Kriter Dergi, Türkiye’nin uzun sayılabilecek 10 yıllık döneminin en önemli tanığıdır. Bu dönemde, olup biteni izleyen değil, tarihin doğru tarafında durarak yorumlayan, analiz eden ve sorumluluk alan bir yayıncılık anlayışıyla hareket etti. Hakikatin peşinde oldu. Türkiye’nin stratejik hafızasına çok boyutlu bir bakış açısıyla katkıda bulundu. İlkeli bir duruş ve bu topraklardan meselelere bakan bir perspektifle, toplumsal sorumluluğu ön planda tutan derinlikli analizden taviz vermedi.
Toplumsal dönüşümün, küresel ve bölgesel gelişmelerden Türkiye’ye yansıyan bir tarafı vardır. Dünyada gelişen iletişim teknolojileri ve medyalarının toplumsal ilişkiler üzerindeki etkisi ilk etapta kaydedilmesi gerekenlerden biri. Tabii ki bu gelişme, son on yılın içinde ortaya çıkmış değil. 90’ların sonlarından itibaren başlamış olan sürecin 2000’lerde epeyce çeşitlendiği ve yeni sosyal medya ortamlarını üretmesi, ardından son on yıl içinde de bu gelişmenin yeni bir nesli, yeni ilişkileriyle, düşünme, akletme ve yönlendirilme biçimiyle şekillendirmesi, kuşkusuz en önemli dönüşümlerden biri.
Soğuk savaş dönemi sonrası Bosna Savaşı gibi, Kosova Savaşı gibi testlerle başlayan politikasızlık, 11 Eylül sonrası Amerikan siyasetine angaje oluş biçimiyle -Avrupa açısından olumsuz şekilde- devam etti. Balkanlar, Ortadoğu, Afrika ve okyanus aşırı sorunlara geliştirdiği reaksiyon biçimi ve politik etkisizliği, dünya ulusları nezdinde olduğu kadar zamanla Avrupa’nın kendi toplumsal grupları nezdinde de biriken bir hayal kırıklığına ve gelişen bir tepkisel dip dalgaya evrildi.
23 yıl önce 300 milyar doları dahi zor bulan bir GSYH’yi 1,5 trilyon dolara, 33 milyar dolar olan ihracat hacmimizi 270 milyar dolara taşımak, üstelikte söz konusu ihracat içerisinde orta ve yüksek teknolojiye dayalı ürünlerin payını yüzde 40’ın üzerine çıkarmayı başarmak, şüphesiz ki, devrimsel başarılarla elde edilmiş bir performans anlamına gelir. Son 23 yılda, Anadolu’nun ekonomik şahlanışı ve KOBİ devrimi ile, Türkiye’nin pek çok kentinin aynı zamanda bir üretim, istihdam, inovasyon ve ihracat merkezine dönüştüğüne şahit olduk.
Türkiye’nin artan ekonomik ve askeri kapasitesi, daha aktif Ortadoğu politikasının temelini oluştururken ABD ve Rusya gibi küresel güçler ile İran, BAE ve Suudi Arabistan, Ankara’nın bu politika çerçevesinde sık sık karşı karşıya geldiği bölgesel aktörler oldu. Özellikle Suriye’de PKK/YPG ile iş birliğini tercih eden ABD ile yaşanan mücadele ve gerginlikler ile Suriye’yi arka bahçesi olarak gören Rusya ile bu ülke topraklarında yaşanan güç mücadelesi, son on yılda Türkiye’nin Ortadoğu politikasının şekillenmesine etki eden faktörlerin başında geldi.
Türkiye’nin başta kritik alanlarda dışa bağımlılığı azaltması için başlatılan süreçte yaşanan dönüşüm; kara, hava, deniz, uzay ve siber güvenlik gibi çeşitli alanlarda geliştirilen çok sayıda proje ile gerçekleşmektedir. Son on yılda yapılanlar, milli savunma kabiliyetlerini geliştirmek gayesi ile sınırlı kalmayıp sürdürülebilir bir yapı inşa ederek uluslararası pazardaki rekabet gücünü artırmayı amaçlamaktadır.
Trump’ın “Önce Amerika” ve “Güç yoluyla barış” dediği ve güçlü Amerikan milliyetçiliği üzerine kurulu dış politika yaklaşımı, özünde “müttefikler için bir şeyler verebilen süper güç” olma çizgisini terk ediyor. Bunun yerine zımnen “eşitlik” üzerine kurulu bir ittifak ilişkisini öngörüyor. Bunun ekonomik okumasının anlaşılır bir tarafı olabilir ama uluslararası düzen açısından Trump’ın bu yaklaşımı, ABD’nin müttefiklerinin akıllarında “ABD, Rusya ve Çin karşısında halen bizim müttefikimiz mi?” sorusuna neden oluyor.
ABD’nin Avrupa üzerindeki “güvenlik şemsiyesini” kaldırabileceğine dair imaları, Berlin’den Paris’e kadar birçok başkenti stratejik bir bilinmezliğin içine sürükledi. Bu belirsizlik karşısında, Avrupa’da en çok sorulan sorular şunlar: Yaşlı kıta, ABD’nin kendisini geride bırakması ihtimaline hazırlıklı mı? “Stratejik özerklik” fikri, Avrupa’nın geleceği için gerçekçi bir yol haritası sunabilir mi? Avrupa, kendi kaderini belirleyebilecek mi, yoksa Washington’dan gelen sinyallere göre hareket etmeye devam mı edecek?
Milli gelir rakamlarını farklı açılardan incelediğimizde, net ihracatın ve tarımın büyümeye katkı vermeye başlaması ile milli gelir içinde çalışan kesimin payının artmasının önemli ve istenen gelişmeler olduğunu söyleyebiliriz. Bununla birlikte kişi başına milli gelirimiz de artış eğilimini sürdürerek 15 bin 463 ABD doları olmuştur. Ancak bu gelişmelerin sürdürülmesi için önümüzdeki dönemde atılması gereken adımlar olduğu söylenebilir.
Kriter Dergi, Türkiye’nin uzun sayılabilecek 10 yıllık döneminin en önemli tanığıdır. Bu dönemde, olup biteni izleyen değil, tarihin doğru tarafında durarak yorumlayan, analiz eden ve sorumluluk alan bir yayıncılık anlayışıyla hareket etti. Hakikatin peşinde oldu. Türkiye’nin stratejik hafızasına çok boyutlu bir bakış açısıyla katkıda bulundu. İlkeli bir duruş ve bu topraklardan meselelere bakan bir perspektifle, toplumsal sorumluluğu ön planda tutan derinlikli analizden taviz vermedi.
Modern ulus-devletlerin doğuşu, sembolik olarak ellerinde ulusal bayraklarla eski rejimlere karşı mücadele eden devrimcilerle resmedilmiştir. Artık fiziki, biyolojik ve dijital dünyaların birbirinin içine geçtiği, temel kavramların “heryerdelik”, “hız” olduğu bir çağda, klasik ulusların siyasal egemenliğini, sınırların dokunulmazlığını beklememek gerekmektedir. Zira bilginin süratle yenilenmesi ve erişimin kontrol edilememesi, devletler için egemenliği sorgulanır hale getirmiştir.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "veri politikamızı" inceleyebilirsiniz.
Daha fazlası