Bağımlılık, ilk bakışta tek kişilik bir hikâye olarak görülse de aslında sebepleri ve sonuçları itibariyle çok boyutlu toplumsal bir sorundur. Zira bağımlılık en genel tanımıyla “kişinin kullandığı bir nesne veya yaptığı bir eylem üzerinde kontrolünü kaybetmesi” olarak tanımlansa da aslında kişinin iyi oluş halini, sağlığını, ailesini, sosyal çevresini, işini, parasını kaybedişini anlatan bir kayboluşun hikayesidir.
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), bağımlılığı beyinde kalıcı değişiklikler meydana getiren "kronik bir hastalık" olarak tanımlarken, bağımlılığın bireylerin sağlık, aile, sosyal ve ekonomik yaşamlarını etkileyen, önlenebilir ve tedavi edilebilir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çekmektedir. Bu sebeple bağımlılığın, bir milli mesele olarak konumlandırılması ve toplumun tüm kesimlerini kapsayan bütüncül bir mücadele anlayışıyla önlenmesi toplumun sağlığı açısından önem arz etmektedir. Nitekim bağımlılıkla mücadele; Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının hazırladığı Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi Vizyon Belgesi ve Eylem Planı’nda, “Aileyi tehdit eden şiddet, zararlı akımlar ve alışkanlıklarla mücadelenin güçlendirilmesi” başlığı altında en önemli stratejik hedeflerden biri olarak yerini almıştır.
Bu kapsamda ilgili bakanlıkların yanı sıra başta Yeşilay olmak üzere üniversiteler, ulusal ve yerel medya kuruluşları, RTÜK ve Diyanet İşleri Başkanlığı ile birtakım iş birliklerinin kurulduğu ifade edilmiş olup çeşitli değerlendirme ve analizlerin yapılması, çocuklara, gençlere ve ailelere kötü alışkanlıklar, bağımlılık, dijital kumar ile oyun bağımlılığı konusunda bilgilendirici ve farkındalık uyandırıcı çok sayıda eğitimlerin düzenlenmesi ve bağımlılığın aile yapısına ve topluma olumsuz etkisini konu alan muhtelif belgesel ve programların hazırlanması en temel beklentilerdendir.
Bu konuda Yeşilay; bağımlılıkla mücadeleyi bir milli bir mesele olarak gördüğünü teyit ederek 26 Kasım 2024’te “Bağımsızlık Seferberliği” ilan etmiş, önleyici ve koruyucu faaliyetlerine daha bir hız vermiştir. Bu amaç doğrultusunda son aylarda kamuoyu ile paylaşmış olduğu “Bağımlılık Ekonomisi” ile “Türkiye Kumar Raporu”, veri temelli bir uyarı niteliğindedir. Türkiye Kumar Raporu’nun lansmanının hemen ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Dijital âlemin kontrolsüzlüğü işimizi zorlaştırsa da sanal kumar ve yasa dışı bahis meselesinin üzerine tüm kapasitemizle gideceğiz” açıklaması, kumar bağımlılığına karşı yürütülecek mücadelenin azimle sürdürüleceğinin bir göstergesi olarak kabul edilerek kamuoyunda geniş yankı uyandırmıştır.
Yeşilay’ın Türkiye Kumar Raporu
Bugün Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, dünyadaki yetişkin nüfusun yüzde 1,2’si kumar bağımlısıdır. Kumar bağımlılığı literatürde “patolojik kumar oynama” davranışı olarak tanımlanmaktadır. Eğer kişi gün geçtikçe daha çok parayla kumar oynama eylemi içerisine giriyorsa, oynayamadığı zamanlarda da sürekli kumar oynama üzerine düşünüyorsa, kumar oynamadığı zaman huzursuz ve sinirli oluyorsa, bir ilişkisini, işini, itibarını kaybetme pahasına kendini frenleyemiyorsa ve kaybettiği miktarı kazanmak için tekrar kumardan medet umuyorsa, bu süreçte çevresinden finansal destek umar hale geldiyse ve maddi kayıplarını gizlemek için yalan söylemeye başladıysa, (DSM-5 tanı ölçütlerine göre) bu kişide kumar oynama bozukluğu olduğu düşünülür.
Türkiye Kumar Raporu’nda ifade edildiği üzere kumar bağımlılığı; ekonomik, biyolojik, psikolojik, sosyal ve çevresel birçok faktör ile gelişmektedir. Bireylerin kumara yönelmesindeki en temel sebep başta ekonomik temelli olsa da eğlenme ve vakit geçirme isteği, riskin getirdiği heyecan arayışı, stresten veya can sıkıntısından kaçış yolu, hak ettiğini düşündüğü hayatı yaşama arzu ile bireyin sosyalleşme ve ortak deneyim yaşama isteği gibi motivasyonlar, bağımlılığın gelişmesine sebep olarak gösterilmektedir. Kumar bağımlılığının yıpratıcı ve yıkıcı sonuçları ise; birey üzerinde kontrol kaybı, suçluluk, utanç, düşük benlik saygısı, umutsuzluk vb. gibi psikolojik; iflas, birikim kaybı gibi ekonomik; aile içi ilişkilerin zedelenmesi ve boşanma gibi toplumsal bedeller şeklinde ortaya çıkmaktadır. Ama en çarpıcı sonuç, kumar bağımlılarının yüzde 20’sinin intihar girişiminde bulunduğu ve bu oranın diğer bağımlılık türlerine kıyasla oldukça yüksek olduğudur.
Raporda, İsviçre’de kumar bağımlılarının intihar etme ihtimalinin genel nüfusa göre 15 kat daha fazla olduğuna, Japonya’da ayakta bağımlılık tedavisi görenlerin yüzde 78,3’ünün intiharı düşündüğüne yüzde 11,7’sinin ise intihar ettiğine yer verilmiştir. Benzer tablolara sahip olan İngiltere de konunun önemine binaen 2023-2028 İntihar Önleme Stratejisi’ne kumar bağımlılığını bir risk faktörü olarak eklemiştir. Bu acı tablonun her geçen gün daha da trajik hale gelmesi, gerekli önemler alınmaması halinde muhtemel gözükmektedir. Zira Rapor’da The Lancet Halk Sağlığı Kumar Komisyonu Raporu verilerine atıf yapılarak dünya genelinde kumar oynama davranışının yıllar içerisinde belirgin bir artış gösterdiğine dikkat çekilmiştir. Bu artışın temel sebebi; 2000’lerle birlikte kumarın kurumsallaşmasıyla kumar endüstrisinin palazlanması ve mevcut teknolojik gelişmelerin kumarın online platformlarda oynanmasına imkân sağlamış olmasıdır.
Bu bağlamda COVID-19 pandemisi, kumar bağımlılığını artıran önemli bir kırılma noktası olarak gözükmektedir. Sosyal izolasyon süreçlerinin sosyal etkileşimleri sınırlaması, buna mukabil dijital platformlarda geçirilen sürenin artması, döneme zimmetli stresten kaçma ihtiyacı, heyecan arama gereksinimleri gibi sebeplerle çevrim içi kumar oynama eğilimleri artmıştır. Nitekim 2021–2024 arasında Yeşilay Danışmanlık Merkezleri’ne (YEDAM) kumar bağımlılığı nedeniyle başvuran 15 bin 624 kişi, psikososyal destek hizmeti talep etmiş olup bu talebin tüm bağımlılık türleri arasında yüzde 28’lik bir paya sahip olduğu anlaşılmaktadır.
Raporda; kumar endüstrisinin “şans oyunu”, “talih oyunu”, “bahis oyunu” gibi ifadelerle kumarın olumsuz imajını değiştirerek kaybetmekten çok kazanmayı umduran ve buna ek olarak çevrim içi kumarın, etkileşim süresini artırıcı tasarımlarla adeta kişiyi hipnotize edercesine ekrana bağlayarak eldeki tüm parayı tüketmesine zemin hazırlayan bir dinamiğinin olduğu vurgulanarak, Türkiye’de 15 yaş ve üzerindeki her 10 kişiden 1’inin hayatında en az bir kere kumar oynadığı dile getirilmiştir. Buna ek olarak kumara başlama yaş aralığının yüzde 71 ile 15-24 yaş aralığı olduğu, kumar oynama oranın erkeklerde yüzde 13,4 kadınlarda yüzde 6,8 iken erkeklerin yüzde 97’sinin kadınların ise sadece yüzde 3’ünün kumar bağımlılığından kurtulmak için YEDAM’a başvurduğu, hayatında en az bir kere kumar oynamış bireylerin eğitim durumlarına bakıldığında arada çok keskin farklar olmasa da yüzde 13’lük oranla lisansüstü eğitim düzeyine sahip kişilerin başı çektiği ve boşanan kadınların yüzde 2’sinin ise boşanma nedeninin kumar bağımlılığı olduğu kamuoyunun dikkatine sunulmuştur.
Bağımlılıkların Türkiye Ekonomisine Maliyeti
Bağımlılık Ekonomisi Raporu’nda, Merkez Bankası verilerine göre Türkiye’nin enerji ithalatının 2024’te 65 milyar dolar seviyesinde gerçekleştiği hatırlatılarak, 4 ana bağımlılık türünün Türkiye ekonomisine toplam yıllık maliyetinin 78 milyar doları bulduğu belirtilmektedir. Raporda maliyetin büyüklüğünü somut örneklerle daha da vurgulamak adına 78 milyar dolarla; yaklaşık 513 bin aileye birer ev verilebileceğine veya 158 adet şehir hastanesi yapılabileceğine ya da 15 bin kilometre uzunluğunda Türkiye’nin dört bir yanını saracak 31 adet hızlı tren hattı döşenebileceğine veyahut 24 derslikli yaklaşık 2 bin 600 okul inşa etmekle birlikte Türkiye’de eğitim gören 18 milyon ilkokul ve ortaokul öğrencisine kişi başı yıllık 4 bin dolar değerinde eğitim materyali ve imkanı sunabileceğine dikkat çekilmiştir.
Rapora göre sigara bağımlılığının Türkiye’ye yıllık ekonomik maliyetinin 24 milyar dolar olduğu belirtilmiştir. Türkiye’deki hanehalkının sigara temini için yaptığı harcama 15 milyar dolar iken, sigara bağımlılığına bağlı gelişen hastalıkların sağlık sistemi üzerindeki maliyeti 5 milyar dolar, sigaradan kaynaklanan yangınların ekonomik zararı ise 4 milyar dolar olarak öngörülmektedir. Sigara kullanımının neden olduğu erken ölümler, iş yeri verimlilik kayıpları, çevre kirliliği vb. gibi dolaylı maliyetler rapora dahil edilmese de maliyetin on milyonlarca dolar olduğu düşünülmektedir. Alkol bağımlılığının ise Türkiye’ye yıllık ekonomik maliyeti yaklaşık 9 milyar dolardır. Türkiye’de yıllık alkol tüketiminin 1,3 milyar litre olduğu, bu tüketimin ekonomik maliyetinin ise yaklaşık 5,5 milyar dolara tekabül ettiği tahmin edilmektedir. Öte yandan, trafik kazalarının yüzde 22’sinin alkolden kaynaklandığı dikkate alındığında, bu kazaların ekonomik maliyetinin (15 milyar dolar) toplam maliyet içinde yüzde 3,3’lük bir paya sahip olduğu görülmektedir. Ayrıca alkol kullanımı; ölüm, rehabilitasyon giderleri, aile içi şiddet, suça karışma, yaşam kalitesinde düşüş ve iş gücü verimliliği kaybı gibi dolaylı maliyetleri de beraberinde getirmektedir.
Türkiye’de 1,7 milyon kişinin uyuşturucu madde kullandığı, 2024 verilerine göre ise yaklaşık 150 bin kişinin uyuşturucu bağlantılı suçlar nedeniyle cezaevinde bulunduğu tespit edilmiştir. Yasaklı madde temininin 2,7 milyar dolar, kamunun ceza, ıslah ve rehabilitasyon harcamalarının 250 milyon dolar, iş gücü kaybının ise 2 milyar dolar olduğu dikkate alındığında, uyuşturucu bağımlılığının Türkiye ekonomisine yıllık toplam maliyetinin yaklaşık 5 milyar dolar olduğu düşünülmektedir. Kumar bağımlılığı ise, Türkiye ekonomisine maliyeti en yüksek olan bağımlılık türü olarak gözükmektedir. Araştırma verilerine göre kumar bağımlılığının ekonomik yükü 40 milyar dolardır. Son yıllarda bahis sektörünün ciro artışının yüzde 40 civarında arttığı göz önüne alındığında bu tahminin şaşırtıcı olsa da doğru olduğu varsayılmaktadır.
Bağımlılık Ekonomisi Raporu birincil derecede bağımlılığın ekonomik maliyetini gözler önüne sermeyi hedeflemiş olsa da ortaya çıkan tablo, bağımlılığın toplumsal maliyetinin ekonomik maliyetiyle iç içe olduğunu açıkça göstermektedir. Bağımlılık özelde bireyi hedef almış gibi gözükse de aslında aileyi, toplumu hedef almış bir halk sağlığı sorunudur ve bireyin tek başına çözebileceği bir irade meselesi değildir. Bu manada Yeşilay Danışmalık Merkezleri (YEDAM) ile Yeşilay Rehabilitasyon Merkezlerinin (REHAB) ücretsiz olarak psikososyal destek, tedavi yönlendirmesi ve rehabilitasyon hizmetleri sunarak misyonu gereği bireyin ve toplumun sağlığına kavuşmasına öncülük etmektedir.
