktası ele geçirilse bile tüm projenin ifşa olmamasını sağlıyordu. Genesis Misyonu tam tersini, yani radikal bir merkezileşmeyi öneriyor. Eğer sofistike bir hasım veya içeriden ele geçirilmiş bir personel, bu platformun model ağırlıklarına veya eğitim verilerine erişirse, sadece bir bombanın planlarını çalmış olmayacak, Amerikan devletinin toplam bilimsel sezgisini de çalmış olacak.

Yapay Zek ve İstihbarat Kıskacında Genesis Paradoksu ABD nin Yeni
ABD Başkanı Donald Trump (Celal Güneş / AA, 21 Mart 2025)

Mark Twain’in deyişiyle, tarihin kafiyeli ilerlemek gibi bir huyu vardır. Ancak tarihin siyasetçilerin arzuladığı hassasiyetle tekerrür ettiği nadirdir. Beyaz Saray 24 Kasım 2025 günü Enerji Bakanlığı’nın on yedi ulusal laboratuvarını, federal veri setlerini ve özel sektörün süper bilgisayar gücünü, yapay zekâ odaklı “Amerikan Bilim ve Güvenlik Platformu” adı altında birleştiren kapsamlı bir Başkanlık Kararnamesi duyurdu. Bu projeye yaradılış ve köken anlamlarına gelen “Genesis Misyonu” ismini verdi. Misyon üzerine yapılan benzetmeler anlık ve kasıtlıydı. Kararnamenin “amaç” bölümü ve ABD yönetimine yakın isimler bu girişimi, İkinci Dünya Savaşı’nda ABD’nin atom bombası üretmeyi amaçlayan gizli askeri-bilimsel programdan ilhamla, fakat merkezine bu kez yapay zekâyı alan 21. yüzyılın “Manhattan Projesi” olarak çerçeveledi. Retorik oldukça cezbedici. Bir ülke, evrenin sırlarını bu kez nükleer füzyon çerçevesinden değil, yapay zekâ çerçevesinden çözmek için en parlak zihinlerini ve en derin kaynaklarını seferber ediyor.

Ancak bu analojiyi tarihsel açıdan kusurlu olduğu kadar, stratejik açıdan da yanıltıcı buluyorum. Manhattan Projesi, gizliliğiyle tanımlanmıştı. Gizliliğin hayatta kalmanın tek geçer akçesi olduğu bir kara kutu, bir gölge dünyasıydı. Genesis Misyonu ise tam aksine, şaşasıyla ve gösterisiyle ortaya sürülüyor. Zira Nvidia, AMD ve akademik kurumlarla yapılan ortaklıkları detaylandıran basın bültenleri ve idari emirlerle, adeta tantanayla duyuruldu.

Manhattan Projesi’nin yürütüldüğü Los Alamos’un sessizliği ile Genesis Misyonu’nun duyurulması arasındaki bu belirgin ayrışma, içine girdiğimiz tekno-politik çağın bir semptomunu ortaya koyuyor. Bu yeni çağda güvenlik, kinetik silahların sahipliğiyle olduğu kadar, hesaplamalı hegemonyanın yansıtılmasıyla da inşa ediliyor. Bu nedenle Genesis Misyonu bilimsel bir çaba olarak, ancak ayrıca bir sinyal olarak ortaya çıkıyor. Misyonun gerçek sonuçlarını anlamak için, üzerindeki abartıyı sıyırıp, meseleyi devlet-şirket ilişkileri ve istihbarat mimarisinin rasyonel merceğinden değerlendirmek durumundayız.

 

Caydırıcılık Temaşası

Bu noktada bir güvenlik araştırmacısının veya analistinin sorması gereken ilk soru şudur: Neden dünyaya ilan ediyorsunuz? Eğer amaç, yapay zekâda Amerikan üstünlüğünü tahkim etmek, Amerikan enerji hakimiyetini sağlamak veya nükleer stoku güvence altına almak gibi belirleyici bir stratejik avantaj geliştirmekse, geleneksel devlet aklının sessizliği dikte ettiğini unutmamak gerekiyor. Manhattan Projesi o kadar gizliydi ki, Başkan Yardımcısı Harry Truman başkanlık koltuğuna oturana kadar varlığından haberdar değildi.

Cevap, caydırıcılığın değişen doğasında yatıyor. Soğuk Savaş sırasında caydırıcılık kinetikti. Savaş başlıklarının fiziksel varlığına dayanıyordu. Bugün, tekno-politik kürede caydırıcılık, bilişsel ve altyapısal olarak beliriyor. ABD, Genesis Misyonu’nu duyurarak adeta bir “performatif hegemonya” uyguluyor. Pekin’e, Brüksel’e ve Moskova’ya, başka hiçbir devletin eşleşemeyeceği bir koordinasyon kapasitesine sahip olduğu sinyalini veriyor. Dolayısıyla misyonun şu anda görünen amacı, ABD’nin ulusal laboratuvarlar gibi egemen yeteneklerini Silikon Vadisi gibi piyasa hâkimiyetiyle etkili bir şekilde birleştirebileceğine dair bir mesaj vermek.

Kaçınılmaz hakimiyet algısı tekno-politik çağda başlı başına bir silahtır. Eğer hasımlar, ABD’nin bilimsel keşifleri otomatize etmenin, yani yıllar süren AR-GE'yi haftalara sıkıştırmanın eşiğinde olduğuna inanırlarsa, kendi stratejik hesaplamalarını değiştirmek zorunda kalabilir ve belki de beyhude bir yakalama oyununda kaynaklarını aşırı tüketebilirler. Bu noktada unutmamak gerekir ki gizlilik kabiliyeti saklar, ancak aleniyet hırsı silahlandırır.

 

Devlet-Şirket İlişkisi

Bu noktada 1940’lardan en kritik ayrışma, özel sektörün rolünde yatıyor. Manhattan Projesi devlet tekelindeydi. Gösteriyi ABD Ordusu Mühendisler Birliği yönetiyordu, DuPont ve diğerleri, yükleniciydi ancak efendi tartışmasız bir şekilde devletti. Genesis Misyonu ise modern devlet-şirket ilişkilerinin karmaşık karşılıklı bağımlılığını gözler önüne seriyor.

Başkanlık Kararnamesi, Enerji Bakanlığı’nı özel sektördeki inovatif unsurlarla iş birliği yapmaya yönlendiriyor. Bu durum yeni bir gerçekliği itiraf ediyor. Devlet artık hesaplama araçları üzerinde tekele sahip değildir. Ulusal Laboratuvarlar, Frontier veya Aurora gibi dünya standartlarında süper bilgisayarlara sahip olsa da yapay zekâ donanımının hızlı yineleme kapasitesi ve temel modellerin geliştirilmesi özel sektör tarafından yönlendirilmektedir. Devletin Nvidia’nın çiplerine ve OpenAI’ın mimarilerine duyduğu ihtiyaç, bu şirketlerin devletin enerji altyapısına ve düzenleyici korumasına duyduğu ihtiyaç kadardır.

Bu durum, 20. yüzyılın askeri-endüstriyel kompleksinden çok daha geçirgen bir “tekno-politik kompleks” oluşturmaktadır. Bu geçirgenlik yapısal bir zafiyettir. ABD özelinde devlet, en hassas bilimsel verilerini özel sektörün yapay zekâ mimarileriyle entegre ettiğinde, Los Alamos’ta var olmayan sadakat, fikri mülkiyet ve kurumsal casusluk değişkenlerini denkleme dahil eder. Böylece ulusal güvenliğin bilişsel katmanını, birincil sadakati kamu yararına değil, hissedar değerine olan yapılara fiilen “outsource” eder.

ABD yapay zeka

Bir İstihbarat Kâbusu: Merkezileşme

İstihbarat perspektifinden bakıldığında, federal hükümet genelinden verileri bir araya getiren kapalı devre bir yapay zekâ deney platformu olan Genesis Misyonu’nun mimarisi, insanı ürkütüyor. “Amerika’nın... geniş bilimsel verilerini tek bir iş birlikçi sistemde birleştirme” önerisi, istihbarata karşı koymanın temel kuralı olan kompartımantasyona meydan okuyor.

Manhattan Projesi büyük ölçüde kompartımantasyon sayesinde başarılı olmuştu. Los Alamos’ta fünyeler üzerinde çalışan bir fizikçinin, Oak Ridge’de gerçekleşen uranyum zenginleştirmesinden haberi yoktu. Bu durum, bir düğüm noktası ele geçirilse bile tüm projenin ifşa olmamasını sağlıyordu.

Genesis Misyonu tam tersini, yani radikal bir merkezileşmeyi öneriyor. Nükleer verileri, kritik malzeme araştırmalarını ve biyoteknolojik verileri tek bir entegre “Amerikan Bilim ve Güvenlik Platformu”na yükleyerek, benzeri görülmemiş büyüklükte bir tekil zafiyet noktası oluşturuluyor. Eğer sofistike bir hasım veya içeriden ele geçirilmiş bir personel, bu platformun model ağırlıklarına veya eğitim verilerine erişirse, sadece bir bombanın planlarını çalmış olmayacak, Amerikan devletinin toplam bilimsel sezgisini de çalmış olacak.

Dahası, yapay zekâ modelleri herkesin bildiği üzere veri zehirlemesi ve hasmane saldırılara karşı hassastır. Eğer bir hasım, Genesis platformuna beslenen veri setlerini ince bir şekilde bozarsa, örneğin füzyon araştırmaları için kullanılan bir veri setindeki malzeme özelliklerini değiştirirse, Amerikan bilimini on yıl boyunca başarısızlıklarla dolu bir çıkmaza sokabilir. Dolayısıyla ABD keşfi otomatize etme telaşındayken, kendi aldanışını otomatize ediyor olabilir.

 

Termodinamiğe Karşı “hype”

Güvenlik mimarisinin ötesinde, projenin vaatlerinin uygulanabilirliğini de değerlendirmek gerekiyor. ABD yönetimi, Genesis Misyonu’nun Amerikan biliminin üretkenliğini ikiye katlayacağını ve enerji hakimiyetine yol açacağını iddia ediyor. İşte burada, tekno-politik anlatı termodinamik gerçeklikle çarpışıyor.

Genesis Misyonu, devasa yapay zekâ ajanlarının ve temel modellerin konuşlandırılmasına dayanıyor. Bu modeller, doymak bilmez enerji tüketicileridir. Enerji hakimiyeti için başlatılan bir misyonun, çalışmak için muhtemelen küçük bir ulusun enerji tüketimine ihtiyaç duyacak olması derin bir ironi olarak karşımızda duruyor. ABD elektrik şebekesi halihazırda veri merkezlerinin çoğalmasıyla gerilmiş durumda. Bu tabloya Genesis’in getireceği hesaplama yükünü eklemek, düzenleyici kurumların şu anda onaylamaya hazır olmadığı bir ölçekte, acil ve yerelleştirilmiş (muhtemelen nükleer) enerji üretimini gerektirecektir.

Dahası, yapay zekânın bilimi otomatize edebileceği önermesi, bilimsel sorgulamanın doğasını yanlış anlamaya tekabül ediyor. Yapay zekâ olasılıksal bir motor olarak kabul edilebilir. Bilinen dağılımlar içindeki örüntüleri tanımada mükemmeldir. Bilimsel keşif ise tanımı gereği bilinmeyenin yakınında var olmakta ve genellikle mevcut örüntülere meydan okuyan sezgisel sıçramalar gerektirmektedir. Yapay zekâ bilinen bir kimyasal süreci optimize edebilir, ancak otonom olarak Nobel seviyesinde fizik atılımları üretebileceği iddiası, bu aşamada bilimsel bir olasılıktan ziyade bir stratejik iletişim halüsinasyonu olarak görünüyor.

 

Tekno-Politik Risk mi?

Esasında Genesis Misyonu ikinci bir Manhattan Projesi olmaktan çok uzak. Tamamen yeni bir olgu, tekno-politik bir zar atma eylemini andırıyor. Misyon, parçalanan bir dünyada hegemonyayı sürdürmek için devletin egemen gücünü piyasanın çevikliğiyle kaynaştırma girişimi olarak kabul edilebilir.

Gizlilikten yoksun oluşu günümüzün caydırıcı mantığının bir özelliği. Ancak bu açıklık, verilerin merkezileştirilmesi ve özel sektöre bağımlılıkla birleştiğinde, 1945’in mimarlarının asla düşünmek zorunda kalmadığı zafiyetleri beraberinde getiriyor.

Sırça bir köşk inşa edilip ona kale deniliyor. Genesis Misyonu, bilimsel keşifleri gerçekten hızlandırabilir, ancak aynı zamanda en kritik entelektüel varlıkların ifşasını da hızlandırır. İstihbarat dünyasında, eğer her şeyi merkezileştirirseniz, herhangi bir şeyi saklama yeteneğinizi kaybedersiniz. Amerika Birleşik Devletleri, hasımlarının çalabileceğinden daha hızlı koşabileceğine dair bir bahis oynuyor. Bu oyun dijital casusluk çağında, oynanması çok tehlikeli bir bahis olarak ABD stratejik yönetiminin karşısında duruyor.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası