2025 Eylül’ünde İzmir’de 16 yaşındaki bir genç, polis karakoluna silahlı saldırı düzenledi. Olayın ardından yapılan tahkikatta, saldırganın radikalleşmesinde büyük ölçüde internet içeriklerinin rol oynadığı ortaya çıktı. Uzmanlar, geçmişte de örgütlerle fiziki bağı olmadan ya da zayıf bağı olmasına rağmen ideolojik motivasyonla şiddete yönelen bu “yalnız kurt” vakalarının artışında YouTube gibi dijital platformlardaki içeriklerin belirleyici rol oynadığını vurgulamışlardı. Bu bağlamda kritik bir soru ortaya çıkıyor: YouTube’un öneri algoritması, Türkiye’de dindar-sağ eğilimli gençleri farkında olmadan marjinal anlamda radikalleştiren bir dijital toplum mühendisliği aracı olarak mı işliyor?
Dijital Radikalleşme Tehlikesi
YouTube algoritmasının, kullanıcıları aşama aşama daha uç içeriklere yönlendirdiği uzun süredir tartışılıyor. Christchurch saldırısını gerçekleştiren Brenton Tarrant, soruşturmada ilham kaynağının YouTube olduğunu itiraf etmişti.[1] Yeni Zelanda başbakanı da radikalleştirmenin kaynağının platformun algoritması olduğunu belirtmişti.[2] Benzer biçimde, 2011’de Norveç’te 77 kişinin hayatını kaybettiği saldırının faili Anders Breivik’in, eyleminden uzun süre önce internet ortamındaki ırkçı ve aşırı sağ çevrelerle temas kurduğu, manifesto ve videolar yoluyla bu şiddet ideolojisini benimsediği ve yaymaya çalıştığı bilinmektedir. Akademik çalışmalar da sağ eğilimli kullanıcılar için önerilen videoların önemli bir kısmının aşırı uç ideolojilere ait olduğunu gösteriyor.[3] Kısacası bu örnekler, YouTube algoritmasının farklı ideolojilerdeki kullanıcıları uç noktalara adım adım yaklaştırabildiğini ortaya koyuyor. YouTube, her ülkede farklı baskı noktalarına göre içerik dağıtım ve görünürlük algoritmalarını uyarlıyor.
Türkiye özelinde ise özellikle dini motifli marjinal radikal içeriklerin gençler arasında hızla yayıldığı gözleniyor. YouTube’daki bazı Selefi vaizler mevcut sosyopolitik düzeni “tağut” kavramı ekseninde tanımlayarak, cihat ve şehitlik gibi teolojik unsurlar üzerinden şiddet eylemlerine meşruiyet kazandıran bir dil inşa etmektedir. Bu içeriklerde ölüm ve şehitlik temalarının Türkiye içinde romantize edilmesi, devlet kurumlarına yönelik silahlı mücadelenin kutsanmasına ve bireysel radikalleşme süreçlerinin tetiklenmesine zemin hazırlayabilmektedir. Gençler hiçbir denetim olmadan internet ortamında bu tür propaganda içerikleriyle kolayca karşılaşabiliyor. Bütün bu nedenlerle, saf bir dini merakla yola çıkan bir genci YouTube algoritması hızla radikalleştirebilir mi sorusunu sormak, kaçınılmaz hale geliyor.
Deneysel Araştırma Yöntemi
Araştırmamız için, İslam’a merakı olan ancak şiddet yanlısı olmayan muhafazakâr genç profilleri (persona) oluşturduk. Üç farklı telefon ve sıfırdan açılmış lokasyonları farklı arama geçmişleri olmayan temiz birer YouTube hesabıyla bir hafta boyunca günlük dini içerik sorgulamaları yaptık (örneğin “İslam nedir?”, “şeriat ne demek?”, “şehitlik nedir?” “cihad nedir?” gibi). İlk çıkan videoları izledik ve her videodan sonra önerilen yeni videolara tıklayarak devam ettik. Böylece algoritmanın kullanıcının izleme geçmişine göre hangi içerikleri önerdiğini günbegün gözlemleyip kaydettik.
Başlangıçta izlenen videolar daha ılımlı dini sohbetler ve temel dini bilgiler içeriyordu. Ancak ilerleyen günlerde önerilen içeriklerin sertliği kademeli olarak arttı. Bir haftanın sonunda persona’nın izleme geçmişi oldukça “uç” bir noktaya “tağut ile mücadeleye” ulaşmıştı. Bu aşamada arama stratejimizi değiştirip “tağut ile mücadele” aramalarını yaptık bir süre sonra da izlediğimiz videoların ışığında “silah yapımı”, “bomba yapımı” “kullanımı” veya “tağutla nasıl mücadele edilir” gibi personaların izlediği videolarla uyumlu terimlerle aramalar yaptık. Amacımız algoritmanın bu profildeki bir kullanıcıya pratik şiddet içerikleri sunup sunmayacağını test etmekti. Bu metodolojiyle, masum bir merakla yola çıkan bir kullanıcının kısa sürede nasıl bir radikalleşme döngüsüne sürüklenebileceğini adım adım test etmiş olduk.
Önerilen İçeriklerde Radikalleşme Döngüsü
İlk birkaç günde önerilen videolar dengeli ve ılımlıydı. Tanınmış vaizlerin sohbetleri, ilmihal anlatımları ve Kur’an tefsirleri çoğunluktaydı. Ancak ikinci ve üçüncü günlerde algoritma izlenen videolarla persona’nın profilini öğrenerek önerileri sertleştirdi. Üçüncü gün sonunda ana sayfada Selefi ekolden vaizlerin içerikleri baskın hale gelmişti. Videolarda mevcut düzen “tağut” olarak eleştirilip gerçek müminlerin buna karşı çıkması telkin ediliyordu.
Dördüncü ve beşinci günlerde önerilen videolar daha da uçlara kaydı. Karşımıza Türkiye’de Selefi çizgide tanınan ve geçmişte radikal propaganda nedeniyle tutuklanmış vaizlerin sohbet videoları çıktı. Ayrıca şiddet yanlısı görüşleriyle bilinen bir vaizin videoları da sürekli olarak önerildi.
Bir haftanın sonunda öneri listesi neredeyse tamamen tek bir ideolojiye odaklanmıştı. Fakat biz deney boyunca “DEAŞ” veya “el-Kaide” gibi terimleri hiç aramamıştık, sadece algoritmanın önerdiği videolarla ilerlemiştik. Bu durum, algoritmanın ne kadar güçlü bir yankı odası oluşturabildiğini gösteriyor.
YouTube, izleme geçmişimize göre persona’ya Selefi bir kimlik atadı ve önerilerini tamamen buna göre şekillendirdi. Böylece kullanıcı geleneksel İslam içerikleri yerine giderek daha uç videolarla karşılaştı. Algoritma her aşamada ilgi eşiğini biraz daha aşırı bir noktaya kaydırdı. Gözlemlerimiz, sosyal medyada bahsedilen “filtre balonu” etkisinin YouTube’da da geçerli olduğunu gösterdi.[4] Kullanıcı, benzer düşüncedeki içeriklerle kuşatıldıkça giderek daha ekstrem görüşleri normal görmeye başladı.
Sol Eğilimli İçerik Deneyi
Benzer bir yöntemle adalet ve eşitlik kavramlarına meraklı, toplumsal konulara ilgi duyan ancak şiddet yanlısı olmayan bir sol görüşlü genç persona ile de deney yaptık. Sıfırdan açılan bir hesapla “sosyal adalet”, “eşit toplum” “sol nedir” ve “Türkiye’de sol düşünce” gibi genel sol içerikli aramalar yaptık. İlk çıkan videolar toplumsal eşitsizlikleri, emek haklarını anlatan eğitimsel içerikler veya ana akım sol söylemlerdi. Bu videoları izleyince YouTube’un ana sayfası da benzer, dengeli sol içerikler gösterdi. Bir haftalık süreçte, sağ personalar’da gözlenen uçlara yönelim sol persona’da yaşanmadı. Öneri listesinde DHKP-C veya MLKP gibi radikal sol örgütlerin videoları yer almadı. Önerilen içerikler; eşitsizlik, emek mücadelesi ve tarihsel sol liderler gibi ana akım konularda kaldı.
Bu karşılaştırmalı sonuç, YouTube algoritmasının Türkiye’de bazı ideolojileri diğerlerine kıyasla daha uç noktalara taşıyabildiğini gösteriyor. Sağ-muhafazakâr içeriklerde kısa sürede belirgin bir radikalleşme görülürken, benzer bir süreç sol içeriklerde yaşanmadı. Bu fark, radikal sol içeriklerin platformda daha az yer bulması veya algoritmanın etkileşim dinamiklerinden kaynaklanıyor olabilir. Yine de bu bulgular, özellikle dini-sağ ekseninde radikalleşme riskinin Türkiye’de daha yüksek olduğunu işaret ediyor.
Algoritma Bir Toplum Mühendisliği mi?
Araştırmamız, algoritmanın Türkiye’deki sağ-dindar-muhafazakâr gençleri çok kısa sürede radikalleştirebileceğini ortaya koyuyor. Eğer bir haftada aşırı ideolojilere maruz kaldıysak, aylardır benzer içerikler tüketen bir gencin dönüşümünü düşünmek bile ürkütücü. Nitekim son dönemde Türkiye’de yaşanan şiddet olaylarının birçoğunda internet odaklı bir radikalleşme gözlenmişti. Bu durumda esas soru şu: YouTube algoritması bunu bilerek mi yapıyor?
Resmi açıklamalara göre algoritmanın tek amacı kullanıcıyı mümkün olduğunca uzun süre platformda tutmak. Ancak pratikte daha çok dikkat çeken kışkırtıcı içerikler, izlenme süresini artırdığı için algoritma bu tür uç içerikleri öne çıkarıyor. Yani sistemin yapısı gereği sansasyonel içerikler ılımlılara kıyasla daha avantajlı hale geliyor, bu da radikalleşme sürecini besliyor.
Platformlar için kutuplaşmış ve fanatik kullanıcı kitlesi daha fazla izlenme demek. Çarpıcı içerikler gençleri daha uzun süre platforma bağlıyor ve bu da reklam gelirlerini artırıyor. Christchurch saldırısından sonra YouTube, yoğun eleştiriler üzerine algoritmasında değişiklikler yapacağını duyurmuştu ki bu bile sorunun varlığının bir ölçüde kabulü sayılabilir.[5]
Önerilen videolar dizisi ise izleyicide giderek artan bir “adaletsizlik duygusu” ve “öfke” oluşturuyor. “Müslümanlar zulüm altındayken sen ne yapıyorsun?” temalı içerikler, dini hassasiyeti yüksek bir genci duygusal bir kırılma noktasına getirebiliyor ve ardından sunulan “çözüm” silahlı mücadele oluyor. Gerçek hayatta da İzmir’deki saldırıda genç, babasının tüfeğini alıp polisleri vuracak noktaya gelmişti. Basına yansıyan bilgiler ışığında, saldırganın defalarca ailesine “kâfir” dediği ve silah kullanımını internetten öğrendiği ortaya çıktı. Ayrıca saldırganın Google aramalarında “'18 yaş altına 12 kalibre fişek satılır mı?, sülfirik asit, iş gören poligon, karakol baskını, dünyadaki konserlere yapılan terör saldırıları, Buca konserleri, Eylül ayı Balçova konserleri, Suruç patlaması, Ankara gar patlaması, saldırı tipi el bombası, fuardaki konser nerede?, polis merkezinde cephanelik var mı?, İzmir konserleri, polisler herhangi bir ihbara kaç kişi gider?..." gibi kan donduran bir geçmişi bulunuyordu.[6] Yani örgüt bağı olmasa bile dijital propaganda, gençleri şiddete yöneltebiliyordu.
Burada bir başka gerçeklikle de karşı karşıya geliyoruz. Radikalleşme ile mücadele artık geleneksel asayiş ya da güvenlik konseptleriyle önlemenin ötesine geçmiş durumdadır. Bundan böyle bilgi ve bilinç durumlarımızı belirlemeye başlayan algoritmalar üzerine de kafa yorulması gerekiyor. Araştırmamız, dijital platformların algoritmalarında şeffaflık sağlaması ve içerik güvenliğini öncelik haline getirecek düzenlemeler yapılması gerektiğini gösteriyor. Zira YouTube gibi platformların yeni neslin gayriresmi eğitim alanı haline gelmesiyle birlikte oradaki içerikler de artık ülkeler için bir ulusal güvenlik meselesine dönüşmüştür.
Sonuç: Dijital Platformları Sorumlulukla Şekillendirmek
Deneysel bulgularımız, YouTube öneri algoritmasının bir genci çok kısa sürede radikal görüşlerle sarabileceğini açıkça göstermektedir. Masum bir arayışla başlayan persona, algoritma sayesinde adım adım şiddet yanlısı bir içerik balonuna hapsedildi. Bu süreç o kadar sistematik işledi ki sonunda genç kendisini bir terör örgütünün ideolojisini benimsemiş ve eyleme hazır halde buldu. Yeni dönem “yalnız kurt” vakalarının ardında büyük ölçüde bu dijital yönlendirmelerin etkisi bulunuyor.
YouTube, kullanıcıya en fazla etkiyi yapacak içerikleri sunarak reklam geliri elde ediyor ancak bunun topluma bedeli ağır oluyor. Bulgularımız, dünya genelindeki benzer araştırmalarla da uyumlu bir şekilde, algoritmaların kullanıcıları uç noktalara taşıma eğiliminde olduğunu gösteriyor. Türkiye örneği ise özellikle dini motifli radikalizm konusunda acil önlem ihtiyacını ortaya koyuyor.
Bu noktada yapılması gerekenler açıktır. YouTube gibi platformların algoritmaları şeffaf ve denetlenebilir olmalı, aşırı radikal içerikler etkin biçimde filtrelenmelidir. Gençlere dijital okuryazarlık ve eleştirel düşünme becerileri kazandırılmalı, aileler ve eğitimciler çocukların internet aktivitelerini takip ederek radikalleşme belirtilerini (dilde ani değişim, aşırı söylemler, izolasyon vb.) erken dönemde fark etmelidir. Tabii bir de Diyanet İşleri Başkanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve ülkenin teknolojiyle ilgili kurumları birlikte hareket ederek algoritma sömürgeciliğinin oluşturduğu yalnız kurt ve radikalleşme vibe’ına karşı ortak hareket etmelidir. Bu anlamda küresel şirketler, şiddeti meşru alana çeken içeriklerin filtrelenmesi konusunda ulus devletlerin egemenlik haklarını tanımalıdır. Ayrıca birçok ülke, çocukların ve gençlerin sosyal medyaya erişimini sınırlandırmaya yönelik düzenlemeler hayata geçirmektedir. Örneğin Kasım 2025’te Avustralya, sosyal medya kullanımı için 16 yaş sınırı uygulamasını başlatmıştır. Benzer şekilde, Türkiye’de de sosyal medya kullanımı için 16 yaş sınırının getirilmesi gerekmektedir. Aksi halde YouTube’un öneri algoritması nedeniyle daha fazla genç kaybolabilir ve bir kısmı şiddet eylemleriyle kendilerine ve topluma zarar verebilir.
Not: 15 sayfalık rapor ve 3 saate varan ekran kayıtlarımızın bulunduğu araştırmamız hukuki nedenlerden dolayı şimdilik yayınlanmayacaktır.
[1] The Associated Press, “Report finds lapses ahead of New Zealand mosque attack”, (08.12.2020). https://apnews.com/article/intelligence-agencies-shootings-brenton-tarrant-new-zealand-new-zealand-mosque-attacks-d8217fa30fe4eeba45fb001b77857385
[2] The Guardian, “Jacinda Ardern calls for ‘ethical algorithms’ to help stop online radicalisation”, 15.05.2021. https://www.theguardian.com/world/2021/may/15/jacinda-ardern-calls-for-ethical-algorithms-to-help-stop-online-radicalisation
[3] International Centre For Counter-Terrorism – The Hague, “The Christchurch Attack Report: Key Takeaways on Tarrant’s Radicalization and Attack Planning”, 2020.
[4] Emrah Atila, “Herkese Aynı “Sana Özel”: X Algoritmasının Siyaset, Etkileşim ve Dezenformasyon Sınavı”, Kriter Siyaset, Toplum ve Ekonomi Dergisi, Ocak 2026, Yıl: 10, s. 82-84.
[5] The Guardian, “Facebook and YouTube defend response to Christchurch videos”, (19.03.2019). https://www.theguardian.com/world/2019/mar/19/facebook-and-youtube-defend-response-to-christchurch-videos
[6] Sabah, İzmir'deki karakol saldırısında 3 polisi şehit etmişti! Eren Bigül’ün google aramaları kan dondurdu”, (14.01.2026). https://www.sabah.com.tr/yasam/karakol-saldirisi-iddianamesinde-sehidimiz-detayi-saldirganin-dikkat-ceken-google-aramalari-7503756
