Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA Vakfı) 2006’da kurulduğunda, büyük bir değişim ve devinimin arifesinde olan uluslararası ekonomi-politik sistemde Avrasya’nın “oyun kurucu” bir ülkesi olma yolunda hızla mesafe alan Türkiye’nin, bu sürecin tüm katmanlarını dikey ve yatay olarak ele alacak bir entelektüel kapsayıcılığa ne denli ihtiyacı olduğunu da fark etmiş olduk. Geride bıraktığımız 19 yıllık sürede, SETA Vakfı, Türkiye’nin küresel sistemdeki yeni konumunun gerektirdiği düşünce alanına yönelik olarak, ülkemizin uluslararası platformlarda artan rolünün gerektirdiği akademik ve entelektüel altyapıya yönelik olarak birbirinden değerli rapor, araştırma, toplantı ve zirvelere liderlik etti.
Uluslararası ekonomi-politik sistemdeki “oyun kurucu” rolünü etkili bir şekilde tahkim eden Türkiye’nin, bu süreci sahada ve masada ne ölçüde etkin bir diplomasi becerisiyle, ne ölçüde etkin bir siyaset becerisiyle yürüttüğünü, dünyanın önde gelen ülkelerinin küresel düzenin yeniden tasarlanması sürecindeki pozisyonlarını, stratejilerini, uluslararası sistemde ne olup bittiğini, bunun önde gelen ekonomilerin tümüne yansımalarını detaylı bir şekilde ele alacak, analiz edecek, keyifle okunacak bir dergi de hiç şüphesiz SETA’nın başarılarına yakışırdı. Bunu ilk sayısından itibaren başarıyla ortaya koyan Kriter Dergi’mizin 100. sayısına ulaşmış olması, 100 sayıdır dopdolu ve iddialı bir içerikle ulusal ve uluslararası platformların karşısına çıkıyor olması, okuyucularının, takipçilerinin adeta müptela oldukları bir çekim gücü oluşturmuş olması her türlü takdiri hak etmekte.
Kriter Dergi’mizde, fırsat oldukça, uluslararası ekonomi-politik sistemin yeniden yapılanma sürecinde, “oyuncu kurucu” ve “güvenilir liman” bir ülke olarak konumunu perçinleyen ve küresel bir aktör olarak tüm platformlarda sözü merak edilen Türkiye’nin bu başarısının perde arkasındaki büyük ekonomik dönüşümü, bu dönüşümün kodlarını izah etmeye gayret ettim. Nitekim, 100. sayımızda da 21. yüzyılı ülkemiz için bir “Türkiye Yüzyılı” yapmayı hedefleyen vizyonunun yeni ekonomik modelini ve bu sürece son 23 yılda Sayın Cumhurbaşkanının güçlü, kararlı ve vizyoner liderliğinde hangi devrimsel değişimleri başararak geldiğimizi izah etmek isterim. 23 yıl önce 300 milyar doları dahi zor bulan bir GSYH’yi 1,5 trilyon dolara, 33 milyar dolar olan ihracat hacmimizi 270 milyar dolara taşımak, üstelik söz konusu ihracat içerisinde orta ve yüksek teknolojiye dayalı ürünlerin payını yüzde 40’ın üzerine çıkarmayı başarmak, şüphesiz ki, devrimsel başarılarla elde edilmiş bir performans anlamına gelir.
Cumhuriyetimizin Birinci Asrından İkinci Asrına Büyük Dönüşümü
Cumhuriyetimizin birinci asrında gerçekleştirdiğimiz tarihi ekonomik dönüşümü, hangi başlıklarla aktarmak en doğru olur diye düşündüğümüzde, bir çırpıda ifade edilebilecek başlıklar; planlı kalkınma, KOBİ devrimi, altyapı hamlesi, ihracata dayalı büyüme, ağır sanayi hamlesi olarak sıralanabilir. Esasen, bilhassa İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde pek çok gelişmekte olan ekonomiye örnek olmuş bir kalkınma hamlesinden söz ediyoruz. 1933 ile 1938 arası ilk 5 Yıllık Sanayileşme Hamlesinden sonra, 1961’den günümüze 12 Beş Yıllık Kalkınma Planı ile Türkiye ekonomisini 1,3 trilyon dolarlık bir GSYH’nin üzerine, ihracatı ise 260 milyar doların üzerine çıkardık.
Coğrafyamızda yaşanan ağır insanlık trajedisini ve kimi önde gelen ülkelerin “bilinçli” duyarsızlığını gözlemledikçe, 100 yıl önce kuruluşuna kanlarıyla, yürekleriyle imza atmış olan Cumhuriyetimizin kurucularının eseri olan Türkiye Cumhuriyeti’nin hür ve milli egemenliğe dayalı adil duruşunun, ülkemizin etrafındaki tüm coğrafyanın selameti ve huzuru adına ne kadar kıymetli olduğunu bir daha kavrıyoruz. Bu nedenle, Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomik bağımsızlığının, Cumhuriyetimizin 100 yıllık şanlı hikayesinde, Anadolu’nun ekonomik şahlanışının ve KOBİ devriminin ne kadar paha biçilmez bir başarı olduğunu da defalarca idrak etmemiz gerekiyor.
100 yıllık Cumhuriyet tarihine altın harflerle kazınmış olan sanayileşme hamlesinin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın güçlü, kararlı ve vizyoner liderliğinde, son 23 yılda 81 ilimizin tümünden tarihi bir ihracat hamlesine dönüşmüş olmasının, Türk sanayisinin yüz milyarlarca dolarlık ihracat hacmine imza atmasının ve yüksek katma değerli ürünlerinin dünyanın her noktasında aranıyor olmasının özü de budur. Son 23 yılda, Anadolu’nun ekonomik şahlanışı ve KOBİ devrimi ile Türkiye’nin pek çok kentinin aynı zamanda bir üretim, istihdam, inovasyon ve ihracat merkezine dönüştüğüne şahit olduk. Üniversite-sanayi iş birliği adına, teknokent, teknopark ve kuluçka merkezlerinde yerli-milli teknoloji hamlesi adına başarılanlar, Türkiye Yüzyılı’nda yüksek katma değerli bir ekonominin tahkimi adına stratejik önemde. Söz konusu başarılar, aynı zamanda küresel düzenin, küresel ekonomi-politik sistemin sancılı yeniden yapılanma sürecinde, Türkiye’nin imkan ve kabiliyetlerinin güçlendirilmesi için bir gereklilik olan “stratejik otonomi” becerisinin perçinlenmesi adına da önemli.
Cumhuriyetimizin kuruluş günlerinde, çalışabilir nüfusunun önemli bir bölümünü Kurtuluş Savaşında şehit vermiş, yeni bir ekonominin inşası adına yapılması gereken yatırımlar için sermayesi olmayan bir Türkiye’den, bugün 5 kıtada stratejik yatırımlara imza atan, uluslararası müteahhitlik hizmetlerinde dünyada ikinci sırada yer alan, mal ve hizmetleriyle küresel tedarik sisteminde “güvenilir liman” ülke konumunu perçinlemiş bir Türkiye’ye gelmek, Cumhuriyet ekonomisinin asırlık başarısının bir diğer önemli boyutu, Türk insanının destansı “girişimcilik” hikayesidir. İnsanımızın girişimcilik başarısı, Türkiye Yüzyılı vizyonunun yeni ekonomik modelinin de en önemli sacayaklarından birisini oluşturuyor. Türkiye ekonomisini 2 trilyon dolara, ardından 5 trilyon dolara taşıyacak olan iddiamızı, durdurulamaz girişimcilik becerimizle gerçekleştireceğiz. Son 23 yılda Türkiye ekonomisindeki tarihi başarı öyküsü, KOBİ’lerimizin bitmek tükenmek bilmeyen azminin de hikayesidir.
Cumhurbaşkanının liderliğinde, son 23 yılda gerçekleşen paha biçilmez başarının bir diğer sacayağı ise ekonominin demokratikleşmesidir. Sermaye ve yatırım becerisinin tabana yayılmasıdır. Türkiye Yüzyılı vizyonunun yeni ekonomik modeli, Türkiye’deki yatırım iklimini daha da derinleştirecek, daha da kıymetli hale getirecek adımlara da öncelik verilmesi anlamına gelmektedir. Türkiye Yüzyılı’nda Avrasya’ya, Kafkaslar ve Balkanlar’a, Afrika’ya, Ortadoğu’ya KOBİ devrimimiz ile ilham vermeyi sürdüreceğiz.
Türkiye’nin Gücünü Yeniden Taçlandırmak
Osmanlı'dan Cumhuriyet'e, 500 yıllık diplomasi tarihimizi de hafızamızda tutarak, 5 kıtanın tümünde, yüzün üzerinde ülkede; Türkiye'nin azametini, tarihsel başarılarını, kültürel zenginliğini, mazlumlar için anlamını tanımlayan bir esere veya sembole rastlarsınız. Dünyanın neresinde olursa olsun, Türkiye yüzyıllardır imkan ve kabiliyetlerini toplumların ve coğrafyaların kaderini değiştirmek adına her daim seferber etmiştir. Bu nedenle, Türkiye'nin adı geçtiğinde yüzlerde ve gönüllerde bizleri gururlandıracak, ülkemizin özgül ağırlığının anlamını bir kez daha idrak edeceğimiz bir dalgalanma yaşanır. Acıdır ki, 2000'lere kadar, 150 yıllık bir dönemde, Türkiye'nin Türkiye'den daha büyük olduğunu adeta unutmamıza yönelik ağır badireler atlattık.
Bizleri tarih sahnesinden silmeye yönelik en ağır saldırıları Kurtuluş Savaşı Destanı ile yerle yeksan edip, “Türkiye” olmanın anlamını bir kez daha tüm kıtalara ulaştırdık. 1980'lerde Güneydoğu Asya'ya, Latin Amerika'ya yeniden uzandığımızda, “biz de sizi bekliyorduk” dendi. Sayın Cumhurbaşkanı ve ülkemiz, 21. yüzyılın gidişatını değiştirecek liderlik çağrısıyla alkışlandı. Son 23 yılda, yeni bir siyasi ve ekonomik devrimi başlattığımızda, özgüvenimizle 1. ve 2. kuşak komşu ülkelere, Balkanlar’dan Kuzey Afrika'ya, Ortadoğu'dan Kafkasya ve Orta Asya'ya sahip çıktığımızda, “işte beklediğimiz, özlediğimiz Türkiye” dendi. Türkiye milyonlarca kilometrekarelik geniş bir coğrafyaya, tüm Avrasya'ya “rol model”, “ilham veren” bir ülke olarak yepyeni bir heyecanı tetikledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da ifade ettiği üzere, tarihin millet olarak bize yüklediği misyonu görmek, kabul etmek ve buna göre davranmak mecburiyetindeyiz.
Türkiye'nin yüz yılı aşan kalkınma becerisinden, her zorluğu aşma kabiliyetinden, küresel ve bölgesel jeopolitik sınamalara karşı sürdürülebilir ve pragmatik stratejiler ve çözüm yolları üretebilme kapasitesinden yararlanmak, ilham almak adına çağrıda bulunan hiçbir ülkeye, hiçbir topluma, hiçbir kardeşimize sırtımızı dönme, ulaşmama gibi bir lüksümüz yoktur. Türkiye'nin, ülkelerin ve toplumların ekonomik ve siyasi kaderlerini değiştirmek, yeni bir kalkınma hamlesine odaklanmak adına ortaya koydukları çabalarına samimi, kararlı, güçlü katkısı, ülkemizin tüm kıtalar nezdindeki özgül ağırlığını da güçlendirmektedir. Türkiye Yüzyılı vizyonunun yeni ekonomik modelinin bir diğer sacayağı tüm kıtalara özgül ağırlığımızın damgasını vurmak olacaktır. 5 kıtada çok sayıda ülke, “kazan-kazan” ilkesine dayalı samimiyetimizden feyz alarak, pek çok stratejik alan ve sektörde, birçok önde gelen ülkeyle aralarına mesafe koyarken, Türkiye ile iş birliğini derinleştirmeyi hızlandırmaktalar.
Türkiye'nin “çekim gücü”, dünyanın farklı coğrafyalarındaki toplumlarla “duygudaşlığını” kaybetmiş ülkelerin anlayamayacakları bir gerçektir. Türkiye Yüzyılı’nda, ne Türkiye ne de Türk toplumu, ufkunu belirli bir coğrafyayla sınırlandıramaz. Türkiye Yüzyılı vizyonunun özü de budur. 21. yüzyıl gibi pek çok zorlu sınamanın yaşandığı ve yaşanacağı bir yüzyılda, dünyanın belirsizlik çağına sürüklenmek yerine akıl çağına ulaşmanın gayretini ortaya koyduğu bir yüzyılda, Türkiye Yüzyılı vizyonu, Sayın Cumhurbaşkanının da vurguladıkları üzere, çağa liderlik eden büyük ve güçlü Türkiye hedefine emin adımlarla ilerlemektir. Milyonlarca kilometrekarelik geniş coğrafyalara sahip çıkmak, ülkelerin sürdürülebilir kalkınması adına stratejik sektör ve alanlarda iş birliğini derinleştirmek, Türkiye'nin 2030'da iki trilyon dolar, 2040’da ise 5 trilyon dolar GSYH büyüklüğünü aşabilmiş 15 ülke arasında artık yer almasıdır. Bilim ve teknolojiyi stratejik sektörlerle, akademiyi reel sektörle harmanlayarak, özgün fikir ve projelere imza atarak “Tam Bağımsız Türkiye” hedefini ekonominin her alanında da yakalayacağız.
