Kriter > Dosya > Dosya / Bölgesel Siyaset |

Yemen Savaşı mı, Körfez Rekabeti mi? Suudi Arabistan–BAE Ayrışması


Aralık 2025’te Yemen’de yaşanan gelişmeler, Suudi Arabistan ile BAE arasındaki uzun süredir bastırılan stratejik ayrışmayı açık bir krize dönüştürdü. 2015’te “meşru Yemen hükümetini yeniden tesis etme” ve Husilere karşı koyma söylemiyle kurulan Arap koalisyonu, geçen on yıl içinde ortak bir güvenlik müdahalesinden giderek örtük bir güç rekabetine evrildi. Koalisyon içindeki hedef, araç ve öncelik farklılıkları özellikle 2018’den itibaren belirginleşirken, Aralık 2025 bu farklılıkların resmi düzeye taşındığı bir kırılma noktası hâline geldi.

Yemen Savaşı mı Körfez Rekabeti mi Suudi Arabistan BAE Ayrışması
Yemen’de Başkanlık Konseyi’ne bağlı Vatan Kalkanı Güçleri'nin, ülkenin güneyindeki Aden kentinde kontrolü ele geçirmesinin ardından kentte hayat normale döndü. (Stringer / AA, 8 Ocak 2026)

2010’dan sonra Arap ülkelerinin çoğunda patlak veren kitlesel olayların ardından, bölgesel aktörler ciddi politika yönelimlerine girerek benzer bakış açılarını paylaştıkları ülkelerle ittifak arayışlarına yöneldiler. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile Suudi Arabistan, bu ittifakların en belirgin örnekleri arasında yer aldı. Kendilerini devrim karşıtı bir pozisyonda konumlandıran bu iki ülke, birçok ülkede eş güdüm içinde hareket etti. Bu ortaklık, diğer bir Körfez ülkesi olan Katar’a yönelik hava, kara ve deniz ablukasına kadar uzandı. Suudi Arabistan ile BAE’nin birlikte hareket ettiği bir diğer saha ise Yemen oldu. Yemen’deki iş birliği, askeri müdahaleye varan bir düzeyde sürdürüldü.

Gerek Katar karşıtlığı üzerinden kurulan siyasi ittifak gerekse Yemen’de oluşturulan askeri iş birliği, zamanla her iki ülke açısından da yıpratıcı bir nitelik kazandı. Bu ayrışmanın ilk işaretlerinden biri, Katar krizi sonrasında izlenen normalleşme süreçlerinde görüldü. 2021’e gelindiğinde Suudi Arabistan, El-Ula Zirvesi ile Katar’la ilişkilerini hızla normalleştirirken, Birleşik Arap Emirlikleri bu sürece dâhil olmakla birlikte Riyad kadar istekli ve sıcak bir tutum sergilemedi. Suudi Arabistan açısından Körfez içi uzlaşma, bölgesel istikrarın sağlanması ve liderlik iddiasının yeniden tahkimi anlamına gelirken; BAE, Katar’la ilişkilerde daha mesafeli ve temkinli bir çizgiyi tercih etti. Bu farklılaşma, iki ülke arasındaki stratejik önceliklerin örtük biçimde ayrışmaya başladığını gösteren erken bir işaret olarak okunabilir.

Nitekim 2025’in sonlarına gelindiğinde bu ayrışma, Yemen meselesinde rekabetin ötesine geçerek taraflar arasındaki ciddi sorunların artık gizlenemez hâle geldiğini ortaya koydu. Aralık 2025’te Suudi Arabistan ile BAE Yemen sahasında fiilen karşı karşıya gelerek son yılların en derin krizlerinden birini yaşadı. Kriz, tarafların birbirini açık şekilde suçlamasına kadar ilerledi ve nihayetinde BAE’nin Yemen’den tamamen çekildiğini açıklamasıyla yeni bir aşamaya taşındı.

 

Ne Oldu?

Aralık 2025’te Yemen’de yaşanan gelişmeler, Suudi Arabistan ile BAE arasındaki uzun süredir bastırılan stratejik ayrışmayı açık bir krize dönüştürdü. 2015’te “meşru Yemen hükümetini yeniden tesis etme” ve Husilere karşı koyma söylemiyle kurulan Arap koalisyonu, geçen on yıl içinde ortak bir güvenlik müdahalesinden giderek örtük bir güç rekabetine evrildi. Koalisyon içindeki hedef, araç ve öncelik farklılıkları özellikle 2018’den itibaren belirginleşirken, Aralık 2025 bu farklılıkların resmi düzeye taşındığı bir kırılma noktası hâline geldi.

Bu kırılma, Suudi Arabistan’ın 26–31 Aralık 2025 tarihleri arasında Mukalla, Hadramut ve Mehri’de Güney Geçiş Konseyi (STC) unsurlarını hedef alan hava saldırılarıyla somutlaştı. Riyad’ın, fiilen ortağı konumundaki ve BAE tarafından eğitilip desteklenen güçleri vurması, koalisyon tarihinde benzeri görülmemiş bir tablo ortaya çıkardı. Böylece Yemen, aynı ittifak içinde yer alan aktörlerin birbirine karşı doğrudan güç kullandığı bir çatışma sahasına dönüştü.

Hadramut ve Mehri, bu yeni aşamada merkezi bir rol üstlendi. Uzun süre Husilerle doğrudan çatışmalardan görece uzak kalan bu iki doğu vilayeti, artık koalisyon içi rekabetin ana test alanına dönüştü. STC’nin Aralık 2025 başında Güney Yemen’de kontrolünü pekiştirerek Hadramut ve Mehri’ye doğru genişlemesi, Suudi Arabistan açısından açık bir kırmızı çizgi ihlali olarak algılandı. Körfez uzmanlarından Kristian Coates Ulrichsen, The Conversation için kaleme aldığı değerlendirmede, bu hamlenin Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) zirvesiyle aynı güne denk gelmesinin, Riyad’da söz konusu adımın Abu Dabi’nin bilgisi ve onayıyla gerçekleştiği kanaatini güçlendirdiğini belirtti.

Bu kriz, koalisyon içindeki ayrışmanın aslında yeni olmadığını bir kez daha teyit etti. 2018’de Aden’de, BAE destekli Güvenlik Kuşağı güçleri ile Yemen hükümetine bağlı birlikler arasında yaşanan çatışmalar, koalisyonun birlik görüntüsünün ilk ciddi sınavıydı. 2019’da BAE’nin askeri varlığını azaltması ve nüfuzunu yerel silahlı gruplar üzerinden sürdürmesi, Riyad tarafından Emirliklerin Suudi Arabistan’ı sahada yalnız bıraktığı şeklinde okundu. Bu süreci, Ankara Üniversitesi’nden Betül Doğan Akkaş’ın Anadolu Ajansı için yazdığı yazıda işaret ettiği buck-passing yaklaşımıyla açıklamak mümkündür. Buna göre BAE, koalisyon içinde yer almakla birlikte Yemen müdahalesinin siyasi ve askeri maliyetlerini büyük ölçüde Suudi Arabistan’ın omuzlarına bıraktı. Aynı yıl imzalanan Riyad Anlaşması ile 2022’de kurulan Başkanlık Konseyi, bu yapısal ayrışmayı maskeleyen ancak ortadan kaldırmayan düzenlemeler olarak kaldı. 2023 ve 2024’te rekabetin doğu vilayetlerine kayması ise Aralık 2025’te koalisyonun fiilen işlevsizleşmesiyle sonuçlanan süreci hazırladı.

 

Güney Yemen Neden Önemli?

Hadramut ve Mehri üzerindeki rekabetin arkasında derin jeostratejik hesaplar yatıyor. ABD merkezli MBN’e göre Hadramut, Yemen’in en önemli petrol ve doğal gaz rezervlerini barındırması, uzun Umman Denizi kıyı şeridi ve potansiyel ihracat limanları sayesinde hem ekonomik hem de enerji güvenliği açısından kritik bir konumda bulunuyor. Mehri ise Umman sınırı, açık deniz erişimi ve alternatif enerji–ulaşım koridorları bakımından Suudi Arabistan’ın Hürmüz ve Babu’l Mendeb’e bağımlılığını azaltma arayışlarıyla doğrudan bağlantılı. Buna karşılık BAE, bu bölgeleri Kızıldeniz’den Aden Körfezi’ne ve Afrika Boynuzu’na uzanan daha geniş bir limanlar ve deniz ticaret ağının parçası olarak değerlendiriyor.

Dolayısıyla Yemen’de yaşanan kriz, geçici bir askeri anlaşmazlıktan ziyade, bölgesel düzenin geleceğine ilişkin iki ülkenin stratejik yaklaşımlarının çatışmasını yansıtıyor. Suudi Arabistan, Yemen’i 2030 vizyonu dâhilinde ülkesinin güvenliği ve bölgesel konumu açısından stratejik bir önemde değerlendirirken; BAE ise devlet dışı aktörlerle çalışmak, limanlar ve güvenlik ağları üzerinden nüfuz tesis etmek gibi daha yüksek bir risk toleransını kabullenen bir çizgide ilerliyor.

Yemen'de kontrol
Yemen’de hükümete bağlı “Vatan Kalkanı” güçleri, ülkenin doğusundaki Hadramevt vilayetine bağlı Al Mukalla kentinin kontrolünü, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) destekli ayrılıkçı Güney Geçiş Konseyi’nden (GGK) ele geçirdi. Kentin kontrolünün ele geçirilmesinin ardından bölgede günlük yaşam normale dönmeye başladı. (Stringer / AA, 6 Ocak 2026)

 

Yemen’in Ötesinde Körfez Rekabeti mi?

Suudi Arabistan ile BAE arasındaki gerilim, Suudi Arabistan’a yakın bir haber ajansı olan Arab News’in aktardığına göre, yalnızca Yemen’le sınırlı kalmayarak daha geniş bölgesel politikalar etrafında derinleşmiş durumda. Haberde, CNN kaynaklı bilgilere atıfla, krizin Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Kasım’da Washington’a yaptığı ziyaret sırasında ABD Başkanı Donald Trump’tan BAE’ye yaptırım uygulanmasını talep ettiği yönünde Abu Dabi’ye iletilen yanlış bilgilerden kaynaklanmış olabileceği ileri sürülüyor. Riyad bu iddiayı kesin bir dille reddederken, söz konusu yanlış bilgilendirmenin BAE destekli Güney Geçiş Konseyi’nin Suudi sınırlarına yakın Yemen vilayetlerinde harekete geçirilmesine yol açtığına inanıyor. Gerilim, 30 Aralık’ta Suudi Arabistan’ın Yemen’de Emirlikler bağlantılı olduğunu savunduğu ve koalisyonla koordine edilmediğini ileri sürdüğü bir askeri sevkiyata yönelik hava saldırılarıyla açık bir çatışma boyutuna taşındı.

Arab News’in aktardığına göre anlaşmazlık yalnızca Yemen’le sınırlı değil; iki ülke arasında daha derin bir stratejik ayrışmaya işaret ediyor. Suudi Arabistan, BAE’nin Yemen, Sudan, Afrika Boynuzu ve Suriye’de istikrarsızlaştırıcı aktörlerle ilişkiler kurduğunu düşünürken, Abu Dabi’nin 2020’de İsrail’le başlattığı normalleşme sürecini de bu çerçevede eleştiriyor. Her ne kadar BAE Yemen’de kalan askerlerini çektiğini ve Suudi Arabistan’ın güvenliğine bağlılığını vurgulasa da bu tablo, iki ülke arasındaki ilişkinin artık örtük bir uyumdan ziyade açık ve yapısal bir rekabet zeminine kaydığını ortaya koyuyor.

 

BAE’nin İsrail’le İttifakı Suudi–BAE Ayrışması İçin Ne Diyor?

İsrail faktörü, Suudi Arabistan ile BAE arasındaki ayrışmanın hem sembolik hem de stratejik boyutlarından biri hâline gelmiş durumda. BAE’nin 2020’de İbrahim Anlaşmaları kapsamında İsrail ile normalleşmesi, Riyad’da yalnızca ikili bir diplomatik tercih olarak değil, Emirliklerin bölgesel siyasette daha özerk ve müdahaleci bir çizgiye yönelmesinin parçası olarak okunuyor. Suudi Arabistan, İsrail’le perde arkasında sınırlı temaslara rağmen, resmi normalleşmeyi Filistin devletinin kurulmasına ve iki devletli çözüme yönelik “geri döndürülemez” bir sürece bağlamayı sürdürüyor. Bu nedenle Abu Dabi’nin Tel Aviv’le açık ve kapsamlı iş birliği, Suudi Arabistan’ın Arap ve İslam dünyasındaki normatif liderlik iddiasını zayıflatan bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Nitekim France 24’ün aktardığına göre, Suudi Arabistan devlet televizyonu Ekhbariya’ya konuşan araştırmacı Muneef Amash Al-Harbi, BAE’nin izlediği yaklaşımı “kandura giymiş bir İsrail projesi” (kandura: Körfez ülkelerinde erkeklerin giydiği geleneksel giysi) şeklinde tanımlayarak, Emirliklerin 2020 sonrasında İsrail’le geliştirdiği yakın ilişkinin bölgesel siyasette oluşturduğu algısal kırılmaya dikkat çekti.

Bu bağlamda Suudi medyasında İsrail–BAE ilişkileri; Yemen, Afrika Boynuzu ve Doğu Akdeniz gibi hassas coğrafyalarda, Emirliklerin nüfuz alanını genişleten bir çarpan etkisi oluşturması şeklinde ele alınıyor. Özellikle Somaliland’ın İsrail tarafından tanınması, Suriye’deki ayrılıkçı eğilimler ve Güney Yemen’de STC’nin bağımsızlığa açık söylemleri, Riyad’da İsrail–BAE yakınlaşmasının bölgesel parçalanma risklerini artırdığı yönündeki endişeleri besliyor. Dolayısıyla İsrail meselesi, Suudi Arabistan açısından yalnızca Filistin bağlamında değil; Körfez’de liderlik, meşruiyet ve bölgesel düzen tartışmalarının merkezinde yer alan daha geniş bir stratejik sorunun parçası olarak görülüyor.

Bu tablo, Yemen’de yaşanan krizin yalnızca bir iç savaş ya da koalisyon başarısızlığı olarak okunamayacağını göstermektedir. Aksine Yemen, Suudi Arabistan ile BAE arasındaki bölgesel rekabetin ve farklılaşan stratejik vizyonların en görünür tezahürlerinden biri hâline gelmiştir.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası