Kriter > Siyaset |

2025 Seçim Anketleri ve Türkiye’de Seçmen Davranışı


Genel tablo, Türkiye siyasetinde ana rekabet alanının değişmediğini; ancak bu rekabetin etrafındaki yardımcı blokların ve özellikle milliyetçi seçmenin davranışını ve arayışını ortaya koyuyor. 2025 boyunca yayımlanan anketler, Türkiye siyasetinin hem sürekliliklerini hem de kırılganlıklarını aynı anda ortaya koyuyor. Bir yanda iki parti arasındaki ana rekabet devam ederken, diğer yanda milliyetçi oyların dağılması, kararsız seçmenlerin büyüklüğü ve büyük siyasi süreçlerin henüz tam olarak sandığa yansımamış olması, önümüzdeki dönemin siyasal belirsizliklere açık olduğunu gösteriyor.

2025 Seçim Anketleri ve Türkiye de Seçmen Davranışı
(Celal Güneş / AA, 8 Mayıs 2023)

2023 genel ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin üzerinden yaklaşık üç yıl, 2024 yerel seçimlerinin üzerinden ise iki yıla yakın bir süre geçti. Türkiye siyaseti, bu zaman diliminde bu sonuçların ürettiği yeni siyasal dengeleri, aktörleri ve tartışma başlıklarını deneyimledi. Bugün gelinen noktada, siyasal gündemin yavaş yavaş bir sonraki seçimlere doğru evrildiği bir sürece girildiği görülüyor. Böyle bir konjonktürde, son bir yıl boyunca yayımlanan kamuoyu yoklamalarına yakından bakmak, mevcut tabloyu görmenin yanı sıra siyasal gidişatı ve seçmen davranışlarındaki yönelimleri okuyabilmek açısından da önem arz ediyor.

 

Genel Görünüm: Liderlik Yarışı ve Dönüşen Milliyetçi Oylar

2025 boyunca yayımlanan toplamda 234 seçim anketinin aylık ortalamalarını gösteren grafiğe bakıldığında (Grafik 1), Türkiye siyasetinde birinci parti olma yarışının açık biçimde AK Parti ile CHP arasında seyrettiği görülüyor. Yıl boyunca bu iki parti arasındaki fark zaman zaman açılıp kapansa da genel eğilim her iki partinin de yüzde 30 bandının üzerinde tutunmayı başardığı bir dengeye işaret ediyor. Bu durum, siyasal rekabetin hâlâ iki ana eksen etrafında şekillendiğini ve seçmenin büyük kısmının tercihlerini bu iki parti arasında konumlandırdığını gösteriyor. Grafiğin dikkat çeken bir diğer yönü ise milliyetçi oyların parti bazlı dağılımında yaşanan belirgin değişimler. MHP, İYİ Parti, Zafer Partisi ve Anahtar Partisi arasında dağılan milliyetçi oyların yıl boyunca sabit bir hatta ilerlemediği, aksine dalgalı bir seyir izlediği görülüyor. Buna karşın, CHP ve AK Parti dışındaki DEM Parti ve Yeniden Refah gibi partilerde yıl genelinde dramatik sıçramalar ya da sert düşüşler yaşanmadığı, görece istikrarlı bir seyrin korunduğu söylenebilir. Bu genel tablo, Türkiye siyasetinde ana rekabet alanının değişmediğini; ancak bu rekabetin etrafındaki yardımcı blokların ve özellikle milliyetçi seçmenin davranışını ve arayışını ortaya koyuyor.

GRAFİK 1: PARTİLERİN AY BAZLI OY ORTALAMALARI

Terörsüz Türkiye Süreci: Siyasi Risk, Siyasi Dayanıklılık

2025’in ve 2026’ya sarkan sürecin en belirleyici siyasi gündemlerinden biri kuşkusuz “Terörsüz Türkiye” süreci oldu. Cumhur İttifakı açısından bakıldığında bu sürecin başlatılması, seçim davranışı açısından ciddi bir siyasi risk barındırıyordu. Toplumun geniş kesimlerini doğrudan ilgilendiren, tarihsel hafızası güçlü ve duygusal yükü yüksek bir meselede her kesimin hassasiyetlerini gözeterek ilerlemek, siyasal maliyeti yüksek bir denge siyaseti gerektirmekte. Bu bağlamda MHP’nin oylarındaki seyri, Devlet Bahçeli’nin sürecin yürütücü aktörlerinden biri olduğu düşünüldüğünde bu bağlamda değerlendirmek mümkün. Milliyetçi bir parti olarak MHP’nin ideolojik konumu, taban beklentileri ve söylem sınırları dikkate alındığında sürecin aktörleri, dili ve sembolleri üzerinden yaşanan tartışmaların seçmen tabanında bir etki doğurması doğal. Bununla beraber milliyetçi oyda bir artış yaşandığı da kolaylıkla gözlemlenebiliyor. Bu artan oyun neticesinde farklı milliyetçi partilerin ortaya çıkması ve rekabetin artması da olağan bir durum. Bu durum neticesinde bir süredir siyasette olan milliyetçi partilerin oy oranlarının bu rekabetten etkilenmiş olduğunu söyleyebiliriz.

AK Parti açısından baktığımızda tablo daha karmaşık. Geniş bir seçmen koalisyonuna hitap eden; muhafazakâr, milliyetçi ve sağ seçmeni aynı çatı altında tutan bir iktidar partisi olarak AK Parti’nin bu süreci sahiplenmesi, MHP’ye kıyasla daha büyük bir siyasi risk anlamına geliyor. Buna rağmen 2025 boyunca AK Parti oylarında bir azalma yaşanmaması, hatta belli dönemlerde oylarını artırabilmesi, bu açıdan bakıldığında bir başarı olarak değerlendirilebilir. Bu noktada AK Parti’nin oy seyrini yalnızca Terörsüz Türkiye süreci üzerinden okumak elbette eksik olur. Ancak sürecin en belirsiz, sabotaja en açık ve toplumsal tepkilerin en yüksek olabileceği ilk evrelerinde dahi ciddi bir oy kaybı yaşanmaması dikkat çekicidir. Ayrıca yakın dönemde kurulan komisyonun ortak uzlaşı metnini yayımlaması, faaliyet amacının somutlaştırılması, Suriye’de SDG’nin entegrasyonuna dair belirsizliklerin azalması ve terörün hem ülke içinde hem de bölgesel düzeyde sona erdirilmesine yönelik daha net bir çerçevenin ortaya çıkması, önümüzdeki dönemde bu sürecin AK Parti oylarına olumlu yansıyabileceği düşünülebilir.

seçim anketleri

CHP’nin Seyri: Kriz İçinde Yarışı Sürdürmek

CHP’nin 2025 boyunca oy oranlarına bakıldığında, Ocak–Nisan döneminde belirgin bir artış yaşandığı, Nisan sonrasında ise bu artışın durduğu ve oyların görece sabitlendiği görülüyor. Bu dönemde CHP adına önemli gelişmelerden biri Ekrem İmamoğlu’nun yargı süreci oldu. Bu konuda dikkat çekici olan nokta, CHP tarafından tahmin edilenin aksine CHP’nin oy artışının bu sürecin başlamasından önce de görülmesi ve yargı sürecinin ilerleyen aşamalarında bu artışın devam etmemesi ve daha da önemlisi süreç öncesindeki bandına geri dönmüş olmasıdır. Bu durum, söz konusu sürecin seçmen davranışına güçlü ve kalıcı bir etki üretmediğine işaret etmektedir. Fakat CHP’nin oy oranlarını tek bir mesele üzerinden okumak, AK Parti örneğinde olduğu gibi burada da yanıltıcı olur. İmamoğlu’nun yargı süreciyle eş zamanlı olarak muhalefet cephesinde yaşanan genel karışıklık, parti içi tartışmalar hem genel hem yerel düzeyde parti değiştiren siyasetçiler ve çeşitli belediye başkanlarına yönelik yargı süreçleri, CHP’nin bir kriz ortamında bulunduğunu göstermektedir. Bu kriz ortamında, söylevini yargının siyasallaşması ve CHP üzerine operasyonlar gibi söylemler üzerinden oluşturarak yaşadığı krizi oya dönüştürmek isteyen CHP’nin söylevinin başarısız olduğunu söylemek mümkün. Bu söylevin, oyları CHP’nin istediği düzeyde artırmamasının en büyük sebebi Özgür Özel döneminde CHP’nin taban genişletme siyasetini bırakması, önceki seçim ortaklarından uzaklaşması ve sert bir dile geçmesi olarak belirtilebilir.

CHP’nin söylemindeki başarısızlıklarla beraber tablonun doğru okunabilmesi için bir bağlamdan daha bahsetmek gerekir. Bu bağlamda kararsız seçmenler meselesi öne çıkmaktadır. Güncel anketlere bakıldığında kararsız seçmen oranının yüzde 14–17 bandında seyrettiği görülüyor. Bu oran, seçim davranışını öngörmeyi zorlaştıran ciddi bir belirsizlik alanı oluşturmaktadır. Türkiye’de geçmiş seçim tecrübeleri ve anket performansları dikkate alındığında, kararsız seçmenlerin önemli bir kısmının sandık günü Cumhur İttifakı lehine yöneldiği sıkça gözlemlenmiştir. Bu durumun temel nedenlerinden biri, AK Parti’nin uzun süredir iktidarda olması. Uzun iktidar dönemlerinde özellikle ekonomik zorluklar, hayat pahalılığı ve gelir dağılımı gibi başlıklarda iktidar seçmeninin geçici olarak kararsızlara kayması olağan bir davranış biçimidir. Ancak bu seçmen kitlesinin sandık başında risk almaktan kaçınarak mevcut iktidara yönelmesi ve muhalefetin bu kesimin oyunu almasındaki başarısızlığı, önceki seçimlerde defalarca görüldü. Dolayısıyla CHP’nin kriz döneminde anketlerde birinci partiyle başa baş bir görünüm sergilemesi, kararsız seçmen davranışının henüz netleşmemiş olmasıyla da yakından ilişkilidir.

Bu çerçevede 2025 boyunca yayımlanan anketler, Türkiye siyasetinin hem sürekliliklerini hem de kırılganlıklarını aynı anda ortaya koymaktadır. Bir yanda iki parti arasındaki ana rekabet devam ederken, diğer yanda milliyetçi oyların dağılması, kararsız seçmenlerin büyüklüğü ve büyük siyasi süreçlerin henüz tam olarak sandığa yansımamış olması, önümüzdeki dönemin siyasal belirsizliklere açık olduğunu göstermektedir. Bu noktada erken seçim ihtimali, mevcut anket tablosunu doğrudan ve çok yönlü biçimde etkileyebilecek bir faktör olarak öne çıkmaktadır. Kararsız seçmen oranının yüksekliği, milliyetçi oyların parçalı yapısı ve büyük siyasi süreçlerin henüz toplumsal bir sonuca bağlanmamış olması, erken bir seçim kararının seçmen davranışlarını hızla yeniden şekillendirebileceğini göstermektedir. Böyle bir senaryoda, iktidar açısından sürecin kazanımları henüz tam olarak görünür olmadan sandığa gidilmesi risk barındırırken özellikle Terörsüz Türkiye süreci ve ekonomi politikalarındaki başarısına bağlı olarak Cumhur İttifakı’nın oyunu artırma ihtimali daha olası gözüküyor. Bununla beraber Millet İttifakı ve özellikle CHP için oy potansiyelini artırma noktasında aşması gereken zorluklar olduğu yadsınamaz. Oy oranını kendi kontrolünde artırabilmek için içinde bulunduğu krizi yönetebilmekle başlayarak güncel siyasete ve süreçlere dair aktif siyaset geliştirmedikçe seçmen davranışı üzerinde kontrol sağlama ihtimali düşük gözükmekte.

 


Etiketler »  

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz. Daha fazlası