Kriter > Dış Politika |

Kendi Devletine Karşı: Netanyahu’nun Güvenlik Bürokrasisiyle Savaşı


Önce hava kuvvetleri, sonra donanma, özel kuvvetler derken son olarak istihbarat birimlerinin üst düzey yetkilileri de basında yazdıkları mektuplarla yer aldı. İsrail ordusunun elit istihbarat birimlerinden olan Birim 8200’den yaklaşık 250 yedek asker, hava kuvvetleri pilotlarına desteğini açıkladı. Açıklamalara bakılınca hepsindeki ortak vurgu Başbakan Netanyahu’nun Gazze’de HAMAS’a karşı yürüttüğü savaşın girmiş olduğu çıkmaz.

Kendi Devletine Karşı Netanyahu nun Güvenlik Bürokrasisiyle Savaşı
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Nathan Posner / AA, 7 Şubat 2025)

İsrail’de savaşın gölgesinde derinleşen kriz, sadece Gazze’de değil devletin kalbinde de yaşanıyor. Netanyahu’nun güvenlik bürokrasisiyle giriştiği hesaplaşma, İsraillilere göre demokrasinin geleceğini tehdit ediyor.

7 Ekim sonrasında İsrail’in güvenlik aygıtları, tarihlerinin en büyük prestij ve güven bunalımını yaşarken, Başbakan Netanyahu bu çöküşün siyasi sorumluluğunu üstlenmek yerine güvenlik bürokrasisini karşısına aldı. Gazze savaşının derinleştirdiği siyasi ve ahlaki krizin tam ortasında; istihbarat kurumları, ordu ve halk, Başbakan’la değil devletin temel ilkeleriyle uyumlu hareket etmeye çalışıyor. İsrail’in içine doğru büyüyen güvenlik krizinin ve Netanyahu’nun kendi devletine karşı açtığı bu yeni cephenin, ülkeyi nereye taşıyacağı ülkedeki büyük bir kesimin endişesi haline geldi.

Netanyahu, ateşkes ve rehinelerin geri dönüşü girişimlerini reddederken Trump, önce İsrail başbakanının da bulunduğu -lakin duyacaklarına hazırlıksız olduğu- basın toplantısında, nükleer konusunda İran ile uzlaşılabileceğini açıkladı, ardından ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff, İran Dışişleri Bakanı Abbas Irakçi ile Umman’da nükleer görüşmeleri başlatmak için bir araya geldi. Bir müzakere zemini vücuda getirmek adına diyalog başlatmayı öngören bu buluşma, Netanyahu’nun İran etrafında oluşturduğu ve iktidarının meşruiyetini oluşturan güvenlikçi söyleme adeta bir darbe oldu. Daha bu konunun çıkarttığı rüzgar dinmeden Netanyahu fırtınaya yakalandı: İsrail’in yeni ulusal güvenlik krizi, günlerdir iç kamuoyunu, Başbakanlığı ve tabii ordu ile istihbaratı meşgul ediyor.

Netanyahu, 7 Ekim 2023’ten beri Gazze’deki savaşı bir etnik temizliğe dönüştürerek ve bölgede İran üzerinden gerilimi yüksek tutarak Batı nezdinde eylemlerine meşruiyet kazandırdı lakin son günlerde Gazze’de hâlâ savaşıyor olmanın ahlaki zemini bilfiil sahadaki askerler tarafından sorgulanır oldu. “Neden hâlâ buradayız?” sorusunu yüksek sesle dile getirmeye başlayan İsrailli askerler, rehinelerin kurtarılmasından öte meşru bir cevap bulmakta zorlanmaya başladılar. Ve ülke kamuoyu son gelişmeler ışığında şimdi şu sorulara cevap arıyor: İsrail Başbakanının altındaki zemin kayıyor mu? İçerdeki ulusal güvenlik krizi ne gibi sonuçlara gebe? Kale içten yıkılırsa eğer bu krizler ve skandallar Netanyahu’nun iktidarını sona taşır mı?

 

Kale İçten Yıkılır mı? Netanyahu ile İstihbarat Arasında Kırılma

7 Ekim saldırılarının İsrail’in istihbarat ve güvenlik sektörlerindeki zafiyet ve başarısızlıktan kaynaklandığı, saldırının ilk günlerinden beri dile getiriliyor. Netanyahu’nun hiçbir şekilde sorumluluk almayarak, tüm suçu ordu ve istihbarata yüklediği ilk zamanlardaki açıklamaları karşısında, devletin güvenlik teşkilatı daha olgun bir tutum takınarak eleştirileri göğüslemişti. Özellikle, İsrail İç Güvenlik Servisi Şin Bet’in başı Ronen Bar, bu başarısızlığı kabul ederek dile getirenlerden biri olmuştu. Saldırıların travmasının henüz atlatılmadığı ve İsrail’in karşı saldırılarını başlattığı o dönemde, hükümet ve devlet arasında uzlaşmazlığa dair çatlak sesler gelse de birlik, beraberlik vurgusu galebe çalmış; Gazze’ye yönelik savaş, dört başı mamur olmayan bir konsensus dahilinde yürütülmüştü. Ancak Gazze’deki savaş, Filistinli sivillerin durmaksızın katledildiği, rehinelerin geri getirilemediği sonsuz bir sürece dönüşünce; bu savaşı ve Netanyahu’nun kararlarını en başından itibaren sorgulayarak sokaklarda bıkmaksızın protesto eden İsrailli vatandaşların seslerine müesses nizamın içinden de sesler karışmaya başladı. Netanyahu’nun Gazze’de ateşkes planlarını ve dolayısıyla rehinelerin salıverilmesini sürekli engellemesi, iktidarını korumak adına Ben Gvir ve Smotrich gibi dindar Siyonist bakanların tehditlerine boyun eğerek savaşı sürdürme kararı alması o kadar görünür hale geldi ki, birlik beraberlik için sukut edenler, bunun Netanyahu’nun -İsrailli bir aktivistin deyimiyle- “suç başbakanlığını” ikrar aracı haline getirmesine artık sessiz kalamadılar.

Ronen Bar sadece başarısızlığı kabullenmekle kalmamış, Gazze’de savaş sürerken Batı Şeria’da artan yerleşimci şiddetine göz yumulmasına karşı çıkarak Başbakana buna dair bir mektup göndermiş ve onun şimşeklerini üzerine çekmişti. Son tahlilde Netanyahu, 21 Mart’ta Bar’ın görevine son verdiğini açıkladı. Ne var ki bu kararın zamanlaması, klişe tabirle manidardı. Şin Bet tam da Netanyahu’nun yakın çevresindeki danışmanlarının dahil olduğu iddiasıyla Katargate olarak bilinen soruşturmayı yürütürken müdürünü görevden alma kararı, hem muhalefeti hem de gözlemci grupları harekete geçirdi. Bu kişiler, İsrail Yüksek Mahkemesi’ne kararının yürütmesinin durdurulması için dilekçe verdiler. Mahkeme, 8 Nisan’da verdiği kararla yürütmeyi durdurdu.

Netanyahu kararının gerekçesi olarak zaman içinde büyüyen güvensizliği işaret ederken Bar ise görevden alınma sebebinin Başbakana yeterince sadık olmaması, onun beğenmediği kararlar alması ve Netanyahu’nun yakın çevresine yönelik Katargate soruşturmasını açması olduğunu iddia etti. Bar, ayrıca meselenin temelinin 7 Ekim’den öncesine dayandığını gösterir biçimde, anayasal bir kriz durumunda Netanyahu’nun kendisinden Yüksek Mahkemenin yasal kararlarına değil kendisine itaat etmesini beklediğini belirtti. İsrail siyasi tarihinin şahit olduğu bu en radikal milliyetçi-dindar koalisyon, iktidara geldiğinden beri ülkedeki büyük bir kesimin gözünde meşruiyet elde edemediği gibi; Aralık 2022’den beri aynı kitleler tarafından gösteriler ve protestolar vasıtasıyla istifaya davet edildi. Bu muhalif gösterilerin en büyük itici gücü, iktidarın yargı reformu adı altında yargıyı siyasallaştırarak, İsrail’de liberal demokrasi ile hak ve özgürlüklerin koruyucusu olarak görülen Yüksek Mahkemeyi ele geçirmek olduğu inancıydı. İşte Bar, tam da bu noktayı işaret etti ve anayasal kriz tartışmaları bir kez daha İsrail kamuoyunun gündemine hararetli bir şekilde taşınmış oldu.

Öte yandan Netanyahu’nun partisi olan Likud’un Bar ve Başsavcı Gali Baharav Miara’yı hukuk düzenini ve demokrasinin temellerini aşındırmak suretiyle İsrail güvenlik teşkilatını “derin devletin özel milis kuvvetine dönüştürmekle” ilgili suçlamalara da katılması, kamuoyu nezdinde iktidarın yargı gücünü kendi uhdesine alma niyetinin bir diğer göstergesi oldu.

Bu sırada Bar, 22 Nisan’da Yüksek Mahkemeye sunduğu yeminli yazılı ifadesinde, İsrail kamuoyunun iktidarın tüm gücü elinde toplama niyetine dair kaygısını doğrulamış oldu. İfadesinde Netanyahu’nun devlete değil kendisine sadakat beklediğinden ve asıl meselenin bu olduğu imasından başlayarak Bar; İsrail vatandaşlarının protesto ve gösteri düzenlemeye dair yasal hakkını elinden alacak istekleri geri çevirdiği ve göstericilerin kimliği hakkında bilgi verilmesi talebini reddettiği için Netanyahu tarafından hedefe konulduğunu dile getirdi. İfadesindeki önemli diğer kısım ise rehineler ve ateşkes için çalışan müzakere ekibinden alınması hakkındaydı. Zamanlamaya dikkat çekerek, varılan anlaşmadaki birinci aşamadan ikinci aşamaya geçişte bu kararın alınmasına şaşırdığını zira Şin Bet’in müzakerelerin olumlu yönde neticelenmesinde merkezi bir rolü olduğunu herkesin bildiğini belirtti. Dolayısıyla Bar, bir kez daha Netanyahu’ya yöneltilen eleştirileri onaylar nitelikte Başbakanın rehineler ve ateşkesten ziyade kendi ikbali için ne gerekiyorsa onu yaptığını ima etmiş oldu. Son tahlilde Bar’ın görevden alınmasını izleyen gelişmeler ışığında İsrail kamuoyu güvenlik teşkilatının, medyanın ve hukukun bağımsızlığının önemine ve bunları savunmak için mücadelenin gerekliliğine bir kez daha ikna oldu.

Muhalefet de benzer tepkiyi gösterdi. Hatta Yesh Atid Partisi lideri Yair Lapid uyarıda bulundu: “Bir felakete daha doğru yol alıyoruz. Bu defa felaket içeriden gelecek. Fitne ve çılgınlık seviyesinin daha önce örneği yok. Siyasi bir cinayet var, Yahudi Yahudi’yi öldürüyor”. Yine muhalefetten Demokratlar Partisi’nin lideri Yair Golan da Netanyahu ve ailesini bir “zehir makinesi” olarak niteleyerek Başbakanın “kendi koltuğunu korumak adına daha ne kadar siyasi suikast işleyeceği” sorusunu yöneltti. Yair ve Lapid’in bu güçlü ifadeleri hem siyasi hem de toplumsal olarak İsrail’deki vaziyetin vahametine dair fikir veriyor. Şin Bet ve hükümet arasındaki bu kırılma, doktrinsel olarak güvenliği önceleyen bir devlet için varoluşsal bir problemdir.

 İsrail'de on binlerce kişi Netanyahu ve hükümetine karşı gösteriler düzenliyor
İsrail'de on binlerce kişi Başbakan Binyamin Netanyahu ve hükümetinin, İsrail iç istihbarat teşkilatı Şin-Bet (Şabak) Direktörü Ronen Bar'ı görevden alma girişimi ve Gazze'ye saldırıları yeniden başlatma kararına karşı gösteri düzenliyor. Batı Kudüs'teki Başbakan Binyamin Netanyahu'nun konutu önünde toplanan yüzlerce kişi, Netanyahu hükümetinin istifası ve erken seçim çağrısıyla protesto düzenledi. İsrail güvenlik güçleri gösteriye müdahale etti. (Mostafa Alkhrouf / AA, 20 Mart 2025)

 

Orduyla Gerilim: Gazze’deki Savaşa Askeri Muhalefet

Hükümet ile yargı ve istihbarat kurumları arasındaki gerilim yetmezmiş gibi Netanyahu hükümeti, ordu ile de gerilim yaşıyor. Geçtiğimiz günlerde yaklaşık bin İsrail Hava Kuvvetleri personeli, Gazze’deki savaşın bitirilmesi ve esir takası için hükümete çağrıda bulundu. Daha sonra bu çağrıya akademisyenler ve askeri doktorlar da destek verdi. Yoğun siyasi ve toplumsal muhalefetin ardından askeri muhalefetle de yüzleşen Netanyahu, bu askerleri “bir avuç yabani ot” olarak nitelendirdi ve ordudan ihraçlarını destekledi. Ancak Netanyahu’nun gözden kaçırdığı bir şey var: Bir kere kök salmayagörsün yabani ot sökülür ancak yine yeniden biter, çabuk yayılır. Bu noktada, siyasi çıkarlara hizmet ettiği düşünülen Gazze’deki savaşa yönelik bazı askerler arasındaki muhalefetin kısa vadede sönümlenmeyeceği varsayılabilir. Ayrıca yedek askerlerin savaşı protesto etmeye başlamasıyla ordu, bu birimlerde azaltmaya gitme kararı aldı. Bu durum da ordunun içindeki huzursuzluğun derinleştiğini gösteriyor.

Önce hava kuvvetleri, daha sonra donanma personeli, silahlı birlikler, özel kuvvetler derken son olarak istihbarat birimlerinin üst düzey yetkilileri de basında yazdıkları mektuplarla yer aldı. İsrail ordusunun elit istihbarat birimlerinden olan Birim 8200’den yaklaşık 250 yedek asker hava kuvvetleri pilotlarına desteğini açıkladı. Birimin açıklamasında savaşın gidişatıyla ilgili bedel ödemek pahasına, rehinelerin derhal eve dönmesinin sağlanmasının en öncelikli husus olduğu dile getirildi. Açıklamalara bakılınca hepsindeki ortak vurgu, Başbakan Netanyahu’nun Gazze’de HAMAS’a karşı yürüttüğü savaşın girmiş olduğu çıkmaz özellikle de 18 Mart’taki ateşkesin ardından yeniden başlatılan askeri operasyonlar. Dolayısıyla askerler tarafından yapılan açıklamaların hiçbirinde genel olarak İsrail ordusunda askerlik yapmayı reddetmeye dair bir işaret yok; mektuplar hükümetin Gazze’de savaşı sürdürmektense rehinelerin salıverilmesine öncelik vermesini talep ediyor. Nitekim mektuplarda imzacıların siyasi ve bireysel çıkarlara değil ulusal güvenliğe ve ülkenin çıkarına hizmet ettiklerini belirtmesi, Gazze’de sürdürülen operasyonların neye ve kime hizmet ettiği hususunda İsrail kamuoyundaki eleştirel seslerle paralellik oluşturuyor.

Peki askerler nasıl bu noktaya geldiler? Birincil tanıklıklar durumun netleşmesini sağlıyor. Radyo Hayfa’ya verdiği röportajda bir yedek asker olan Yuval Ben Ari, savaşın bittiğini düşünüyor: “Gazze moloz yığınına döndü ama ordu hâlâ orada net bir amaç olmaksızın yeni operasyonlar planlıyor. Bana öyle geliyor ki, ordu rehinelerin kurtarılmasıyla hiç ilgisi olmayan anlamsız eylemler gerçekleştiriyor ve ben bunun bir parçası olmak istemiyorum”. Ben Ari’nin söz ettiği ilgisiz ve anlamsız operasyonlar, Filistinli sivillere yönelik saldırılar olsa gerek. Neticede onun gibi düşünen askerlere göre Gazze’deki savaş amacından sapmış durumda. Tıpkı Ronen Bar’ın işaret ettiği gibi Ben Ari de ülkesi ve Netanyahu hükümeti için hizmet etmek arasında bir ayrım yapıyor ve “güvenimin kalmadığı bu hükümet iktidarda oldukça bir daha asla üniforma giymeyeceğini” ifade ediyor.

İsrail kamuoyu da hükümetin HAMAS üzerindeki askeri baskıyı arttırma kararının işlemediğini düşünüyor. Ya da ordu mensupları onca ölümden, kandan ve şiddetten sonra savaşı protesto eden göstericilerle aynı kanaati paylaşmaya başladılar. Özellikle rehine aileleri, bu stratejinin rehinelerin hayatını tehlike attığına inanıyor. Hatta Ağustos 2024’te HAMAS’ın elindeki altı rehinenin ölümünü bu baskıya bağlıyorlar.

Son tahlilde, güvenlik teşkilatlarından yükselen eleştirel seslerin bir kurum olarak orduya değil; Netanyahu’ya ve onun siyasi gerekçelerle Gazze’deki savaşı süresiz bir şekilde sürdürme stratejisine yönelik olduğu söylenebilir. Ve bu strateji, toplumdan ve devletten gelen muhalefet nezdinde koalisyondaki radikal unsurları memnun etmekten başka bir anlam taşımamaktadır; ki bilindiği üzere bu kesim Gazze’de savaşın bitmesinden yana değildir.

Netanyahu’nun, yargı bağımsızlığını zayıflatma girişimleri ve güvenlik kurumlarıyla yaşadığı çatışmalar, İsrail'de demokratik kurumların işleyişine dair ciddi endişelere yol açıyor. Eski Başbakan Ehud Barak ve eski Genelkurmay Başkanı Dan Halutz gibi isimler, Netanyahu’nun istifa etmesi gerektiğini savunuyor. Önümüzdeki günlerde, Yüksek Mahkeme’nin Ronen Bar’ın görevden alınmasıyla ilgili vereceği karar ve Netanyahu’nun yolsuzluk davasındaki gelişmeler, İsrail'in siyasi geleceği açısından belirleyici olacaktır.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası