Kriter > Dosya > Dosya / Dünya Siyaseti |

ABD, Venezuela'da Rejimi Devirmek Yerine İş Birliği Yoluna Gitti


ABD’nin stratejik bir tercih yaptığı görülüyor. Irak ve Afganistan deneyimlerinden ders çıkarmış olmalılar ki, doğrudan rejimi devirmek yerine mevcut yapı ile iş birliği yoluna gittiler. Mesaj netti: Delcy Rodriguez yönetimi sürdürsün, Chavizm devam etsin; yeter ki belirli koşullar yerine getirilsin. ABD’nin, mevcut güç dengelerini gözeten daha kontrollü bir geçiş sürecini tercih ettiği anlaşılıyor. Washington’ın önceliğinin Venezuela’daki doğal kaynaklar ve stratejik çıkarlar olduğu yorumları yapılırken; demokrasi, özgürlük ve insan hakları söylemlerinin ise ikinci planda kaldığı yönünde eleştiriler dile getiriliyor.

ABD Venezuela'da Rejimi Devirmek Yerine İş Birliği Yoluna Gitti
ABD Enerji Bakanı Chris Wright (solda), Venezuela Geçici Devlet Başkanı Delcy Rodriguez (sağda) tarafından başkent Caracas'ta bulunan Miraflores Sarayı'nda kabul edildi. (Julio Urribarri / AA, 12 Şubat 2026)

Venezuela’da Nicolas Maduro yönetimi, yeni dönemde ABD ile daha pragmatik bir ilişki kurmaya çalıştı. Yaptırımların hafifletilmesi ve ekonominin rahatlaması için bazı adımlar atıldı. Daha önce tutuklanan ABD’li paralı askerler serbest bırakıldı, ABD’den gönderilen Venezuelalı göçmenler kabul edildi. Chevron’un sınırlı petrol faaliyetlerine izin verildi. Döviz kuru kısmen dengelendi, enflasyon yavaşladı ve ekonomik tablo önceki yıllara göre daha istikrarlı görünmeye başladı. Ancak bu yumuşama süreci iki ülke arasındaki güvensizliği bitirmedi. ABD, özellikle Marco Rubio’nun öncülüğündeki siyasi çevrelerin etkisiyle, Maduro’yu “Cartel de los Soles” adlı yapı ile ilişkilendirerek hedef aldı ve yakalanması için 50 milyon dolarlık ödül açıkladı. Bölgedeki askeri hareketlilik arttı. ABD'nin Trinidad ve Tobago çevresindeki askeri varlığının güçlenmesi ve sert açıklamalar, olası bir müdahale ihtimalini artırdı.

2025’in ikinci yarısından itibaren ABD, "uyuşturucuyla mücadele" gerekçesiyle 89 Panama işgalinden bu yana bölgede görülmemiş yoğun askeri faaliyet yürüttü. Karakas yönetimi ise bunu siyasi ve askeri baskı olarak değerlendirdi. Bu aşamadan sonra, ABD’nin talepleri karşılanmadan baskının azalmayacağı görüşü güçlendi. Sürecin odağında artık doğrudan Maduro vardı.

Kasım 2025’te Trump ile Maduro arasında yapılan telefon görüşmesi kısa süreli bir diplomatik umut doğurdu. Ancak Karakas’taki iç dengeler buna izin vermedi. Özellikle Maduro’nun eşi Cilia Flores ve Chavizmin ikinci ismi Diosdado Cabello gibi etkili figürlerin tutumu, Maduro’nun Trump ile bir anlaşma yapmasının önüne geçti.

Maduro’nun milyonlarca milise dayanan bir savunma gücüne sahip olduğunu söylemesi ise daha çok iç kamuoyuna verilmiş bir mesaj olarak değerlendirildi. Çünkü Venezuela’nın konvansiyonel askeri kapasitesinin ABD ile doğrudan bir çatışmada denge kuramayacağını daha önceki analizlerimizde de dile getirmiştik.

Aralık 2025’e gelindiğinde ise Venezuela’nın diplomatik ve askeri açıdan belirgin biçimde yalnızlaştığı açıkça görülüyordu.

 

ABD'nin Hava Saldırısı

3 Ocak 2026 sabahı ABD güçleri, Venezuela’da kapsamlı bir askeri operasyon gerçekleştirdi; bu operasyonda başkent Karakas’taki önemli askeri hedefler ve Fuerte Tiuna gibi stratejik üsler vuruldu ve Devlet Başkanı Maduro ile eşi Cilia Flores yakalanarak ABD tarafından alıkonuldu. ABD saldırısının ardından ben de bir gazeteci refleksiyle karadan Venezuela’ya gitmek istedim, ancak hava sahasının kapatılmasıyla birlikte kara sınırları da kapatıldı ve bir süre orada beklemek zorunda kaldım. Venezuelalı yetkililerle yaptığım tüm temaslar ya reddedildi ya da yanıtsız bırakıldı. Açıkçası hiçbir yabancı gazetecinin içeriye girmesini istemiyorlardı, ülke içinde çalışan gazeteciler ise yer yer baskıya maruz kaldı, hatta gözaltına alındı. Uzun uğraşların ardından bir şekilde ülkeye girdikten sonra, o gün düzenlenen yürüyüş ve Maduro’nun oğlu Nicolas Maduro’nun da katıldığı bir etkinlikte bulundum. Etkinlikte "Sizleri geri istiyoruz" (Los queremos de vuelta) yazılı pankartlar asılmıştı.

Venezuela’nın cadde ve sokaklarında beni en çok şaşırtan şey, yabancı bir askeri güç tarafından devlet başkanının kaçırılmasına rağmen kitlesel bir tepkinin olmamasıydı. Karakas'in en ikonik meydanında bile dikkatle bakılmazsa fark edilmeyecek kadar küçük "Maduro’ya özgürlük" yazısı vardı sadece; tabii bir de duvar yazıları ile otoyoldaki bazı afişleri saymazsak eğer. ABD müdahalesi sonrası Maduro’nun görünürlüğü kasıtlı olarak azaltılıyordu. Yani kısacası halka Maduro'suzluğa alışın mesajı net bir şekilde verilmiş. Fırsat buldukça taksiciler, esnaflar, öğrenciler, garsonlar ve çeşitli mesleklerden insanlarla sohbet etmeye çalıştım. Aldığım tepkiler oldukça çeşitliydi: Bir kesim, Maduro’nun alınmasından memnun olduğunu açıkça ifade etti ve "ABD müdahale etmeseydi, Maduro oradan gitmezdi" şeklinde görüşlerini savundu. Buna karşılık Chavizm destekçileri derin bir üzüntü, öfke ve hayal kırıklığı içindeydi. Maduro’nun alıkonulması, yıllar önce ülkeden göç eden Venezuelalılar tarafından sevinçle karşılandı. Başta ABD olmak üzere Kolombiya, İspanya, Şili, Arjantin ve Peru’da zafer çığlıkları yükseldi.

Jorge Rodríguez
Venezuela Ulusal Meclisi Başkanı Jorge Rodríguez, Karakas’taki Miraflores Başkanlık Sarayı önünde Hidrokarbonlar Hakkında Organik Yasa Reformu’nun bir kopyasını kamuoyuna sundu. Venezuela, lider Nicolas Maduro’nun devrilmesinin ardından ABD ile ilişkileri yumuşatmak amacıyla 29 Ocak’ta ulusal petrol sektörünü özel yatırımlara açan bir reformu kabul etti. (Ivan McGregor / AA, 30 Ocak 2026)

 

Maduro'nun Çelik Kapılı Bir Sığınağa Kaçtığı İddiası Doğru Değil

Maduro’nun yakın çevresinin aktardığına göre, son 2 yıldır güvenlik önlemleri son derece sıkıydı. Küba istihbaratına bağlı, iyi eğitilmiş özel güvenlik unsurlarının Maduro’nun korunması için görevlendirildiği belirtiliyordu. Son 2 yılda Maduro’nun nerede kaldığını, kimlerle görüştüğünü ve güvenlik düzeninin ayrıntılarını yalnızca çok sınırlı sayıda kişinin bildiği ifade ediliyordu. Bu nedenle ABD'nin aylar öncesinden içeriden bilgi alarak Maduro’nun hareketlerini anlık olarak izlediği ve o gece bulunduğu yer ile temas halinde olduğu kişilere kadar detaylı bilgiye sahip olduğu yorumları yapıldı.

Operasyon sırasında Maduro’nun yakın koruma ekibi 32 Kübalı özel güvenlik görevlisi ile 47 Venezuelalı asker hayatını kaybetti. Venezuela'dan edindiğim bilgiler, Maduro’nun bir mahzene ya da çelik kapılı bir sığınağa kaçmaya çalıştığı yönündeki anlatımların gerçeği yansıtmadığıydı. Aktarılanlara göre ABD özel kuvvetleri doğrudan üs içerisine indi, Maduro’nun bulunduğu konutun kapısını patlayıcıyla açtı. Patlamanın etkisiyle Maduro ve eşi yere düştü; Maduro sağ dizini burktu, Cilia Flores'in ise kaburgasında kırık oluştu. ABD’nin temel amacının Maduro’yu almak olduğu, ancak eşinin direnmesi üzerine her ikisinin de götürülmesine karar verildi. Operasyonun hemen ardından Maduro’nun yardımcısı Delcy Rodriguez’e ulaşıldığı ve "Maduro öldü" mesajının iletilerek bir anlaşma yapılmaması halinde sıranın kendilerine geleceğinin söylendiği öne sürüldü. Bunun üzerine Rodriguez’in, Chavizmin önde gelen isimlerinden Diosdado Cabello ile Savunma Bakanı Vladimir Padrino Lopez’le görüştüğü, ardından Katar Emiri’nden ABD ile olası bir anlaşma için arabuluculuk talep ettiği iddia edildi. Maduro’nun hayatta olduğuna dair kanıt istendiği ve sonrasında Maduro’nun götürüldüğünü gösteren video ve fotoğrafların yayımlanmasının ardından ABD’nin ikinci bir bombardımanı durdurduğu kaydedildi. Ertesi gün ülkede ciddi bir panik havası hakimdi. Marketlere ve benzin istasyonlarına yoğun talep oluştu. Fiyatlar kısa sürede 3-4 kat arttı, döviz kuru yaklaşık yüzde 300 yükseldi. Halk arasında ikinci bir bombardıman ihtimali ve ülkenin daha büyük bir kaosa sürüklenmesi korkusu yaygındı.

 

ABD, Rejimi Devirmek Yerine İş Birliği Yoluna Gitti

Ancak ABD’nin bu süreçte stratejik bir tercih yaptığı görülüyor. Irak ve Afganistan deneyimlerinden ders çıkarmış olmalılar ki, doğrudan rejimi devirmek yerine mevcut yapı ile iş birliği yoluna gittiler. Mesaj netti: Delcy Rodriguez yönetimi sürdürsün, Chavizm devam etsin; yeter ki belirli koşullar yerine getirilsin.

Zira muhalif lider ve Nobel Barış Ödülü sahibi Maria Corina Machado’nun ülkeye taşınması ya da iktidara getirilmesi halinde, Venezuela’da ciddi bir kaos hatta iç savaş riski doğabileceği değerlendiriliyordu. Machado’nun geçmişte ülkeye yönelik dış müdahale çağrıları yapmış olması ve Donald Trump ile kurduğu yakın temas, toplumun belirli kesimlerinde güçlü bir tepki oluşturabilirdi. Chavizm yanlısı kişilerin protestolarından zaten bunu anlamak zor değildi. Bu nedenle ABD’nin, Machado yerine mevcut güç dengelerini gözeten daha kontrollü bir geçiş sürecini tercih ettiği anlaşılıyor. Washington’ın önceliğinin Venezuela’daki doğal kaynaklar ve stratejik çıkarlar olduğu yorumları yapılırken; demokrasi, özgürlük ve insan hakları söylemlerinin ise ikinci planda kaldığı yönünde eleştiriler dile getiriliyor.

ABD bombardımanından sonra Venezuela’da ekonomik hareketlilik dikkat çekiyor. Halkın büyük kısmı durumdan açıkça şikâyetçi değil; hatta geleceğe umutla bakan bir kesim var. Buna karşılık, Maduro’yu destekleyen ve onun bu şekilde ülkeden götürülmesini kabul edemeyen ciddi bir kitle de bulunuyor. Bu kesim, yaşananları Bolivar devrimine yapılmış bir müdahale olarak görüyor. Geçici Devlet Başkanı Rodriguez dengeli bir politika izliyor. Bir yandan Maduro’nun ülkenin gerçek lideri olduğunu vurgulayarak Chavist tabanı korumaya çalışıyor, diğer yandan ABD ile ilişkileri bozmak istemiyor. Daha pragmatik bir yönetim anlayışı benimsediği görülüyor. Hem Chavist isimlere görev veriyor hem de kendi ekibini kurmak için bazı üst düzey değişiklikler yapıyor. Sokakta en çok konuşulan iddia ise Maduro’nun bir anlaşma sonucu alındığı ve içeriden destek olmadan bunun mümkün olmayacağı yönünde. Şu an için ekonomik göstergelerde kısmi bir toparlanma sinyali var. Para girişinin arttığı, enflasyon ve döviz kurunun kontrol altına alınmaya çalışıldığı ifade ediliyor. La Guaira Limanı’ndaki gemi trafiğinin artması da buna örnek gösteriliyor.

Bu süreçte en büyük hayal kırıklığını yaşayan taraf muhalefet oldu. Beklentileri, müdahale sonrasında iktidarın kendilerine geçmesiydi. Ancak sonuçta yalnızca Maduro alındı; Chavizm ise devlet kurumlarındaki etkinliğini ve kontrolünü sürdürmeye devam ediyor. Görünen o ki ABD’nin önceliği muhalefeti iktidara taşımaktan ziyade, kendi çıkarlarıyla uyumlu bir denge oluşturmak oldu. Şimdilik bu dengenin korunduğu anlaşılıyor.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası