Kriter > Dış Politika |

Türkiye Post-Western Bir Dünyada mı Hareket Ediyor?


Post-Western kavramı, bu konjonktürde ortaya çıkan ve Batı’nın küresel siyaset, ekonomi ve kültürel anlamda mutlak hakimiyetinin kalmadığını ifade eder. Çin başta olmak üzere Asya’da yükselen güçlerin yanında, Hindistan, Rusya, Körfez ülkeleri ya da Brezilya, Endonezya, Türkiye gibi bölgesel güçlerin Batı’yı tek güç merkezi olarak algılamayarak otonom davranışlar sergilemeleri, Post-Western dünyanın işareti olarak görülmektedir. Türkiye için aslında Post-Western kavramı ile tanımlanan nitelikler yeni bir durum değil. Ankara, öncelikle uluslararası sistemin Batı sonrası halinin daha fazla güvenlik ihtiyacı oluşturduğu konusundaki durumu fark ederek, buna uygun davranan bir tavır içinde olmuştur.

Türkiye Post-Western Bir Dünyada mı Hareket Ediyor

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan liberal düzenin, Soğuk Savaş’ın bitişine paralel olarak mutlak galip geldiği iddiaları, yerini, tarihin hızlı akması ve yaşanan gelişmelerle birlikte uluslararası sistemle ilişkili ciddi sorunların olduğu tartışmalara bırakmıştır. Sistemlerin devamlılığını, güç parametreleri dışında var olan ya da meydana gelen sorunlara çözüm bulabilmesi ile ilişkilendirdiğimizde ciddi bir sistem krizi olduğu herkesin kabulü olacaktır. Liberal değerler merkezinde uluslararası örgütler ve ekonomik parametrelerle ilerleyen sistem; özellikle güç mücadeleleri, sistemin koruyucusu olarak ifade edilen aktörlerin hukuk tanımaz tavırları, pandemi süreci ve başta Filistin olmak üzere masum insanların yaşadıkları zulümlere çözüm üretememesi ile meşruiyetini belirgin biçimde kaybetmiştir.

 

Uluslararası Sistem Meselesi

Yaşanan krizlere ve uluslararası siyasetteki gelişmelere paralel olarak uluslararası sistemin ne olacağı konusunda bazı farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda özellikle uluslararası politikada değişen güç dağılımları ile yeni örgütsel yapılanmalar, Batı dışında yeni bir küresel hegemonya ya da düzen beklentisini beraberinde getirmiştir. Burada şunu ifade etmek gerekir ki, uluslararası sistem askeri olarak hâlâ ABD liderliğinde tek kutuplu, ancak siyasi ve ekonomik anlamda ise çok kutuplu ya da bölgesel iş birlikleri bağlamında ilerleyen bir yapıya sahiptir. Uluslararası sistem tartışmaları yapılabilmesinin özü de buradan kaynaklanmaktadır. Batılı liberal hegemonya olarak tanımladığımız sistem, temelde ekonomik ve siyasi entegrasyon ile hukuk ilkelerinin uygulanması esasında ilerlerken; askeri üstünlük, işlediği varsayılan düzenin tehdit edilmesi ya da zarar görmesi durumunda devreye alınan bir güç unsuru olarak görülmüştür. Dolayısıyla ekonomik olarak Batı dışında güç odaklarının ortaya çıkması merkezinde, cari uluslararası sistemin geçerliliği sorgulanmaya başlanabilmiştir.

Post-Western (Batı sonrası-Batı ötesi) kavramı, bu konjonktürde ortaya çıkan ve Batı’nın küresel siyaset, ekonomi ve kültürel anlamda mutlak hâkimiyetinin kalmadığını ifade eder. Çin başta olmak üzere Asya’da yükselen güçlerin yanında, Hindistan, Rusya, Körfez ülkeleri ya da Brezilya, Endonezya, Türkiye gibi bölgesel güçlerin Batı’yı tek güç merkezi olarak algılamayarak otonom davranışlar sergilemeleri, Post-Western dünyanın işareti olarak görülmektedir. Bu haliyle, Avrupa ve ABD’nin tek güç merkezi olarak görülmediği, güç kaymaları ekseninde liberal değerlerin sorgulandığı ve normatif çoğulculuk anlayışının merkeze alınarak, şu an için yalnızca ekonomik olan yeni kurumların oluşturularak iktisadi kalkınma anlayışının farklılaşması, Post-Western dünyanın alametleri olarak tanımlanmaktadır.

AB Komisyonu Başkanı Von der Leyen, geçtiğimiz günlerde Avrupa Birliği’nin genişleme sürecinde ivmenin düşmemesi gerektiğine dair yaptığı açıklamada, Türkiye’ye dair de önemli bir söylemde bulunmuştur. Avrupa kıtasını birbirine tamamen entegre etmenin gerekliliği Von der Leyen’e göre, Avrupa’nın Türk, Rus ya da Çin etkisine girme tehlikesiyle ilintilidir. Türkiye, her ne kadar müzakereler şu an için aktif bir derinliği ifade etmese de AB üyelik süreci devam eden bir ülkedir. AB’nin yürütme organının başının, olası bir üye hakkında tehdit algısı imasında bulunması, AB tarafında yeni bir gelişme değildir. Türkiye’nin üyelik başvurusunda bulunduğu uzun bir geçmişe sahip tarihinde benzer imalar ya da açıklamalarla yerinin Avrupa olmadığının söylenmesi sık görülen bir durumdur. Yalnızca bu açıklama bile Türkiye’nin dış politikasının ne yönde seyrettiği sorusunu sormayı hak etmektedir.

Yakın zamandaki bu örneğin dışında da Türkiye’nin Batılı aktörler tarafından yalnız bırakıldığı, iş birliklerinin rafa kalktığı ve ciddi güvenlik tehditlerine maruz bırakıldığı pek çok durumu bulmak mümkündür. Buna paralel olarak da Türkiye’nin AK Parti iktidarının başlangıcından itibaren sergilemiş olduğu dış politika pratikleri ile geleneksel dış politika anlayışının “Batıcı” yönünden ne derecede farklılaştığı mı yoksa devamlılık mı sergilediği sorularının sorulmasına yol açmıştır. Belki de tam da burada Batı’nın etkisinin azalması ve “diğerlerinin” konumunun muhkemleşmesi bağlamındaki Post-Western kavramının Türkiye için bir yol olarak görülüp görülmediği sorulabilir.

Yıllara göre Türkiye'nin savunma ve havacılık ihracatı, AA İNFO
Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii (SSB) Başkanı Haluk Görgün, Türkiye’nin savunma ve havacılık ihracatının kısa süre içerisinde 11 milyar doların üzerine çıkarak dünyada ilk 10 ülke arasına taşımayı hedeflediklerini söyledi. (Mehmet Yaren Bozğun / AA, 7 Mayıs 2026)

 

Türkiye’nin Stratejisi

Dış politika karar vericileri, Türkiye için stratejik bir şans olarak görülebilecek biçimde uzun bir zamandır uluslararası sistemin kriz içinde olduğu ve buna paralel olarak da güç geçişlerine dikkat etmeyen ve konumunu buna göre şekillendirip, gereklerini yapmayan devletlerin ciddi bir zafiyet yaşayacağına dair söyleme sahiptir. Dolayısıyla Türkiye için aslında Post-Western kavramı ile tanımlanan nitelikler yeni bir durum değil. Ankara, öncelikle uluslararası sistemin Batı sonrası halinin daha fazla güvenlik ihtiyacı oluşturduğu konusundaki durumu fark ederek, buna uygun davranan bir tavır içinde olmuştur. Liberal değerler üzerinden giden uluslararası sistemin hukuk bazlı işleyişinin yerini, devletlerin ulusal önceliklerini öne çıkartarak, saldırganlaştığı bir dünyanın almasına Türkiye’nin cevabı, savunma ihtiyacının gerekliliğini sağlamak için yerli savunma sanayisine önem vermesi şeklinde olmuştur. Türkiye’nin bugün itibariyle yalnızca savunma ihtiyacının büyük oranda yerli-milli şekilde sağlamasının yanında, uluslararası alanda gerçekleştirdiği ihracatlar ve modernizasyon çalışmaları ile de sistemin önemli bir oyuncusu olduğunu söylemek mümkündür. Dolayısıyla Türkiye’nin güvenlik sistemi noktasında, Batı ile bağımlı ilişkisinin azaldığı ve bu durumun da otonom davranışlar sergilemesine imkân tanıyarak, uluslararası sistemdeki konumunu yeniden tanımladığı söylenebilir.

Bunun yanında Türkiye, kendi kendine yetmediği ve tedarik sürecinde problem yaşayabileceği enerji alanında da iş birliklerini çeşitlendirmiş, diğer yandan ekonomik anlamda da ticaret sahaları konusunda dar bir jeopolitikle kendini sınırlamamaya başlamıştır. Bu da doğal olarak yine dış ticaret hacimlerinde Batı dışı alanların oransal bazda yükselmesini sağlamış ve Türkiye’nin politik yaklaşımının ekonomik boyutta da değişimi mi, sorusunu beraberinde getirmiştir.

Güvenlik parametreleri konusunda bağımsız, ekonomik entegrasyonlar konusunda vizyoner, kuramsal ve örgütsel bazda kendi ağırlığını hissettirerek uluslararası kriz ve sorunlara çözüm bulan bir Türkiye’nin Post-Western bir düzlemde mi hareket ettiği sorusu, dış politikanın olası geleceğini tahmin etme konusunda da fikir vermektedir.

Türkiye, AK Parti dönemi ile birlikte dış politikadaki yöntemi değiştirmiştir. Dış politikanın yöntemi, ülkenin sahip oldukları ve olmadıklarına bağlı olarak şekillenirken, kimliksel bazda sahip olunan ama değerli görülmeyen unsurlar öne çıkarılmış ve sahip olunmayan ve bu yönüyle bağımlılık ilişkisinin devamlılığını sağlayan zayıflıklar ortadan kaldırılmıştır. Bunun sonucu olarak da Türkiye, dış politikasını, nasıl algılandığı merkezinde değil de nasıl algıladığı noktasında şekillendirmeye başlamıştır. Önceden Batı’nın değişmez bir müttefiki ya da dönemsel değişen kavramlarla stratejik ortağı gibi algılarken, değişen yöntem ve kendisini tanımlayışının da farklılaşması ile birlikte eşit, kendi üstünlüklerinin farkında olan ve bunları bir pazarlık konusu olarak bile değerlendirebilecek bir aktör olarak konumlamaktadır.

Verilebilecek onlarca örnekte görülebilecek olsa da yalnızca Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AB Günü münasebetiyle verdiği mesaj, değişen yöntem ve algının ve bu yönüyle de Von der Leyen’in sözlerine en güzel cevabı oluşturmaktadır. Erdoğan, Türkiye’nin AB’ye tam üyelik hedefinden sapmadığı, ilişkileri ahde vefa ilkesinden kopmadan yürütmeye devam ettiğini belirtirken, AB’nin Türkiye’ye Türkiye’nin AB’ye olan ihtiyacından daha fazla olduğunu ifade etmiştir. Türkiye’yi üyeliğe almayan bir AB’nin gerek güvenlik ihtiyaçlarını karşılama gerekse de krizlerle başa çıkma konusunda zaafa düşeceğinin söylenmesi, Türkiye’nin güçlü bir söylemle üyelik meselesini nasıl algılandığına işaret etmektedir.

Peki o zaman Türkiye, Post-Western bir düzlemde mi hareket etmektedir? Bu soruya keskin bir biçimde evet demek zor. Hatta Türkiye’nin Batı’yı sorunsallaştırma gibi bir gündeminin olmadığı bile söylenebilir. Türkiye’nin AB üyeliğine alternatif ya da yeni güvenlik oluşumlarına olası katılımı konusunda devlet ricalinin ikame mantığı ile yaklaşmadıklarına dair açıklamalarının yanında, Ankara’nın ekonomik ve siyasi anlamda kimlik değişimi düşüncesinin olmaması, Post-Western bir dünya hedefinin olmadığını göstermektedir. Ancak dış politikayı algılayışının farklılaşmasına paralel olarak, tarihsel Batılı dar jeopolitik anlayışının ve çıkar mantığının sonucu olarak Türkiye’nin uzun zamandır Post-Western bir yöntemle hareket ettiği de bir gerçektir. Sonuç olarak Türkiye, Batı’yı doğru algılayıp sistemin gereklerine uygun davranarak dış politikasını şekillendirmekte ve bu yönüyle de Batı’yı diğer aktörler gibi ulusal çıkar ve iş birliği denkleminde ele almaktadır.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası