Trump ve yakın çalışma ekibinin saldırgan tutumu, Grönland meselesiyle birlikte ABD’yi ve Batılı müttefiklerini yeni bir krizin eşine getirdi. Grönland’ın “satılık” olduğu fikrini kesin bir dille reddeden Avrupalı müttefikler, ABD’nin bölgeyi ele geçirme girişimlerini endişe verici olarak değerlendiriyor. Trump ise başta Danimarka olmak üzere Norveç, İsveç, Fransa, Almanya, Hollanda, Finlandiya ve İngiltere’ye ek gümrük vergisi uygulama tehditleriyle karşılık veriyor. Karşı hamle olarak da 27 AB lideri, Grönland için Brüksel’de acil bir toplantı yaparak ABD’nin saldırgan tutumunu engellemeye çalışıyor. Trump’ın Grönland’ın aslında ABD’ye ait olduğuna dair tarihsel söylemlerine ek olarak Biden döneminin “beceriksizliğine” dair vurgusu da ön planda. Nitekim 2019’da, (ilk Trump dönemi) bölgeyi birlikte incelemek, nadir toprak elementleri (NTE) ile kritik mineral kaynaklarını geliştirmek için bilimsel ve teknik bilgi alışverişinde bulunmak adına Grönland ile ABD arasında bir mutabakat zaptı imzalandı. Ancak, mutabakat zaptının Biden döneminde yenilenmemesi, ABD’nin Grönland’daki NTE arama faaliyetlerinin sona ermesine neden oldu.
NTE’lerin Yükselişi
Siyasi krizin yanı sıra son dönemlerde petrolden daha önemli olarak nitelendirilen NTE neden bu kadar kritik bir konuma geldi? Bilim insanlarının enerjiden teknolojik altyapıya sahip tüm sistemlerde NTE kullanımı, aslında bir seçim değil, zorunluluk olarak değerlendirilebilir. Nitekim NTE’lerin yapısı incelendiğinde diğer element ve madenlere kıyasla daha hafif, daha dayanıklı ve kullanıldığı alanlara daha minimal düzeylerde işlevsellik kattığı görülmektedir. Temelde de ivmelenen enerji, teknoloji ve savunma sanayisinin de NTE üzerine inşa edildiğini söylemek gerekir. Buradan hareketle NTE; yenilenebilir enerji sistemleri, teknoloji ve ona entegre geliştirilen tüm sistemleriyle birlikte savunma sanayisi için de vazgeçilmez hammadde olarak değerlendiriliyor. Öyle ki NTE, teknolojinin tohumu olarak isimlendiriliyor. NTE’ler, tanımlanmasından işlevsel hale evirildiği sürece değin gün geçtikçe değerlenen bir meta.
Kritik minerallerle birlikte işlevsel hale gelen NTE’ye dair küresel rezervlerdeki sınırlı ve orantısız dağılım ise günümüzdeki küresel jeopolitik krizlerin temellerinden. Çin’in yüzde 70 rezerv ve yüzde 90 oranında rafinasyon oranıyla NTE alanında tartışmasız liderliği, söz konusu krizi derinleştiriyor. NTE’nin jeopolitik bir güç aracı olarak ilk kullanımı ise 2010’daki Çin ve Japonya arasındaki krize dayanıyor. Çinli bir balıkçının Japonya ve Çin arasındaki ihtilaflı sularda Japon sahil güvenliği tarafından tutuklanması, akabinde de Çin’in NTE ve NTE ile üretilen teknoloji odaklı ürünlere yönelik ihracat yasağı getirmesi, uluslararası sistem içerisinde Çin’e olan NTE bağımlılığının bir uluslararası güvenlik sorunu olarak nitelendirilmesine neden oldu. Bu kriz sonrasında ise uluslararası enerji ve güvenlik politikalarında yüksek oranda değişimler meydana geldi. 2011’e kadar ABD’nin hem rafinasyon hem de çevresel faktörlere bağlı olarak NTE arama, çıkarma ve üretiminde geri plandaki rolü, Çin’in NTE ihracat yasaklarıyla değişti. ABD için NTE artık bir ulusal güvenlik sorunu olarak tanımlanıyor. Bu bağlamda da ABD; Japonya, Kazakistan, Malezya, Avustralya, Kırgızistan ile kaynak çeşitlendirmesi için bir dizi NTE anlaşması gerçekleştirdi. Ayrıca, Çin’in NTE alanında hem küresel başat aktör olması hem de 2018 itibariyle Arktik’e Yakın Devlet olarak tanımladığı Kutup İpek Yolu olarak da bilinen Arktik politikasını başlatması, aslında ABD’nin Grönland ısrarının perde arkası.
Grönland’ın Jeolojik Arka Planı ve Potansiyel Rezervler
Grönland’da buz örtüsünün hızlı bir şekilde erimesi, NTE’lerinin çıkarılmasını daha erişilebilir hale getirdi. Söz konusu bu durum, Çin’in NTE alanındaki hegemonyasının kırılabilmesi adına uluslararası ilginin de Grönland’a çekilmesine neden oldu. Adanın uluslararası jeolojik ve modelleme çalışmalarıyla gerçekleştirilen rezerv potansiyeline bakıldığında 1,5 milyon ton NTE rezervine sahip olan Grönland’ın, miktar bakımından küresel olarak sekizinci sırada yer aldığı biliniyor. Söz konusu rezervin Çin’e en yakın ikincil kaynak olduğu değerlendiriliyor. Özellikle ağır NTE rezervinin yüksek oranda adada bulunduğuna dair veriler, Grönland’ın küresel ölçekte önemini artıran etkenlerden.
Ancak Grönland’da NTE’lerin çıkarılmasına dair bir dizi zorluk söz konusu. Adanın tamamında yüz kilometreden az yol bulunması, ulaşımın tamamının neredeyse gemilere ve uçaklara bağlı olması, madenciliğe karşı yerel halkın yüksek orandaki direnci ve söz konusu rezervlerin hâlâ yüzlerce metre buzun altında yer alması, Grönland’da büyük ölçekli madencilik faaliyetlerinin önündeki engellerin başında yer alıyor. Bugüne kadar NTE’lere ilişkin arama faaliyetlerinin ise öncelikle lojistiğin daha elverişli olduğu kıyı ve Güney Grönland’da yoğunlaştığı söylenebilir. Yerel baskılara rağmen 2010 itibariyle söz konusu bölgede arama izinlerinde büyük bir artış yaşanmış, 2020’de ise Grönland’ın neredeyse tamamında arama izinleri verilmiştir. Bugüne kadar ise NTE, uranyum veya diğer kritik minerallerle ilgili oluşan projeler henüz ticari faaliyete geçmemiş, projelendirme ve lisanslanma aşamaları da devam etmektedir.
Yeni NTE Pazar Krizi: Arktik
Grönland’ın güney ucundaki Kvanefjeld projesi, hem NTE hem de uranyum açısından dünyanın önemli sahalarından biri. Proje Avusturalya merkezli Energy Transition Minerals’e ait olmakla birlikte ikinci büyük ortağı Çin merkezli Shenghe Resources. Kvanefjeld; neodim, disprozyum ve terbiyum gibi özellikle savunma sanayisinde kullanılan mıknatıslar için kritik olan elementleri içermesi nedeniyle stratejik öneme sahip. ABD’nin Avustralya ile NTE alanında Ekim 2025’te imzaladığı anlaşma göz önüne alındığında, Trump’ın Çin’e karşı cepheyi sağlamlaştırmak adına elinden geleni yaptığı söylenebilir. Tanbreez projesi ise tıpkı Kvanefjeld’deki gibi yüksek değerli, yüzde 30 oranında ağır NTE içeren ek olarak zirkonyum ve niyobyum yataklarının karışımının yer aldığı bir diğer önemli saha. Tanbreez projesinde ise ABD ve Çin arasında iki yıl boyunca devam eden diplomatik ve ticari savaş hakimdi. Söz konusu proje için ABD uzun dönem Danimarka’ya baskı yapmış akabinde de Tanbreez ABD merkezli Critical Metals Corp şirketine satılarak Çin’in Grönland’daki hedeflerine ulaşması göreceli olarak engellenmişti.
Sonuç Yerine
ABD bağlamında Grönland hem coğrafi olarak yakın hem de siyasi olarak istikrarlı ve Batı yanlısı bir bölgedeki önemli NTE rezervini temsil ediyor. Ancak, ABD’nin Grönland’ı ele geçirme ve/veya ilhak etme konusundaki son söylemleri doğal olarak diplomatik sürtüşmelere ve egemenlik konusunda yerel halkın hassasiyetlerini yoğunlaştırarak madencilik için toplumsal onayı zorlaştırıcı bir eylem olarak da değerlendiriliyor. Ayrıca, Grönland’ın coğrafi şartlarına bakıldığında NTE’lere dair potansiyel sahalar belli olsa bile üretim aşamasına geçilmesi, gelişmiş madencilik bölgelerine göre daha uzun, riskli ve pahalı olacak gibi. Bununla birlikte ileri madencilik sektöründeki gelişmelere odaklanıldığında zorlu coğrafyalarda da NTE arama ve üretim faaliyetlerinin zaman alsa bile gerçekleştiğini biliyoruz.
Bu bağlamda da Grönland’da aşılması gereken temel eşik; (haklı olarak) yerel halkın egemenlik hassasiyetleri ve Batı bloku olarak görülebilecek AB ülkelerinin, Grönland’ı ABD’nin ele geçirmesi fikrine karşı olan tutumu diyebiliriz. Son olarak; ABD’nin Çin’in küresel hegemonyasını kırmak adına gerçekleştirdiği ittifak anlaşmalarına ek olarak Grönland’daki NTE sahalarındaki kuracağı hakimiyet de NTE rezerv oranını hiç kuşkusuz artıracaktır. Ancak, kurulan ittifaklarda NTE’lerin rafinasyonuna dair bir teknolojik yatırımın ve ortak iş modelinin geliştirilememesi ise Grönland’dan çıkarılacak NTE’nin de muhtemelen yine Çin’de işlenmesiyle neticelenecektir.
