Kriter > Dosya > Dosya / Toplum |

Pürüzsüz Şefkat ve Ötekinin Tasfiyesi: “Pet-Anneliği”nin Otopsisi


Hakiki annelik, bireyin egosunu parçalayan devasa bir felsefi ve ontolojik yırtılmadır. Bu sayede kişiyi kendi güvenli kozasından çıkarıp o öngörülemez ve kanlı canlı hayatın tam ortasına yerleştirir. Oysa bugün dijital vitrinlerde, yalnızlaştırılmış apartman dairelerinde ve plazaların steril izolasyonunda sözde kutsallaştırılmaya çalışılan “hayvan anneliği”, öteki’nin bu radikalliğinden, yorucu itirazından ve ontolojik acısından köşe bucak kaçan modern öznenin sığındığı “Aynı’nın Cehennemi”dir.

Pürüzsüz Şefkat ve Ötekinin Tasfiyesi Pet-Anneliği nin Otopsisi
(Depositphotos / jakubzerdzicki)

Bosch gibi küresel sermaye aygıtlarının reklam kampanyasından sosyal medyanın filtreli dünyasına kadar her alanı işgal etmeye başlayan “hayvan anneliği” propagandası ile karşı karşıyayız. Bu propaganda, ilk bakışta, modern insanın şefkat sınırlarını, türleri aşacak şekilde genişlettiği, masum ve yüce gönüllü bir “sevgi aydınlanması” anlamında pazarlanmaktadır. Oysa ki günümüzün en keskin eleştirel teorisyenlerinden Byung-Chul Han’ın psiko-politik neşteriyle bu cilalı ambalajı yırttığımızda, altından şefkatin evrenselleşmesi değil, bizatihi kapitalizmin o sterilize edilmiş “ötekinin tasfiyesi” süreci çıkmaktadır. Hâlbuki söz konusu süreci ifade edebilecek bu tablo, ataerkil kodlara veya geleneksel kurumlara yöneltilmiş cesur bir başkaldırı sahnelerinden ibaret değildir. Aksine, karşımızda duran bu izafi şatafatlı manzara, sorumluluktan ve acıdan kaçan, sadece ve sadece kendisini düşünen bireyin kendi etrafında ördüğü o pürüzsüz, hastalıklı konfor alanı ve bizatihi fedakârlık gerektiren o hakiki, sancılı bağlılığın varoluşsal ölümüdür.

Byung-Chul Han’a göre, günümüzün insanının en büyük trajedisi, “öteki” ile karşılaşmaya, onun tekinsiz varlığına tahammül edememesidir. Beşeri annelik, tam da bu kaçınılmaz yüzleşmenin bilahare kendisidir. Öyle ki doğası gereği “öteki”nin o sarsıcı ağırlığına katlanmayı zorunlu kılar. Zira bir insanın evladı, ebeveyninin ruhsal şablonlarına sığmayan, gece yarıları hastalanarak o konforlu uykuyu bölen bir çığlık, ergenlikte kapıları çarpan öfkeli bir isyan, kendi hayat görüşünü dayatan ve en nihayetinde size benzemeyi reddetme cüretini gösteren mutlak, kontrol edilemez bir öteki’dir. Bu yüzden hakiki annelik, bireyin egosunu parçalayan devasa bir felsefi ve ontolojik yırtılmadır. Bu sayede kişiyi kendi güvenli kozasından çıkarıp o öngörülemez ve kanlı canlı hayatın tam ortasına yerleştirir. Oysa bugün dijital vitrinlerde, yalnızlaştırılmış apartman dairelerinde ve plazaların steril izolasyonunda sözde kutsallaştırılmaya çalışılan “hayvan anneliği”, öteki’nin bu radikalliğinden, yorucu itirazından ve ontolojik acısından köşe bucak kaçan modern öznenin sığındığı “Aynı’nın Cehennemi”dir. Reel hayatta bunun karşılığı çok nettir: Evcil hayvan size felsefi bir kriz yaşatmaz, akşam yorgun argın eve döndüğünüzde hayat tercihlerinizi, ahlaki zaaflarınızı veya gün içindeki başarısızlıklarınızı yüzünüze vurmaz. O, sahibinin histerik ataklarını emen, onun kendi egosunu hiçbir ahlaki yargılama üretmeden ona geri yansıtan tüylü bir yankı odası, biyolojik bir aksesuardır.

Genç bir kadının veya modernleşme sancısı yaşayan tipik bir bireyin, kucağındaki kedi veya köpekle “ben onun annesiyim” diyerek kurduğu bu asimetrik bağ, fedakâr bir sevgi eylemi olmaktan çok uzaktır. Aksine bu durum, son derece sterilize edilmiş, pürüzsüz bir tahakküm pratiğidir. Hayatın hiçbir alanında kontrol sahibi olamayan, geleceği ve ekonomik bağımsızlığı kapitalizm tarafından gasp edilmiş modern birey, bir tas özel içeriklerle donatılmış mamayla “satın aldığı” bu canlının; ne zaman yiyeceğine, nerede uyuyacağına, ne zaman dışkılayacağına ve hatta cerrahi bir müdahaleyle, yani kısırlaştırmayla üreme hakkına dahi mutlak surette hükmeder. Bu, sevgi maskesi takmış totaliter bir diktatörlüktür. Netice itibarıyla söz konusu bu birey, insani bir bağın oluşturacağı o derin sürtünmeden, sadakatin, affetmenin ve birlikte büyümenin gerektirdiği o ağır ontolojik bedellerden kaçmaktadır. Bunun yerine o, kendi egosunu koşulsuz şartsız onaylayan, terk etme iradesi elinden alınmış ve tüm varlığı konforlu bir kontrol illüzyonuna indirgenmiş bu “canlı nesneye” sığınır. Modernleşememenin sancısını illiklerine kadar yaşayan bu insan, “öteki”ni sevmeye dair o devasa cesaretini kaybetmiş, onun yerine, mutlak itaat ve tahakkümün piyasada bulunabilecek en şirin, en pazarlanabilir simülasyonunu satın almıştır.

anne-çocuk
(Depositphotos / Christin_Lola)

 

Palyatif Toplumda “Acısız ve Pürüzsüz” Anneliğin İcadı

Han, günümüz toplumunu bir “Palyatif Toplum”, başka bir ifadeyle “Acıdan Kaçan Toplum” olarak tanımlar. Modern insan algofobiktir, yani acı çekmekten, bedel ödemekten, yara almaktan ve konfor alanının ihlal edilmesinden ölümüne korkar. Gündelik hayatta bunun karşılığı son derece trajiktir. En ufak bir fikir ayrılığında karşısındakini “toksik” ilan edip engelleyen, ilişkilerin getirdiği fikri ve hayali sürtünmelerden tek bir ekran kaydırmasıyla kaçan, ruhsal bir boşluk hissettiğinde yüzleşmek yerine anında antidepresanlara veya dijital uyuşturuculara sarılan bir nesille karşı karşıyayız. Bosch gibi küresel şirketlerin ve pet endüstrisinin pazarladığı “evcil anneliği”, tam da ilişkilerden dahi yara almadan kaçmaya programlanmış bu algofobik topluma sunulan acısız, anestezik ve pürüzsüz bir ebeveynlik simülasyonudur. Çünkü reel hayatta gerçek bir çocuk büyütmek, Instagram filtreleriyle gizlenemeyecek kadar kanlı, canlı ve ağır bir yükümlülüktür. Beşeri ebeveynlik; gecenin üçünde ateşlenen bir bedenin başında beklenen uykusuzluktur, okul taksitleri için yutkunan bir ebeveynin ekonomik tükenişidir, evladın dışarıdaki o acımasız dünyada zorbalığa uğradığını gördüğünde kalbe saplanan o ömür boyu sürecek çaresizlik riskidir. Sözün özü, kendi narsisizminizi bir başkası uğruna parçaladığınız görkemli bir acıdır.

Kapitalist mantıkla örülmüş bir ağın kendilerini sardığı sistemin yorgun, depresif ve performans baskısı altında ezilmiş “başarı öznesi” niteliğindeki “akışkan” sözde modern birey ise bu yüke giremez. Üniversite sıralarından plaza duvarlarına kadar sürekli “kendini geliştirme” ve “pazarlama” yarışı içinde ruhu emilmeye çalışılan Z kuşağı ve yeniyetmeler, bu ağır fikrî ve fiziki acıyı göğüsleyecek psikolojik sermayeyi kendilerinde bulamazlar. Kapitalist bir mantıkla evriltilmeye çalışılan bu artık bireyler, çaresizliğin garkına uğrayarak ve ontolojik boşluk hislerine kapılarak kendileri adına bir piyasa ekonomisi gibi sürülen sahte bir “şefkat kiti”ni pet anneliği ile vitrine çıkarmaya çalışır. Dolayısıyla onlar için artık “annelik”, fikrî ve hayali bir meydan okuma değil, kredi kartı ekstresine yansıyan veteriner masrafları, pet kuaförleri ve özel içeriklerle donatılmış mamalarla sınırlandırılabilir bir tüketim kalemidir. Bu yeni nesil annelik, tatile çıkarken “pet oteline” bırakılarak geçici olarak dondurulabilen, gerektiğinde barınağa iade edilerek veya bir başkasına sahiplendirilerek sonlandırılabilen, acı eşiği sıfıra indirilmiş, pürüzsüz bir hobiye indirgenmiştir. Evcil hayvanın onlara sunduğu o çok övülen “koşulsuz sevgi”, aslında mutlak bir biyolojik muhtaçlıktan başka bir şey değildir.

Neticede kültür endüstrisi, geç kapitalizm veya akışkan modernite, hatta daha başka sıfatlar dahi eklenebilecek bu kayıtsız sözde modernlik, insanlığın elinden gerçek anneliğin o kanlı, trajik ama bir o kadar da görkemli ıstırabını, o yıkıcı sadakatini çalmış, yerine sentetik oyuncaklarla, mama markalarıyla ve sosyal medya beğenileriyle sterilize edilmiş “zararsız bir şefkat tüketimi” koymuştur. Sözde takipçi kastırmaya çalışan “sosyal medya fenomenlerinin” veya “etkileyicilerin (influencer)” sosyal medyada “ben onun annesiyim” diyerek sergilediği o şatafatlı tablo, sevginin zaferi değildir. Bu tablo daha çok acıdan ölesiye korkan çürümüş bir çağın, insani sorumluluğa karşı ilan ettiği trajik bir iflas belgesidir. Bu belgeyi şu cevapta görebilmek mümkündür: Filistin’de siyonist zulme maruz kalan, uzuvlarını kaybeden ve hatta ölen çocuklara ağlamak yerine, bir hayvanın ölümüne derin matemler tutmak, işte budur insani sorumluluğa karşı iflas belgesi...

Sosyal medyadaki ergen ve gençlerin hayvan anneliği üzerinden yürüttüğü propagandaya Han’ın “Şeffaflık Toplumu” üzerinden bakarsak, burada gerçek bir isyan bulamayız. Aksine burada görülebilecek ve gösterilebilecek şey “duygunun boşluğu”dur. Aslında tam anlamıyla bir boşluk da değil, bilahare duygunun boşluktaki sergilenmesidir. Han’a göre, dijital çağda her şey bir sergileme değerine dönüştürülmek zorundadır.

Gençlerin kameralar karşısında evcil hayvanlarına “oğlum/kızım” diyerek sergiledikleri o abartılı şefkat, aslında o hayvana duyulan ontolojik bir saygıdan kaynaklanmaz. Hayvan, orada sadece bir dekordur, bir “beğeni aparatıdır”. Birey, o hayvan üzerinden dijital panoptikonda kendi “ahlaki üstünlüğünü”, “vicdanını” ve “modernliğini” sahnelemektedir. Bu, Bourdieu’nün bahsettiği anlamda bir isyan bile sayılamaz, zira isyan bir reddediştir. Buradaki gençler ise dijital kapitalizmin “kendini sürekli pazarla ve iyi görün” emrine gönüllü olarak boyun eğmektedirler. Şefkat, yaşanılan bir sır olmaktan çıkmış, dijital kapitalizmin çarklarını yağlayan bir veri ve performans aracına dönüşmüştür.

 

Sonuç: Çürüyen İnsanlığın Sentetik Tesellisi

Şayet bugün “annelik” kavramı, türler arası bir biyolojik eyleme indirgenecek kadar içi boşaltılabiliyorsa, bu, hayvanların insan mertebesine yükseltildiğini değil, bizzat insan olmanın o ontolojik ayrıcalığının ve ağırlığının çöpe atıldığını gösterir. Evcil hayvan anneliğini kutsayan bu yeni akım, sisteme, muhafazakârlığa veya devlete karşı yapılmış radikal bir eylem değildir. Bu, dijital kapitalist sistemin ezdiği, yorduğu, geleceksiz bıraktığı, başka bir insanla gerçek ve ıstıraplı bir bağ kurma cesaretini elinden aldığı narsistik bireylerin teslimiyet bayrağıdır. Batı merkezli üretilen ancak bu nesil tarafından hemen benimsenen dijital kapitalizm, insanlığı yavaş yavaş “ötekisiz”, “acısız” ve “çocuksuz” bir sterilizasyon odasına hapsetmektedir. Bu devasa ontolojik hadım ediliş ise “pati anneliği” gibi şirin, satılabilir ve pürüzsüz bir yalanla ambalajlanmaktadır.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası