ABD’nin Cartel de los Soles’i (Güneşler Çetesi) Yabancı Terör Örgütleri listesine alma kararı, Washington’ın Venezuela’ya yönelik baskı stratejisinde yeni bir aşamaya geçtiğini gösteriyor. ABD, uzun süredir üst düzey Venezuelalı asker ve yetkililerle bağlantılı olduğunu iddia ettiği bu yapının, Kolombiya kaynaklı kokainin önemli bir bölümünü Venezuela üzerinden ABD ve Avrupa’ya sevk eden kurumsal bir kaçakçılık ağı olduğunu öne sürüyor. Bu nedenle alınan karar, yalnızca uyuşturucuyla mücadele kapsamında değerlendirilmekten çok, Devlet Başkanı Nicolas Maduro yönetimini uluslararası arenada sıkıştırmayı ve diplomatik–ekonomik yaptırımları sertleştirmeyi amaçlayan siyasi bir adım olarak yorumlanıyor. Ayrıca Washington, bu sınıflandırma sayesinde finansal yaptırımlar, mal varlığı dondurma ve üçüncü ülkelere baskı uygulama gibi daha geniş yasal araçlara erişmiş oluyor. En önemlisi, bu adımın Venezuela’ya yönelik olası bir askeri müdahale için hukuki bir zemin oluşturduğu yorumları yapılıyor. Washington, bu tanımlamayla, "uyuşturucu örgütü yöneticilerine karşı operasyon yürütüyorum" söylemini, uluslararası alanda daha kolay savunabilir hale geliyor. ABD’nin iddialarına göre Cartel de los Soles’in üst düzeyinde Maduro ve A takımı bulunuyor. Bu nedenle karar, olası sert adımlar karşısında Washington’a uluslararası tepkilere dayanabilecek güçlü bir gerekçe sağlıyor.
Caracas ise kartelin varlığını "kesinlikle" reddederek, bu kararın Venezuela’ya müdahale için bir gerekçe oluşturma çabası olduğunu savunuyor. Uzmanlara göre ABD’nin Karayipler bölgesindeki askeri varlığı, doğrudan bir çatışma anlamına gelmek zorunda değil; çoğu zaman baskı kurma, müzakere gücünü artırma ve bölgesel mesaj verme amacı taşıyabiliyor. Bu nedenle bölgede tansiyon yüksek olsa da, gelişmelerin diplomatik, ekonomik ve psikolojik baskı ekseninde devam etmesi uluslararası çevreler tarafından daha olası görülüyor.
Venezuela, Olası Savaşa Dayanabilir mi?
Uluslararası güvenlik uzmanlarına göre Venezuela’nın ABD’ye karşı olası bir konvansiyonel savaşta dayanabilmesi, Çin ve Rusya’dan alacağı lojistik desteğe bağlı. Mevcut askeri kapasite göz önüne alındığında, ülkenin ABD’nin organize ve ani bir saldırısı karşısında uzun süre direnmesinin mümkün olmadığı belirtiliyor. Yıllardır ağır yaptırımlar altında kalan Venezuela’nın bakım, onarım ve lojistik altyapısı zayıflarken, ordu büyük ölçüde Rusya, İran ve Çin'den sağlanan silahlara bağımlı hale geldi.
Venezuela, 144 ülke arasında askeri güç sıralamasında 50. sırada bulunuyor. Ülkenin yaklaşık 123 bin aktif askeri, 220 bin milisi ve 8 bin yedek personeli var. Devletin üst düzey askeri yetkilileri, milis sayısının 8 milyona yakın olduğunu belirtse de bölgesel uzmanlar bu rakamı gerçekçi bulmuyor.
Envanterde Rusya’dan alınan 23 Su-30MKV savaş uçağı ile 1980’lerde ABD ile ikili ilişkilerin iyi olduğu bir dönemde tedarik edilen 15 F-16A bulunuyor. Ayrıca 8 Mi-17 helikopteri, 12 radar sistemi, S-300VM hava savunma füzeleri, 44 S-125 Pechora sistemi ve 5 bin civarında Rus yapımı Igla-S taşınabilir hava savunma füzesine sahip. Venezuela’nın yakın dönemde Rusya’dan Pantsir-S1 ve Buk-M2E hava savunma sistemlerinin yanı sıra ek S-300VM ve S-125 Pechora bataryaları da teslim aldığı biliniyor.
Venezuela'da uzun yıllardır yaşanan ekonomik kriz ve ambargolar nedeniyle uçak, radar, zırhlı araç ve deniz unsurlarında bakım faaliyetleri aksıyor ve birçok platform tam kapasiteyle çalışamıyor. ABD’nin üstün askeri kapasitesi nedeniyle Caracas’ın klasik bir savaşı sürdürme şansı bulunmadığı ifade ediliyor. Önemli bir ayrıntıyı gözden kaçırmayalım: ABD, Karayip ülkesi Trinidad ve Tobago'da askeri tatbikatlar yapıyor ve burası Venezuela'nın La Guaira kenti sahillerine sadece 11 kilometre mesafede, ABD'nin burayı alması durumunda başkent Caracas'a ulaşması an meselesi olur zira Caracas, kara yoluyla La Guaira'ya sadece 27 dakika mesafede duruyor.
Caracas’ın elindeki bazı modern sistemlere rağmen hava savunmasının entegrasyon ve kapsam açısından zayıf olması, ABD’nin bu unsurları kısa sürede etkisiz hâle getirebileceği yorumlarını güçlendiriyor. Ancak ülkenin coğrafyası, milis yapılanması ve bölgesel dinamikler nedeniyle olası bir işgalin ABD için uzun ve maliyetli bir sürece dönüşebileceğini göz önünde bulundurmak gerekiyor.
Caracas'ın Açık Cephe Çatışmasında Karşı Koyması Mümkün Görünmüyor
Venezuela ordusunun tank ve zırhlı birliklerinin büyük kısmı eski nesil modellerden oluşurken, yedek parça ve bakım eksikliği önemli bir zafiyet oluşturuyor. Ülkenin donanması da ABD ile kıyaslanamayacak ölçüde küçük ve kırılgan. Ekonomik kriz nedeniyle yakıt, mühimmat ve lojistik kapasitesinin sürdürülebilirliği de ciddi biçimde sınırlı. Bu tablo, Caracas’ın açık cephe çatışmasında Washington’a karşı koyamayacağı yönündeki değerlendirmeleri destekliyor.
Buna rağmen uzmanlar, ABD’nin Venezuela’yı tamamen kontrol altına almasının kısa vadede mümkün olmayacağını vurguluyor. Ülkenin dağlık bölgeleri, ormanları, Amazon havzası ve Venezuela–Kolombiya sınırı, gerilla savaşı için son derece elverişli. Maduro yönetiminin uzun süredir teşvik ettiği milis yapılanması, resmi rakamlar tartışılsa da, yüz binlerce silahlı gönüllünün çatışmaya dahil olabileceğini gösteriyor. Halkın geniş kesiminin ABD müdahalesine karşı olması da olası bir işgali, milliyetçi bir direnişe dönüştürebilir. Kolombiya sınırındaki karteller, silahlı gruplar ve kaçakçılık ağları da ABD açısından çok katmanlı, kontrol edilmesi zor bir ortam hazırlayacaktır.
Bu nedenle uzmanlar, ABD açısından asıl sorunun “savaşı kazanmak” değil, “sonrasını yönetmek” olduğuna dikkat çekiyor. Washington’ın üstün askeri gücü, Venezuela ordusunu kısa sürede etkisiz hale getirebilir, ancak ülkeyi istikrara kavuşturmak ve kontrol altında tutmak yıllarca sürebilir. Irak ve Afganistan örneklerinde olduğu gibi uzun süreli isyanlar, sınır bölgelerinde kontrol kaybı ve milyarlarca dolarlık maliyetler, ABD için ciddi riskler barındırıyor. Bu nedenle Washington’ın önceliğinin doğrudan işgal değil; ekonomik baskıyı artırmak, diplomatik izolasyonu derinleştirmek ve Caracas’ta iç politik dengelerde değişim sağlamak olduğu belirtiliyor.
Venezuela'nın hava savunma sistemleri, modern ABD teknolojisi karşısında dayanıklı değil, tank filosunun büyük bölümü eski modellerden oluşuyor ve ekonomik kriz nedeniyle bakım–lojistik altyapısının zayıflığı operasyon kabiliyetini ciddi şekilde sınırlıyor. Venezuela’nın çoğu ağır silah ve mühimmat açısından Rusya ve İran’a bağımlı olması da uzun soluklu bir çatışmada sürdürülebilirliği daha da tartışmalı hale getiriyor. Maduro yönetimi, yıllardır milis gücünü büyüttüğünü iddia etse de, hükümetin sık sık dile getirdiği "8 milyon milis" rakamı birçok analiste göre gerçekçi olmaktan uzak. Bölgesel uzmanlar, Maduro’nun, milis vurgusunu iç politikada bir kontrol mekanizması olarak kullandığını belirtiyor. Bu yaklaşım hem muhalefete hem de ordu içindeki potansiyel bölünmelere karşı bir güç mesajı içeriyor. Ancak ağır silahların, uzun menzilli sistemlerin ve düzensiz milis yapılanmasının aynı çatı altında toplanması, bölgede "yanlış hesaplama" riskini artırıyor. ABD’nin Karayiplerdeki devasa askeri varlığının sürdüğü bir dönemde, küçük bir provokasyon bile bölgesel bir gerilimi tetikleyebilecek potansiyele sahip.
Uyuşturucu Taşıdıkları İddiasıyla 80'den Fazla Kişi Öldürüldü
Bu siyasi–askeri gerilimin arka planında uyuşturucu ticareti önemli bir yer tutuyor. ABD Kıyı Güvenliği’nin yürüttüğü "Operation Pacific Viper", Pasifik Okyanusu’nu kokain kaçakçılığının ana rotalarından biri olarak hedef alıyor. Latin Amerika basınında çıkan haberlere göre operasyon kapsamında Pasifik’te 34 tonun üzerinde kokain ele geçirildi. Pasifik rotası özellikle son yıllarda hem hacim olarak büyüyen hem de tespiti zorlaşan bir koridor haline geldi. Kolombiya’nın Pasifik kıyılarından başlayan sevkiyatlar Panama, Guatemala ve Meksika kıyılarına ulaşıyor; oradan da ya deniz yoluyla ABD’ye sıçrıyor ya da kara üzerinden kuzeye doğru taşınıyor. Su yolunda kullanılan yarı batabilir tekneler, balıkçı botları ve yüksek hızlı motorlu araçlar nedeniyle denizde takip ve yakalama operasyonları giderek zorlaşıyor. ABD'nin uyuşturucu taşıdıkları iddiasıyla şu ana kadar çoğunluğu Karayip Denizi'nde olmak üzere düzenlediği saldırılarda 80'i aşkın kişi hayatını kaybetti. Bu ölen kişilerin uyuşturucu kaçakçısı olup olmadığı halen teyide muhtaç olurken, Kolombiya Cumhurbaşkanı Gustavo Petro, söz konusu kişilerin masum olduklarını iddia etti.
Pasifik Rotası Uyuşturucu Trafiğinde Kilit Nokta
Venezuela’nın konumu özellikle dikkat çekici. Uluslararası bağımsız kuruluşların verilerine göre ülke, dünyanın en büyük kokain üreticisi olan Kolombiya ile sınır komşusu olması nedeniyle hem kara hem hava trafiğinde kritik bir geçiş alanı. Kolombiya, Dominik Cumhuriyeti ve Porto Riko üzerinden ABD’nin doğu ve güney kıyılarına yönelen hatlarda Venezuela’nın transit rolü giderek artsa da ABD'nin görmezden geldiği Pasifik rotası, uyuşturucu trafiğinin halen yüzde 80'inden fazlasına ev sahipliği yapıyor.
