Kriter > Dosya > Dosya / Trump'ın Ticaret Savaşları |

Trump Tarifeleri: ABD’nin Tarihi Refleksi mi, Geçici Dalga mı?


Evet, Trump’ın deli dolu ve inişli-çıkışlı bir yapıya ve yırtıcı/kuralsız bir “iş yapma tarzına” sahip olduğu söylenebilir. Bununla birlikte, bütün bu yaşananların temelde sadece “Trump etkisi” olduğunu düşünmemek icap eder.

Trump Tarifeleri ABD nin Tarihi Refleksi mi Geçici Dalga mı

ABD’de ikinci başkanlık dönemine hızlı bir giriş yapan Donald J. Trump, son olarak korumacılıkta vitesi ciddi şekilde yükselterek başta Çin olmak üzere tüm ülkeler için gümrük tarifelerinde büyük artışlara gitti. Genel olarak bütün ülkeler için minimum yüzde 10’luk “gümrük tarifesi kuralı” geldi. Çin hariç olmak üzere yüzde 10’dan yüksek tarife oranlarını 90 günlüğüne dondurma kararı alan Trump yönetimi, bu süreçte ülkelerle tarife oranları üzerinde “pazarlık yapma” kapısını da açık bıraktı ki halihazırda onlarca ülkeyle bu konuda “görüşmeler” yapıldığı Beyaz Saray tarafından bildirildi. Çin için geçerli olan tarife oranı -karşılıklı el yükseltmeler neticesinde- yüzde 145’e kadar çıktı. Fakat bu “aşırı yüksek” oranın yapılacak görüşmeler neticesinde “ciddi şekilde aşağı gelebileceği” şeklinde mesajlar da Trump yönetimi tarafından verildi. Avrupa Birliği için öngörülen oran ise yüzde 20 düzeyinde. Yüzde 10’un üzerinde tarifeye maruz kalan ülkeler için tarife oranı ortalama yüzde 28.8 seviyesinde. Trump yönetiminin çok hızlı bir şekilde karar aldığı ve kararlarından dönebildiği dikkate alındığında, atılan bu adımların ne düzeyde hayata geçeceği önemli bir soru işareti olmakla birlikte, ABD’nin uzun dönemli ağırlıklandırılmış ortalama tarife oranının yüzde 2’nin altında olduğu düşünülünce, atılan bu son adımların ne büyük bir dönüşüme tekabül ettiği net bir şekilde görülecektir.

Evet, Trump’ın deli dolu, inişli-çıkışlı bir yapıya ve yırtıcı/kuralsız bir “iş yapma tarzına” sahip olduğu söylenebilir. Bununla birlikte, bütün bu yaşananların temelde sadece “Trump etkisi” olduğunu düşünmemek icap eder. Dünya ciddi şekilde değişiyor/dönüşüyor ve küresel/bölgesel aktörler de bu değişimlere “cevap” üretmeye çalışıyor. Uzun vadeli bir perspektiften bakıldığında normalde daha yavaş, daha “medenice-görünümlü” ve daha az dalgalı (ama yine de dalgalı) yaşanacak bir süreci, Trump’ın daha hızlı, daha “nobran” ve daha dalgalı hale getirme eğiliminde olduğu söylenebilir. Bununla birlikte, tam da bu tarihi süreçte/dönemde Trump gibi sert/çatışmacı bir figürün ciddi bir popülariteye sahip olması da ABD’nin genel olarak daha çatışmacı bir hâletiruhiye içerisinde bulunduğuna dönük bir işaret olarak okunabilir. Şu halde, söz konusu tarife artışları ABD’nin yaşadığı göreli güç kaybına karşı geliştirdiği “Trump usulü” tarihsel bir savunma refleksi olarak okunabilir.

 

ABD'nin Kurduğu Küresel Sistem ve Değişen Güç Dengeleri

İkinci Dünya Savaşı’ndan belki de dünya tarihinde görülen en güçlü ülke olarak çıkan ABD, savaş sonrası ortaya çıkan ekonomik/finansal sistemin -Bretton Woods- tasarımını neredeyse tek başına gerçekleştirmiş ve ABD doları eksenli bir finansal sistem inşa etmişti. Bu sistemde aynı zamanda serbest ticaretin -temelde Batılı ülkeler arasında- yaygınlaştırılması hedefleniyordu. 1980’ler ile birlikte yine ABD öncülüğünde ciddi bir “neoliberal düzeltme” gerçekleşti ve denkleme hem gelişmekte olan ülkeler hem de finansallaşma katıldı. Böylece gerek ticari gerekse finansal olarak giderek artan düzeyde bütünleşik ve etkileşimli bir dünya ekonomisi husule geldi.

Bu süreçte, küresel ticarette ve finansallaşmada yaşanan büyük genişlemeden -belli boyutlarda önemli maliyetler ödemekle birlikte- çoğu ülke/devlet genel manada kazançlı çıksa da bu serbest sistemin en büyük kazananlarının başta Çin ve diğer Güneydoğu Asya ülkeleri olmak üzere gelişmekte olan ülkeler olduğunu söyleyebiliriz. Bu süreçte, aynı zamanda küresel tedarik/değer zincirlerinin çok daha karmaşık hale gelmesiyle de üretim zincirinin ilerleyen aşamalarında ve sonunda yer alma eğiliminde olan zengin (Batılı) ülkeler, kritik ara malların tedarikinde de giderek artan oranda gelişmekte olan ülkelere bağımlı hale gelmeye başladılar. Böylece 1980’lerden bu yana, ABD başta olmak üzere Batılı ülkelerin mutlak güçleri artış gösterse de göreli güçlerinde ciddi bir gerileme yaşandığını görüyoruz.

Öte yandan, serbest ticaret/finans sistemi -yaşanan teknolojik gelişim ile birlikte- dünyada genel olarak tüketicilerin refah düzeylerini ciddi şekilde artırırken üretim ve çalışan boyutlarında ortaya son derece karmaşık bir tablo çıkardı. Çin gibi hızla gelişen ülkelerde üretim altyapısı muazzam bir şekilde gelişirken gerek beyaz yakalı gerekse mavi yakalı işlerde büyük genişlemeler yaşandı. Öte yandan, üretimlerini giderek artan oranda gelişmekte olan ülkelere kaydıran zengin ülkelerde ise sanayi sektörleri zayıfladı ve bu ekonomiler, çok büyük oranda hizmetler sektörü eksenli hale geldi. Nihayetinde ise mavi yakalı işlerin ağırlığında büyük bir gerileme ortaya çıktı.

Genel olarak bakıldığında, zengin/gelişmiş ülkelerin bir taraftan göreli güçleri gerilerken diğer taraftan da üretim altyapılarında ciddi bir aşınma (sanayisizleşme) meydana geldi. Küreselleşmenin çalışanlar/toplum üzerindeki olumsuz etkilerini telafi etme noktasında Avrupalı ülkeler -sahip oldukları görece güçlü sosyal güvenlik sistemleri sayesinde- önemli oranda başarılı oldu. Bununla birlikte, Avrupa’da birçok ülkede aşırı sağın önemli bir yükseliş trendinde olması, söz konusu ekonomik telafi mekanizmalarının yeterli olmadığı yönünde bize güçlü bir izlenim veriyor. Öte yandan, zayıf bir sosyal politika sistemine/anlayışına sahip olan ABD’de, 1980’lerden bu yana orta sınıfın ciddi bir ekonomik gerileme yaşadığını görüyoruz. Tartışmalı bir figür olan Trump’ın sahip olduğu popülaritede de orta sınıfın -yaşanan bu gerileme nedeniyle- derin bir şekilde hissettiği içerlemenin/kızgınlığın büyük bir paya sahip olduğunu söyleyebiliriz.

Trump'ın tarife savaşının ardındaki plan, İNFO AA
ABD hükümeti, tarifelerden yılda yaklaşık 600-700 milyar dolar gelir elde edileceğini tahmin ediyor. (Mehmet Yaren Bozğun / AA, 9 Nisan 2025)

 

Trump Tarifeleri: Sebepler ve Hedefler

Doların sahip olduğu uluslararası rezerv statüsü, ABD’de tüketicilere ve yatırımcılara çok büyük faydalar sağlamakla birlikte -Trump’ın çok yakındığı- büyük ticari açıkların da doğal sebebi niteliğindedir. Yani, uluslararası rezerv para birimine sahip olmak hem büyük bir nimet hem de ciddi bir külfettir. Fakat, kritik husus şudur: Bu tarz bir sistemin, doğal olarak kendi “çelişkisini” içinde barındırdığı ve ancak yeterince güçlü olunduğu müddetçe söz konusu nimetin külfete galebe çalacağı söylenebilir. Sahip olunan gücün belli bir eşiğin altına düşmesi durumunda da külfetin “dayanılmaz” hale geleceği ifade edilebilir. Değişimin esas olduğu ve Cenâb-ı Allah’ın “günleri insanlar arasında döndürüp durduğu” (Âl-i İmran, 140) dünyada da bunun bir gün mutlaka yaşanacağını söyleyebiliriz. Şu halde, ABD’nin göreli gücünde ciddi bir gerileme yaşanmış olması, doların külfet olma derecesinin halihazırda zaten önemli ölçüde arttığını göstermektedir.

1980’lerde taşları döşenen ve 1990’larda “olgunlaşan” neoliberal sistem, daha 1990’larda ve özellikle 2008 küresel finans kriziyle birlikte ciddi sarsıntılar/dalgalanmalar yaşamıştı. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD öncülüğünde ve ABD eliyle kurulan sistemin mantıki/nihai/olgunlaşmış versiyonu olarak nitelendirilebilecek bu sistemin küresel/bölgesel güç dengelerinde yaşanan dramatik dönüşümler ile birlikte artık iyiden iyiye çatırdamaya başladığını görüyoruz. Bu bağlamda, Trump’ın izlediği bugünkü muğlak yolu, tamamen dışsal bir şok olarak okuma hatasına düşmemeliyiz. Zaten birinci Trump döneminde atılan “korumacı” adımlara, daha sonraki Biden döneminde -geriye alınmak bir yana- devam edildiğini görmüştük.

Şu halde, Trump’ın ikinci dönemine oldukça “hızlı” bir giriş yaptığını ve bir sistem/zihniyet değişikliği anlamına gelecek düzeyde bir “irade ortaya koyduğunu” görüyoruz. Trump yönetiminin, söz konusu adımların gerekçelerini sunarken genel hatlarını çizdiği ticari/finansal/ekonomik anlayışın iki dünya savaşı arası dönemde görülen küresel ölçekteki korumacı/çatışmacı duruşu güçlü bir şekilde çağrıştırmasının ise en az atılan bu adımlar kadar önemli olduğunu ifade edebiliriz. Bu noktayı vurgulamakta fayda olduğunu söyleyebilirim: Trump yönetiminin çizdiği çerçeve, Bretton Woods döneminin de değil, ondan da önceki -bir asır önceki- dönemin ekonomik/ticari/finansal zihin dünyasını yansıtıyor. Trump’ın 2 Nisan tarihli başkanlık icra emrinde (executive order) tarifelerin ciddi şekilde artırılmasına gerekçe olarak serdettiği “savaş sonrası [ortaya çıkan] uluslararası ekonomik sistemin üç yanlış varsayıma dayandığı” şeklindeki ifadesi, bu durumun en sarih göstergesi niteliğindedir. Trump aynı belgede, ayrıca verilen büyük ticaret açıkları neticesinde ABD’nin imalat sanayiinin “içinin boşaldığını”, kritik tedarik zincirlerinin “altının oyulduğu” ve savunma-sanayi sektörlerinin “yabancı rakiplere bağımlı hale geldiğini” ifade ederek “bu sistemin” ABD’nin çıkarlarına hizmet etmediğini güçlü bir şekilde ifade etti. Yine, Trump 20 Ocak’ta Capitol Hill’de başkanlık görevini devralırken gerçekleştirdiği başkanlık konuşmasında, tarifeleri ne kadar çok “sevdiğini” şu sözlerle göstermişti: “Her zaman tarifelerin bana göre sözlükteki en güzel kelime olduğunu söylerim. (…) Çünkü tarifeler bizi zengin edecek, ülkemizin giden işlerini geri getirecek.”

Yine Trump İtalyan Başbakanı Giorgia Meloni ile gerçekleştirdiği basın toplantısında, tarifeler sayesinde ABD’nin ne kadar çok “para kazanacağını” şu şekilde belirtti: “Tarifeler bizi zengin ediyor. Biden döneminde ticarette çok fazla para kaybediyorduk, trilyonlarca dolar. Şimdi, işler tamamen değişti. (…) Çok para kazanıyoruz. Şimdi burada oturup seninle konuşurken [bile] milyarlarca dolar para geliyor.”

Belirtmek gerekir ki Trump’ın bugün sahip olduğu iki dünya savaşı arasının “korumacı/çatışmacı mantalitesinin” izlerini, çok daha gerilerde de bulmak mümkündür. Bu noktada aslında Trump’ın temelde hep bu anlayışta olduğu ve ABD’nin az veya çok Trump çizgisine “bugün” gelmiş olduğu ifade edilebilir. Trump, 2 Eylül 1987 tarihinde toplamda yüz bin dolara yakın para harcayarak New York Times, Washington Post ve Boston Globe gazetelerine -açık mektup olarak verdiği- tam sayfa ilanda, ABD’nin izlemekte olduğu dış politikaya sert eleştiriler yöneltiyor ve “Japonya ile diğer ülkelerin on yıllardır ABD’den yararlandığını” ve ABD’nin verdiği “devasa [ticaret] açıklarını Japonya ve diğer ülkelere [kendilerine ABD tarafından sağlanan koruma karşılığında] ödeterek” kapatmak gerektiğini ifade ediyordu.

 

Küresel Dönüşüm ve Türkiye'ye Etkileri

Bir asır sonra bu tarihi süreçte de Çin’in artık arayı neredeyse kapatması ve gelişmekte olan birçok ülkenin ciddi şekilde güç kazanması, ABD’nin -yine çok güçlü olmakla birlikte- artık mutlak bir güç olmaması, Avrupa’nın önemli sorunlarla/kısıtlarla boğuşması ve giderek artan oranda “hasta kıta” imajı vermesi ve dünyanın önemli oranda çok kutuplu bir görünüm arz etmeye başlaması nedeniyle dünyanın öyle veya böyle daha çalkantılı ve sıkıntılı bir döneme girme eğilimi içerisinde olduğunu da söyleyebiliriz.

Seksen yıl öncesi bir yana kırk yıl öncesine kıyasla dahi epey farklı güç dengelerine sahip olunan dünyada, ABD eliyle kurulan sistemlerin varlıklarını bundan sonraki süreçte de aynen sürdürmelerini beklemek zaten gerçekçi değildir. Yine, gerileyen ve liderliği bir başkasına -Çin’e- devretme tehlikesini çok ciddi şekilde yaşayan bir “hegemonik güç” olarak ABD’nin mevcut “gidişatı” yavaşlatma veya tersine çevirme noktasında somut/güçlü/cesur adımlar atmaya çalışması ise zaten beklenmesi gereken şeydir. Şu halde, Trump yönetimi oldukça “renkli” bir görünüm sergilemekle birlikte atılan bu adımlar uzun vadeli bir perspektiften bakıldığında zaten ABD’nin göstermesi beklenen/beklenecek reflekslerin Trump usulü daha abartılı/nobran/aceleci versiyonu olarak okunabilir.

Genel olarak bakıldığında, sanki Trump yönetimi; neredeyse herkes kazanmakla birlikte “en çok” Çin ve Güneydoğu Asya ile diğer gelişmekte olan ülkelerin kazandığı, Batılı ülkelerle ABD’nin ise “daha az” kazandığı bu sistemi “değiştirip”, neredeyse herkesin kaybettiği ama en çok Çin’in -ve diğer Güneydoğu Asya ülkeleri ile genel olarak da gelişmekte olan ülkelerin- kaybettiği, en az da ABD’nin kaybettiği bir sisteme geçip göreli güç kaybına son vererek “tarihi gidişatı” tersine çevirmek istiyor görünmektedir. Bu “strateji”, belli boyutlarda istenen sonuçları kısmen üretme potansiyeli taşımakla birlikte, bu stratejinin genel olarak “işe yaramasının” çok zor olduğunu ve tarihi gidişatın öyle veya böyle bizi uzun vadeli nihai durağına, yani Asya’ya “ulaştıracağını” sanırım söyleyebiliriz.

Son olarak ülkemize gelecek olursak, yaşanacak çalkantıların gerek küresel ticaret/ekonomi gerekse de Avrupa ekonomisi üzerindeki negatif yansımalarının, ülkemizi belli oranda olumsuz etkileyecek olsa da geniş bir ürün gamına ve oldukça esnek bir yapıya sahip olan Türk ekonomisinin yaşanan bu hengâmeden hem göreli hem de mutlak anlamda kazançlı çıkmasını bekleyebiliriz. Fakat, bunun gerçekleşebilmesi için ortaya çıkan fırsatlardan hakkıyla yararlanmaya ve dezavantajlı hususları minimize etmeye çalışmamız büyük önem arz etmektedir.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası